16 Ekim 2011

Ömer F. Kurhan'ın blog'undaki "Ne Çetin Ne Kaya..." başlıklı Feridun Çetinkaya eleştirisini, görür görmez, noktasına virgülüne dokunmadan, tam ve "yorumsuz olarak" Tiyatro Fanzini okurlarının dikkatine sunuyorum (Bu yazıyı en kısa sürede yanıtlayacağım... -FÇ)



***

Ömer Faruk Kurhan yazdı:



Ne Çetin Ne Kaya...

11 Ekim 2011

Feridun Çetinkaya, tiyatro alanında internet kirliliği yaratmayı misyon edinmiş, tiyatro üzerine yazar çizer olma iddiasında. Ne çetin ne de kaya, sadece hırçın. Yorgun demokrat bir geçmişi var. Zamanında (1990’lı yıllarda), sanki “Agon” adlı bir dergi çıkarmaya çalışan ekibin içinde yer almış, fakat pek fazla koşamadan yorgun düşmüş. Hayat gailesi içerisinde tiyatrodan koptukça kopmuş. Tiyatro adına okullu olması bir işe yaramamış. İşin kolayına kaçıp kapağı reklam sektörüne atmış. Tiyatro adına bir şeylere sürtünmeye çalışan, Görün beni! Görmezseniz,  gösteririm! diyen bir tuhaf insan olmuş.

Halihazırda, umarsız bir obsesyon halinde, tiyatroyla yakından ilgili olmanın da ötesinde uzman havalarında, sanal alemde bir şeyler gösterme çabasında. Tarihsel bir dipnot olarak hakkını vermek lazım: Bazı tiyatrocular arasında “internete düşmek” diye tabir edilen olumsuz önyargının sebeplerinden.

Her yorgun demokrat hırçınlaşıp etrafına pisleyecek diye bir kural yok elbette. Yorgun demokratlıktan bezginliğe ve hatta bitmişliğe doğru evrim geçirenler de var. Hırçınlık başka bir şey; kifayet ile ihtiras arasındaki denge birincisinin aleyhine ve kararlı bir şekilde aşırı bozulduğunda ortaya çıkıyor. Yani psiko-genetik yatkınlık lazım.
Feridun Çetinkaya aynı zamanda bir alt kültürcü.
Alt kültürcü, gerçekte (hayat gailesi içinde) kurulu düzene biat eder, hayalinde muhaliftir. Örneğin reklamcı kimliğiyle, bir kurulu düzen eleştirisi geliştiremez. Reklamcı ve tiyatrocuyum dese, biraz da tiyatro için çalış derler. Yorgun demokratlık öncesi âşık olduğu belli, ama sonrasında ihanet ettiği tiyatrocu imajını parlatmaya yeltendiğinde, asla kurucu ve üretici olamaz. Söz gelimi üç beş kendisi gibi düşünen insanla bir araya gelip bir dergi bile çıkaramaz.
Fakat hırçınlıkla sentezlenen alt kültürcü şunları yapabilir: Kişisel bir blog açabilir; Facebook’a üye olabilir, buna Twitter üyeliğini de ekleyebilir; mail adreslerinden derlediği sanal hitabet alanları kurgulayabilir; birisi, birkaçı ya da hepsi. Bunları yapmak için ne insan içine çıkmaya, ne örgütlenmeye ne de iyi kötü bir entelektüel üretimde bulunmaya gerek vardır.
Yorgun demokratlıktan evrimleşmiş sanal-saldırgan türün örnekleri, kurulu düzenin sanal âlem bekçiliğini yaparlar. Fırsat buldukça adlarını sanal taciz ve tecavüz olaylarına karıştırırlar. Olası alternatif sosyal ağlara sızıp dejenere etmek, olmadı ısırmak için ortalığa salınmış bir toplam oluştururlar. Baudrillard’ın “simülakr” dediği sanal yaratıkların özel bir türünü teşkil ederler.
Söz gelimi Feridun Çetinkaya’nın Mimesis’i ısırmak için dört dönmesi, obsesif bir şekilde pusuya yatıp ortam kollaması eşyanın tabiatına uygundur. Ciddiye almıyorum! Almayın! dediği Mimesis’i ciddiye almaktan kendisini alamaz. Taciz ve tecavüz itkisinin belirlediği sanal varlık nedenini umutsuzca düşman yatırımına bağlar.
Hırçınlık, mecburen akıl fikir düşkünlüğü talep eder. Mesela Feridun Çetinkaya’nın Mimesis’le ilgili suçlamalarına bakılacak olursa, en kötüsünden bir yalancı ve dezenformatör olduğu sonucuna ulaşmak çok kolaydır. Fakat yalan dolanları reel bir kurnazlığın sonucu olarak değil, akli deformasyonun bir sonucu olarak uydurmaktadır. Aptallaşma ve aptallık el ele gider. Bu, hırçın ve simülakr yaşantının bedelidir.
Sanal âlemde, yaygın bir eğilim olarak akıl ve fikirsizliğin üretildiğini keşfetmek zor değildir. Örneğin alıntılarla “iletişim” kurmak gibi bir alışkanlık salgın haline gelmiştir. Entelektüel duyarlılığın bir kanıtı şu olabilir: Bir makalenin, bir müziğin, bir fotoğrafın, bir videonun linki ya da içeriği verilir; sonra da başına güya çarpıcı bir başlık atılır.
Bir keresinde üyesi olduğum bir gurupta, yahu arkadaşlar, tamam bu yazıyı okuyalım okumasına da, nedir ne değildir bir de düşüncelerinizi kısaca aktarsanız demiştim. Kimseler tınmadı; yazıydı, görüntüydü, müzikti, videoydu linkler verilmeye devam ediyor. Bunu yapanlar da ülkemizin nadide okullarından mezun, dil ve hatta diller bilen, yüksek ve daha ötesi öğrenimden geçmiş, kendi alanlarında gerçekten de uzman insanlar. Huzursuzluk var belki, ama oburca tüketmek her şeyin önüne geçiyor.
Feridun Çetinkaya çok daha beter durumda. Örneğin Oğuz Atay’ın Günlüğünden bir alıntı yapıyor, sonra bir başlık atıyor, bloğunda yayınlıyor. Böylece ne derin bir düşünce adamı olduğunu ispat etmiş oluyor. Oğuz Atay’ı yalayıp yutup bir güzel mideye indirdiğini, bu şekilde bir parçası haline getirdiğini düşünüyor. Böylece sanal taciz ve tecavüzün yanına yamyamlığı da ekliyor.
Kopyala, yapıştır pratiğinin belki de en rafine örneği Sokal vakasıyla parodi haline getirilmişti. Feridun Çetinkaya’nın bu tip bir parodinin konusu olabilecek ince bir malzeme ortaya koyması imkânsız. İhtiras var ama buna da kifayeti yok. Biraz bu inceliği gösterebilse, hakikaten ciddiye alınacak. En azından daha eğlendirici olacak.


Ömeri Faruk Kurhan

(Kaynak: "Ömer F. Kurhan Tiyatro Yazıları" internet sitesi, http://fkurhan.blogspot.com/2011/10/ne-cetin-ne-kaya-11-ekim-2011.html)