9 Ağustos 2012

Oğuz Atay’ın ta 1975'te yaptığı, “yarı-aydın çeteleri”ni ve “kültür gangsterleri”ni teşhir edin çağrısı



Oğuz Atay

5 Ocak 1975

(...) İlerici, gerici her türlü akımların tekelini ellerinde tutan bir küçük yarı-aydın çetesi, yıllardır kendini yenileme gereğini duymadığı için bugün artık yerini kaybetmemek için ancak bezirgân oyunlarıyla ayakta durmaya çalışmaktadır. Yıllardır halkı ve aydın potansiyelini hor gördüğü için kendini geliştirmek için parmağını oynatmamıştır. Bugün haksız olarak gaspettikleri yerler gerçek sahiplerini beklemektedir. Halkın evrensel ruhuna inanan, onu derinliğine tanımaya çalışan gerçek bir aydın topluluğu bu kültür gangsterlerinin yerini almazsa toplumun, çağın çok gerisinde kalacaktır Türk edebiyatı. Birbirlerine ödül dağıtan, oyunun kurallarını bozmaya cesaret edemeyen bu kuru kalabalık aslında tek bir kütledir; ilericilik-gericilik kavgası görünüşte bir çekişmedir. İlericiler, yerlerinde kalmak için değil namuslu bir sosyalistin, sahtekâr bir bezirgânın yapmayacağı oyunlarla uğraşırlar, kendilerini övenlere pay verirler. Ne yazık ki halkın değerlerine sahip çıkmaya çalışanlar da -kendilerine bir isim vermedikleri halde- gerici ya da sağcı denilen ve orta çağın karanlığında yaşayan zavallılardır. Sanat sanat içindir- sanat toplum içindir kısır çekişmesine karşı sanat insan içindir parolasıyla çıktıkları halde insanın, gerçek insanın farkında değillerdir. Gerçekten 'korkak bir karanlık içinde'dirler. Yaşamaktan, eğlenmekten korkarlar. İnsanı, özellikle kadını tanımaktan korkarlar. Dünya nimetlerini çağ dışı boş inançlar yüzünden teperler. Aslında bir ruh hastasının tepkisidir bu; daha doğrusu reddettikleri nimetlere kapılmaktan korkan bozuk ruhların tepkisidir bu. Bu yüzden sosyalizmi ahlâksızlık sanırlar, bu yüzden emperyalizm ile sosyalizmi birbirine karıştırırlar. Allah için bazı sosyalistlerimiz de özel yaşantılarıyla onlara hak verdirecek durumdadırlar. Bir sosyalist eleştirmenimizin dediği gibi 'Türk solu geç kalkar, çünkü bir gece önce sabaha kadar içmiştir.' Bu insanlardan Türk halkı artık bir şey beklememeli. Üç kağıtçılıkla ne devrim olur, ne de ümmeti islâm kurtulur. Bunlar 'çürüyen et, dökülen diş' gibidirler. Bayrak yaptıkları inançlarına rağmen, aslında inançsızdırlar. Kim hangi kapıdan ekmek yiyorsa, o kapının kulluğunu etmektedir. Bunlar Osmanlı İmparatorluğu'nun mirasının kötü bölümü olan kapıkulu kurumunun temsilcileridir. Kendilerine karşı çıkılmasını, haksız yere işgal ettikleri görüşlere karşı hakaret sayarlar. Kendini sosyalist sayan biri, suçunu ortaya dökeni halk düşmanı olarak suçlayarak yavuz hırsızlık oynar. Kendini kapitalist olarak ilân eden birinin serveti, fabrikası yoksa böyle birine herkes güler; haydi ordan çulsuz derler, züğürt kapitalist olur mu? Nedense kendisini sosyalist sayanlardan kimse ehliyet sormamaktadır. Olsa olsa 'sosyalizme sempati duyan' yani özel deyimiyle 'sempatizan' sayılması gerekenler ortalığı kasıp kavurmaktadırlar. Sonra solda ve sağda hayli kalabalık olan bu çıkarcı zümre, bütün gösterişine rağmen kim parayı bastırırsa ona hizmet etmektedir. Ele güne karşı, hele sağcılara karşı ayıp olmasın diye de kabahatlar örtbas ediliyor. Kol kırılır yen içinde.'

Artık her yerde, hangi kampın adamı olurlarsa olsunlar bunları teşhir etmenin, önce halka örnek olabilmek için aydının kendisiyle hesaplaşma vakti gelmiştir. Yazarlar da romanında hikâyesinde şiirinde bu hesaplaşmaya girişmelidir. Kendinden korkanlara bir diyeceğimiz yok tabii.

(Kaynak: Oğuz Atay, Günlük, İletişim Yayınları, 2. Baskı, S. 134)

24 Nisan 2012

23 Nisan 2012

22 Nisan 2012

20 Nisan 2012

19 Nisan 2012

18 Nisan 2012

17 Nisan 2012

16 Nisan 2012

15 Nisan 2012

20 Mart 2012

Mimesis, sansürleyip okurlarından sakladığı Hadi Uluengin'in "Oyun bitti!" başlıklı yazısını uyarımız üzerine, 17 gün gecikmeli de olsa Rosenbergler dosyasına eklemek zorunda kaldı

Bundan üç gün önce (17 Mart 2012), Mimesis dergisi internet portalinin somut bir sansür uygulamasını daha belgeleriyle teşhir ettiğim şu haberi yayımlamıştım: Mimesis, "Tartışma Yaratan Oyun Gösterimden Kaldırıldı" başlıklı "Rosenbergler Ölmemeli" dosyasında da Hadi Uluengin'in "Oyun bitti!" başlıklı yazısını sansürleyip okurlarından sakladı

Aşağıdaki fotoğrafta da görülebileceği gibi, Mimesis editörlerinin "açılan tartışmada farklı görüşte yer alan tüm kişilerin yorum ve yazılarına portalde yer verilmiştir" iddiasıyla sundukları Tartışma Yaratan Oyun Gösterimden Kaldırıldı başlıklı Rosenbergler dosyasında, Hadi Uluengin'in 3 Mart 2012 günü Hürriyet gazetesinde Oyun bitti! başlığıyla yayımlanan yazısına daha düne kadar yer verilmemişti.




Bu sabah, fikri takip gereği (20 Mart 2012) Mimesis sitesindeki ilgili sayfayı kontrol ettiğimde; Mimesis editörlerinin, sansürleyip okurlarından sakladıkları, Hadi Uluengin'in 3 Mart 2012 günü Hürriyet gazetesinde "Oyun bitti!" başlığıyla yayımlanan yazısını, 17 gün gecikmeyle de olsa (ve her nedense "Oyun bitti!" başlığı yerine, Hadi Uluengin: "Hani ben yalancıydım?" başlığıyla) güncelliğini neredeyse yitirip arşive kaldırılmış Rosenbergler dosyasına sessiz sedasız (hiçbir açıklama ya da düzeltme notu koymadan) eklediklerini gördüm (bkz. http://mimesis-dergi.org/konu/4-haber/tartisma-yaratan-oyun-gosterimden-kaldirildi/).


İlgili sayfanın aşağıdaki fotoğrafında görüldüğü gibi:





Konuya Tiyatro Fanzini'nde dikkat çekmemin hemen ardından, Mimesis editörlerinin 17 gün gecikmeyle de olsa sansürden vazgeçip, okurdan sakladıkları bu yazıyı en azından söz konusu dosyaya ekleyerek büyük bir yanlıştan dönmeleri elbette sevindirici. Tabii ki zararın ve yanlışın neresinden dönülse kârdır.

Ancak, Mimesis editörlerinin, yaptıkları bu "yanlış" konusunda okurlarına hâlâ dürüstçe bir açıklama yapma gereği duymamaları ve Hadi Uluengin'in "Oyun bitti!" başlıklı önemli yazısından bihaber bırakıp eksik bilgilendirdikleri (bir başka ifadeyle: "dezenforme ettikleri") okurlarından açıkça özür dilememeleri, yayıncılık etiği açısından önemli bir başka ihlal olarak maalesef hâlâ önümüzde duruyor.

Mimesis editörlerinin, arşive kalkmış Rosenbergler dosyasındaki önemli bir eksiği, okurlarına hiçbir açıklama yapma gereği duymadan, sessiz sedasız ve adeta gizli bir şekilde telafi etmeye çalışması, yapılanın bir düzeltmeden çok, geçmişe dönük bir kayıt üzerinde, bir "hata"ya, "eksik"e dair belge üzerinde "tahrifat" yapmak amacını taşıdığı izlenimi doğuruyor.

Bu da doğal olarak, Mimesis'in arşive kaldırdığı diğer yayınları üzerinde de geriye dönük bu tür sessiz sedasız, gizli "düzeltme"ler, tahrifatlar yapabileceği şeklinde okurda haklı bir güvensizlik ve kuşku yaratacaktır.

Feridun Çetinkaya
20 Mart 2012

17 Mart 2012

Mimesis, "Tartışma Yaratan Oyun Gösterimden Kaldırıldı" başlıklı "Rosenbergler Ölmemeli" dosyasında da Hadi Uluengin'in "Oyun bitti!" başlıklı yazısını sansürleyip okurlarından sakladı



Mimesis dergisi internet portali editörlerinden Eser Dilsöz, Rosenbergler'in Akıbeti başlıklı Mimesis editöryal yazısının altına, 5 Mart 2012 günü Mimesis editörleri adına yazdığı yorumda şöyle diyordu:
"Haldun Taner’in 'Keşanlı Ali Destanı' konusunda açılan tartışmada farklı görüşte yer alan tüm kişilerin yorum ve yazılarına portalde yer verilmiştir. Aynen 'Rosenbergler Ölmemeli' adlı oyunla ortaya çıkan tartışmalarda yapıldığı gibi…"
Yani, Mimesis editörleri, "Rosenbergler Ölmemeli" adlı oyunla ortaya çıkan tartışmada farklı görüşte yer alan tüm kişilerin yorum ve yazılarına portalde yer verildiğini iddia ediyorlardı.

Gelgelelim, Mimesis editörlerinin bu iddiası kesinlikle doğru değildi. Mimesis editörleri, örneğin Hadi Uluengin'in bahsi geçen tartışma için çok canalıcı önemdeki Oyun bitti! başlıklı yazısını, ne portallerinde okurlarına duyurdular ne de bu yazıyı Rosenbergler tartışmasına dair hazırladıkları dosyaya aldılar.

Yukarıda fotoğrafladığımız gibi, Mimesis editörleri hazırladıkları tartışma dosyasını, Hadi Uluengin'in bu önemli yazısını sansürleyerek ve Rosenbergler skandalının baş sorumlularından Orhan Alkaya lehine üç haberle kapatma tercihiyle, alenen okurlarını dezenforme etmiş oldular.

Bu konuya twitter'da şu mesajlarımla kısaca değinmiş ve tarihe not düşmüştüm:

@feridunc: 3Marttaki dezenformatif OdaTV haberini veren Mimesis; Hadi Uluenginin 3Mart tarihli yazısını ise hâlâ okurdan saklıyor: mimesis-dergi.org/konu/4-haber/t… (Mart 8, 2012)

@feridunc: Rosenbergler dosyası yapan Mimesis, 3Marttaki "Oyun Bitti!" başlıklı Hadi Uluengin yazısını okurdan saklamasını nasıl açıklayacak bakalım? (Mart 8, 2012)

@feridunc:Biz boşuna demiyoruz tabii: "Mimesis dergisi çevresini hâlâ ciddiye alan bir tiyatro insanını ciddiye almak mümkün mü?" tiyatrofanzini.blogspot.com/2011/11/mimesi…  (Mart 8, 2012)

***

GÜNCELLEME (20 Mart 2012)

Mimesis, sansürleyip okurlarından sakladığı Hadi Uluengin'in "Oyun bitti!" başlıklı yazısını uyarımız üzerine, 17 gün gecikmeli de olsa Rosenbergler dosyasına eklemek zorunda kaldı



7 Mart 2012

Hadi Uluengin, Rosenbergler oyunu üzerine yazılarında verdiği bilgilerin internet üzerinden bir tıkla ulaşılabilen kaynaklarını sorum üzerine paylaştı...

Hürriyet gazetesi köşe yazarı Hadi Uluengin, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları'nda (İBBŞT) sahnelenen "Rosenbergler Ölmemeli" oyunu üzerine kaleme aldığı, 18 Şubat 2012 tarihli Rosenberg'ler gerçeği ve 3 Mart 2012 tarihli Oyun bitti! başlıklı yazılarıyla önemli bir "tartışma" başlattı.

Hadi Uluengin'in ilk yazısının hemen ardından, İBBŞT'nin "Rosenbergler Ölmemeli" oyununu telif sözleşmesi imzalanmadan sahnelediği ortaya çıktı. İBBŞT Yönetimi, İBBŞT Mart 2012 Oyun Programından “Rosenbergler Ölmemeli” Oyunun Kaldırılışı İle İlgili Açıklama başlıklı bir resmi duyuru ile, "ONK Ajans, Alain Decaux’nun temsilciliğini yapmakta olan Fransa’daki SACD Ajansı’ndan bilgi almış ve 23 Şubat 2012 tarihinde, bu oyunun eser sahibi tarafından hiçbir yerde sahnelenmesine izin verilmediği tarafımıza bildirilmiştir." diyerek, sahnelemekte oldukları "Rosenbergler Ölmemeli" adlı oyunu programdan kaldırdı.

Hadi Uluengin'in bir skandalı ortaya çıkaran yazılarında verdiği bilgilerin, yazılarında açıkça vermediği kaynakları da haliyle merak uyandırdı, önem kazandı. Kendi çapımda bir araştırma yaparak Hadi Uluengin'in verdiği bilgilerin kaynağına ulaşmaya çalıştım. Ne var ki dişe dokunur bir sonuca ulaşamadım. Fransızcadan okuyamadığım için, yaptığım yüzeysel "araştırma"nın sadece İngilizce kaynaklarla sınırlı ve yetersiz bir araştırma olduğunun farkındaydıım. Böyle olunca, direkt olarak Hadi Uluengin'e bir e-posta mesajı göndererek verdiği bilgilerin kaynaklarını doğrudan kendisine sordum. Hadi Uluengin sağ olsun, ayrıntılı bir yanıt gönderdi. Bu konuda ilk elden, hemen internet aracılığıyla kolayca ulaşılabilecek kaynaklarla ilgili internet sitelerinin bağlantılarını da paylaştı. Ben de, bu konudaki yazışmamızın ilgili bölümünü Tiyatro Fanzini okurları ve konunun ilgilileriyle aşağıda paylaşıyorum.

Feridun Çetinkaya
7 Mart 2012


***
Hadi Uluengin'e gönderdiğim e-posta mesajları:

Kimden:
Kime: Hadi Uluengin
28 Şubat 2012 Salı, 16:27

Konu: Rosenbergler

Merhaba,

Şehir Tiyatroları'ndaki Rosenbergler Ölmemeli oyunu hakkındaki yazınızı okudum. Alain Decaux'nun artık oyununun Fransa'da sahnelenmesini istemediğini yazdınız. Ancak yazınızda bu bilgiye dair herhangi bir kaynağa atıfta bulunmadınız. ONK Ajans yetkilileri de oyunun telifiyle ilgili Fransız telif ajansına başvuruda bulunduklarını ama müspet menfi herhangi bir yanıt alamadıklarını açıkladılar. Anladığım kadarıyla, onların elinde de izin verilmediğine dair somut bir veri ya da belge bulunmuyor. Cevap verilmemiş olmasını, izin verilmiyor olarak yorumluyorlar. Yani bu haliyle konu bir yanıyla hâlâ spekülasyona açık nitelikte. Bu konuda naçizane ben de bir araştırma yapmaya, verdiğiniz bilgiyi doğrulayan somut bir kaynak bulmaya çalıştım ancak herhangi bir kaynağa ulaşamadım. Decaux'nun oyununa dair bu kararını bir dergi, gazete ya da kitapta mı okudunuz? Bir televizyon programı ya da panelde bizzat mı dinlediniz? Bu kaynağa dair künye bilgilerini rica etsem paylaşabilir misiniz?

İyi çalışmalar,
Feridun Çetinkaya

***

Kimden:
Kime: Hadi Uluengin
5 Mart 2012 Pazartesi, 12:08
Konu: Rosenbergler Ölmemeli oyunuyla ilgili yazınız hk.

Hadi Bey Merhaba,

Sizden herhangi bir teyit ifadesi ya da yanıt alamayınca, aşağıdaki mesajım size ulaştı mı emin olamadım... Yazınızdaki, Alain Decaux oyununun Fransa'da sahnelenmesini yasakladı açıklamanızın kaynağına dair bilgi ve yardım ricamı bir kez daha size iletmek istedim.

En azından bu mail'imin size ulaştığını, okuduğunuzu teyit edebilirseniz sevinirim.

İyi çalışmalar,
Feridun Çetinkaya


***

Hadi Uluengin'in yanıtı:



Kimden: Hadi Uluengin
Kime: Feridun Çetinkaya
6 Mart 2012 Salı, 14:10
Konu: Cevap

Feridun Bey, merhabalar;

İlkiyle birleştirilmiş ikinci mail’inizi şimdi aldığım için biraz geç cevap veriyorum, özür dilerim. Çünkü “Hürriyet”teki posta adresime pek nadiren ve istisnai olarak bakıyorum. Her neyse, sizin sözünü ettiğiniz meseleye gelince…

Bir kere, şimdi tarihini hatırlayamıyorum ama en az onbeş, muhtemelen daha uzun sene var ki Alain Decaux’un kendi oyununu yasakladığına dair haberleri “Le Monde” ve “Liberation” gibi gazetelerde ta o vakitler okumuştum. Hatta galiba bu ülke televizyon kanallarından birisinde de ya açıklamayı işitmiş, ya da Decaux’nun mülakatını dinlemiştim. Belki de “France Culture” radyosu olabilir, emin değilim.

Sonra, “Histoire” ve “Historia” gibi tarih vülgarizasyonu dergileri (ki söz konusu ülkede genel olarak ‘sol’ addedilirler) konuya ilişkin dosyalar yaptılar. Ve yine hatırladığım kadarıyla da Stéphane Courtois gibi ünlü tarihçiler veya başkaları meseleyi irdelerken Decaux’nun yasaklama kararını satır aralarında tekrar zikrettiler. Bunları o vakitler okumuştum.

Daha ardından Rumen asıllı Fransız ekonomist Florin Aftalion “Rosenberg’lerin İhaneti” (La Trahison Des Rosenbergs) adıyla ve tamamen belgelere dayanarak, galiba 2000’li yılların başında bir kitap yazdı. Feklisov’un ve Sudoplatov ‘un “Hatıralar”ı gibi bu eser de çıktığında alıp okudum. Fakat heyhat, Türkiye’ye dönerken Avrupa ‘da bıraktığım kitapların arasında kaldılar. İşte orada da Alain Decaux’un “Rosenberg’ler Ölmemeli” oyununu yasakladığına dair bilgiler yer alıyordu.

Ancak kitabın şu an elimde olmamasının önemi yok! Zira oyunun Türkiye’de sahnelenmesini eleştirdiğim ilk makaleyi yazmadan önce sağlam durmak ve kimseyi yanıltmamak için tekrar kısaca bir araştırma yaptım. Aftalion’un yine kendi kitabından o yasaklamayı da zikrettiği pasajı da internette hemen buldum. Bağlantısını size de gönderiyorum.

Fakat belki en hayatisi, tekrar internetten Fransa’daki tiyatro telif kurumu “SACD”ın sahip olduğu yazar mülkiyetlerini sıralayan “Dramatik Kumpanyalar Milli Federasyonu”nun sitesine girdim. Decaux’nun oyununun “ebediyen yasaklananlar” listesinde bulunduğunu da derhal gördüm. Malûm,  daha sonra İstanbul’da açıklanan karar da bu “SACD”dan gelen cevap üzerine olmuş. Ancak ben kendi hesabıma telif hakları konusunda uzman olmadığım ve uluslararası durumu da bilmediğim için yanılgıya düşmemek kaygısıyla yasaklamanın Fransa’yı kapsadığını yazdım. Meğer daha da ötesi, evrenselmiş. Bunun da sanal bağlantı adresini size gönderiyorum.

Oyunun 2000 yılında tekrar sahnelendiği iddiasına gelince: Yukarıdaki durumdan mutlaka emin olduğum için böylesine bir tarihin mantıken imkansızlığı zaten çok açıktı! Nitekim hem 1979 Lyon Festivali’nde gösteriyi yapmış olan “Théatre 2000” kumpanyasının, hem de  aktör Lionel  Robert’in internet sitelerine girince yeniden aynı kanıt karşıma çıktı.

İşte hepsi bu! Eh, benim tüm naçizane araştırmalarımın onbeş dakika, hadi bilemediniz yarım saat sürdüğü düşünülürse, Rosenberg’ler gibi çok netameli ve bütün dünyada ipliği çoktan pazara çıkmış bir konuyu tekrar güncelleştirmek cesaretini gösterebilen İstanbul’daki oyun yönetmeninin ve tiyatro idaresinin artık nasıl bir “araştırma”(!) yapmış olduğunu sizin takdirinize bırakıyorum.

Emin olun ki yalan yazmayı zûl addettiğim ve kendime ihanet saydığım için bütün meslek hayatım boyunca tek kelime böyle bir namussuzluğa asla kalkışmadım.

Sorularınızı cevapladığımı umar ve iyi günler dilerim.

Hadi Uluengin   
 

Ebedi yasaklama kararının telif listesi:
http://www.fncd-theatre.be/lalistedesinterd/index.html

“Théatre 2000” kumpanyasının yıllara dağılmış repertuar listesi:
http://www.theatre-2000.fr/index.php/parcours-du-theatre-2000




27 Şubat 2012

Rosenbergler Ölmemeli oyununun sahnelenmesine yazarının izin vermediğini Hadi Uluengin sayesinde öğrenen koca bir ülke tiyatrosuna bu ayıp yeter!


21 Şubat 2012

İskender Pala zihniyetine ne kadar karşıysam, bizzat kendileri "tiyatroya yönelik yıkıcı saldırı" olan vandal ve linççi "tiyatro esnafı"na da en az o kadar karşıyım..


24 Ocak 2012

Uğur Mumcu: "Demokratik toplumlarda bir kişiye yapılan haksızlık bütün topluma karşı yapılmış sayılır. Bu bilinç yerleştirilmedikçe, haksızlıkların ve adaletsizliklerin önüne geçmeye olanak bulunamaz."




Sorumlu Olmak...


Demokratik toplumlarda bir kişiye yapılan haksızlık bütün topluma karşı yapılmış sayılır. Bu bilinç yerleştirilmedikçe, haksızlıkların ve adaletsizliklerin önüne geçmeye olanak bulunamaz.

- Bana dokunmayan yılan bin yaşasın... felsefesi, toplumun bütün bireylerini sarar ve birçok insan:

- Adam sen de... bencilliği ve bireyciliği ile yetişir. Herkes kendi küçük dünyasının kabuklarında, sessiz sedasız yaşamayı hüner sayar.

- Sen mi kurtaracaksın? gibi sorularla kavgadan gürültüden uzak tutulmak, günlük yaşantının mutluluk zırhlarıyla sarılıp sarmalanmak hiçbir yasanın suç saymadığı ve bir çok insanın da küçük görmediği bir yaşam biçimi olarak belirir.

- Beni düşünmüyorsan, çocuklarını da mı düşünmüyorsun? gibi duygusal tepkilerin gözdağlarıyla sıkıştırılmış sorumluluk duygularının sınırladığı insanlar, yaşamlarında bir başka mutsuzluğun gölgeleri ile boğuşup dururlar öylece.

Düşündüklerini bir kez bile yüksek sesle söyleyememiş, öfkesini karşısındakinin yüzüne hiç haykırmamış bir insanın bilinç ve duygu dünyasında doğan girdaplar belki de sabah akşam boğmuştur kişiliğini.

Kendi kişiliğinin katili olmak da güç iştir basbayağı. Susmak.. susmak... hep susmak. Konuşmamak, konuşmamak... Üstlenilen görev budur bütün yaşam boyunca. İnsanları saran küçük çemberler büyüye büyüye demokrasinin boynuna bir halka gibi geçer. Suskunluk kural, konuşmak ve eleştirmek de kuraldışı olur bir süre sonra.

Bir kişiye yapılan haksızlığı her insan yüreğinde ve bilincinde duymalıdır bütün ağırlığınca. Bu sorumluluk bilinci kurulmamışsa her yeni haksızlık bir “kader” gibi benimsenir bütün toplumda. Oysa ne yoksulluk ne de haksızlık “kader” değildir. Yoksulluğun ve haksızlığın nedenleri vardır. Bunları birer birer saptayıp toplumun önünde haykırmak gerekiyor.

Toplumdaki her insandan beklenen bu da değildir aslına bakarsınız. Herkes, kendi görevinin sınırları içinde dirençli olabilse bir ölçüde kolaylaşır işler.

Yargıçsınız; önünüzdeki sanığın suçsuz olduğunu biliyorsunuz. Fakat emir almışsınız. Mahkum edersiniz bile bile.

Doktorsunuz; önünüze işkenceevlerinden getirilen bir hasta çıkardılar. Verilen emirlere uyar, sahte raporlar düzenlersiniz.

Memursunuz, amirsiniz; bir altınızdaki memurun sicilini bozmak için verilen emirleri körü körüne yerine getirirsiniz. Belki sivilsiniz. Terfi bekliyorsunuzdur. Belki de albaysınız, generallik sırasındasınız. Hemen bozarsınız sicilleri. Başkalarının mutsuzluğu üzerine kendi mutluluğunuzu kurmak istersiniz.

Kimler gelir, kimler geçer böylece…

Aynı çark insanları öğütür. Dönme dolap gibidir yaşam. Bakarsınız yüksektesiniz, bir bakmışsınız inmişsinizdir o yüksek yerlerden. Geriye sadece insanın kişiliği ve onuru kalmıştır. Bu onuru, daha yükseklere sıçrayabilmek için bir “pey akçesi” olarak sürenler, önünde sonunda bir insanlık yıkıntısı, bir “enkaz” olarak kalırlar belleklerde.

Yirminci yüzyılda uygarca direnişin adıdır “medeni cesaret.” Bu konuda çok zengin değil toplumumuz. Bir kaplumbağa gibi yaşamayı, bir "sürüngen" gibi beslenmeyi, bir yılan gibi beslenmeyi, bir “yılan” gibi yükseklere tırmanmayı hüner saymışız yıllarca. Sorumluluk pınarlarından, bilinç çeşmelerinden gürül gürül akan kişilikleri, köhneleşmiş yasaların kıskacı altında yaşatmayı tek çıkar yol bilmişiz yıllarca.

Karanlıklarla beslenen korkuları, bir tel örgü, bir dikenli tel gibi sarmışız dört bir yanımıza. Yüreksizliğin özürünü bir parça da kendi küçücük dünyalarımızın mutluluğuna sığınarak gidermek istemişiz.

Bir kişiye yapılan haksızlık, bütün topluma karşı işlenmiş bir suçtur. Bu bilinci paylaşmak ve bu sorumluluğu yerleştirmek zorundayız. Uygarca paylaşılan sorumluluk bilinci, özgürlüğün de, demokrasinin de tek güvencesidir. Bu güvence sağlanmadıkça, demokrasinin temeline bir tek taş bile konmuş olamaz.

Unutmayalım ki “cesur bir kez, korkak bin kez ölür.” Önemli olan, insanın böyle bir toplumda bir “mezar taşı” gibi suskunluk simgesi olmamasıdır.


Yeni Ortam, 9 Aralık 1974

(Kaynak: Uğur Mumcu, Bütün Yazıları 3 / "Amerika Küsmesin", Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Yayınları, Mayıs 1997, Ankara, s.244-246)