19 Eylül 2010

Haluk Bilginer'in "Oyuncuların çoğu yavşaktır genellikle..." iddiası üzerine Ekşi Sözlük'te yazdığım yorumlar


(Aşağıdakı yorumlar "mutebaki" nick'ini kullanan Ekşi Sözlük yazarı Feridun Çetinkaya'ya aittir.
 

Haluk Bilginer'in hakkındaki eleştirilere cevaben yayımladığı "Kutsala mı Dokundum?" başlıklı basın açıklamasını ve Zaman gazetesi yazarı Ahmet Turan Alkan'ın, tiyatrocuları haksız bir şekilde suçlayan Haluk Bilginer'in asistini gole çevirme fırsatını kaçırmadığı, ibretlik yazısını ilgili yorumların altında okuyabilirsiniz.)

Güncelleme: 23 Eylül 2010, 11:20



***


Haluk Bilginer, 
46 adlı derginin Eylül-Ekim 2010 tarihli sayısındaki röportajında, defalarca kullandığı yavşak sözcüğünü ağzına persenk ederek, kendi kendine coşmuş, esip gürlemiş: güya ele avuca sığmaz, aykırı, sivri dilli ve dobra "sanatçı" pozu vermeye çalışmış ama olmamış.

Türkiye'de yapılan tiyatronun bırakın seyirciye bir hayrı dokunmasını, tiyatrocuların kendisine bile zerre kadar faydası olmadığı tezimin ne kadar isabetli olduğunu bir kez daha gösteren, kendilerine bile hayrı olmayan tiyatrocuların "seyirciye verir öğüdü, kendi keser söğüdü" yollu tutarsızlıklarına örnek teşkil eden ibretlik bir vakaya imza atmış.

"Eskilerden ‘çook iyi oyuncu’ olarak hatırlanan birçok oyuncunun aslında çok kötü oyuncular olduğuna eminim. büyük oyuncu olarak hatırlanan birçok isim, aslında kötü oynayan ama efsane yaratmayı becerebilmiş yavşağın tekiydi. Oyuncuların çoğu yavşaktır genellikle...” buyurmuş Haluk Bilginer.

"Oyuncuların çoğu" vurgulu bu ortaya karışık, topyekün yavşak suçlamasıyla, akıllara ziyan bir şekilde, aralarında Müşfik Kenter, Yıldız Kenter, Genco Erkal, Şener Şen, Münir Özkul, Tuncel Kurtiz gibi isimlerin de olduğu yüzlerce, binlerce oyuncuyu, yani "oyuncuların hepsi"ni zan altında bırakmakta sakınca görmemiş.

Ortaya karışık isim vermeden sallamanın, "oyuncuların hepsi"ni bir kalemde zan altında bırakmak gibi vahim bir sonuca yol açma tehlikesinin yanısıra bir diğer mahsuru da, söz konusu yavşak tespitinin gerçek muhatabı olan gerçekten yavşak oyuncuların bu sözü üzerlerine hiç alınmadan, kendilerine hiç toz kondurmadan, hatta ev sahibini bastıran yavuz hırsız misali bir de "Haluk bilginer üstadımız haklı beyler" deyip, "oyuncuların çoğu" karambolünde araya kaynayarak, süreti haktan görünmeleri ihtimali ve tehlikesidir.

"Oyuncuların çoğu yavşaktır genellikle...” diyerek sanatsal ya da bilimsel bir tespit mi yapmış?

"Oyuncuların çoğu yavşaktır genellikle...” diyerek bir tabuyu mu yıkmış Haluk Bilginer?

"Eski tiyatrocular, 'tahta valizle anadolu'yu turlarken parasızlıktan otelde rehin kaldık' der ya, marifet diye mi anlatıyorsun bunu bana, salaksın, beş parasız tiyatro yapıyorum diye bana kahramanlık mı taslıyorsun?" diyerek yoksulluğuyla alay ettiği Türkiye tiyatrosunun gerçekleriyle mi yüzleşmiş, hesaplaşmış, tiyatrosu her yıl devlet yardımı alabilmek için Kültür Bakanlığı önünde tıpış tıpış kuyruğa giren Haluk Bilginer?

Hayır, düpedüz ortaya karışık hakaret etmiş.

Şayet Haluk Bilginer, en azından Türkiye tiyatrosu, sineması ve televizyon aleminde tanık olduğu birkaç somut yavşaklık örneğini açıkça mertçe Türkçe ortaya koyup, somut gerekçelerini göstererek, gerçekten de yersiz bir şekilde 'büyük oyuncu olarak hatırlanan' birkaç yeteneksiz ve yavşak oyuncu adı verme cesaretini gösterebilmiş olsaydı, söylemeye çalıştıklarını ancak o zaman anlamlı ve değerli bulabilir, helal olsun, işte bize böyle özü sözü bir, böyle cesur ve dobra sanatçılar lazım falan bile diyebilirdik belki.

Ama nerde? Söz konusu röportajda kendisine "Bunu yapmasaydım dediği işler" sorulduğunda bile, yapımcıları ve yönetmenleri kırmayı göze alamadığı için olsa gerek, ota boka yavşak, yavşaklık diye kükreyen ele avuca sığmaz, aykırı, sivri dilli ve dobra "sanatçı" pozunu bir yana bırakmayı tercih eden Haluk Bilginer, isim vermekten çekiniyor, kaçınıyor, şöyle bir cevapla konuyu geçiştiriveriyor: "Sinemada da var televizyonda da var, neler olduğunu söylemeyeceğim ama olmaz olur mu?"

Ne güzel değil mi "oyuncuların çoğu yavşaktır genellikle..." diye, isim vermeden ortaya karışık sallarken, ele avuca sığmaz, aykırı, sivri dilli ve dobra "sanatçı"sın. Ama sıra somut isimler vermeye gelince tısss.

E, işte somut isimler vermeyince, böyle topyekün "Oyuncuların çoğu yavşaktır genellikle...” demenin, uluorta, medyatik ve sansasyonel bir aşağılama ve küfürden öte bir anlamı ve değeri de olmuyor tabii.

Haluk Bilginer'in bir kere her şeyden önce, tiyatro yazarı ve eleştirmeni Coşkun Büktel'in "İnsanları, ismimi ve isimlerini vermeden suçlayacak kadar alçak değilim" düsturundan feyzalmasını dileyelim.

Ortaya karışık sallamak ve insanlara yavşak diye hakaret etmek çok kolay. Ama aynı zamanda insanları zan altında bırakmanın ve aşağılamanın da en çirkin yolu.

Güzel Türkçemizdeki güzel bir deyim kâfidir aslında, yılan eğrisini görmez deveye boynun eğri dermiş cinliğindeki bu yavşak sarrafı(!) oyuncunun ızdırabını anlatmak için:

Öküzümün adı sakar adını bana takar


(mutebaki, 18.09.2010 23:19 ~ 19.09.2010 12:44)



***

(İkinci Yorum)

Lafını çatır çatır söylemiş falan değildir.

Usul esasa mukaddemdir
ilkesi göz önünde bulundurulduğunda, haydi diyelim esasta haklı olabileceği noktalar olsa bile, Haluk Bilginer usul yönünden fena halde çuvallamıştır.

Usul
'den kastımız elbette Haluk Bilginer'in meslektaşlarını sert bir dille eleştirmesi, suçlaması ya da yavşak sözcüğünü kullanması değil, eleştirdiği insanların isimlerin vermeden, "oyuncuların çoğu yavşaktır" gibi ortaya karışık, hedef gözetmeyen bir ifade kullanarak ve Anadolu’yu turlarken parasızlıktan otelde rehin kaldıklarını anlatan tiyatroculara salak diye hakaret ederek, hiç de etik olmayan bir davranış sergilemesi, "oyuncuların hepsi"ni bir kalemde topyekün zan altında bırakmasıdır.

Yani tam tersine, somut örnek ya da isim vermekten kaçınan Haluk Bilginer'in çatır çatır konuşmamasıdır.

Hedef gözetmeden, bütün oyuncuları zan altında bırakacak şekilde söylenmiş, düpedüz aşağılama ve hakaretten öte bir anlamı olmayan "yavşak", "salak" benzeri sansasyonel sözleri ortadayken, Haluk Bilginer çatır çatır konuşmuş, tabuları yıkmış demek, bu sözlerde işgüzarca keramet ve boncuk aramakmış gibi geliyor bana.

Ünlülerin isim vermeden, ortaya karışık böyle ucuz ve kanıksanmış magazinel açıklamaları tam tersine vaka-ı adiyeden başka bir şey değildir.

Gören, duyan da Haluk Bilginer, çatır çatır prodüksiyon şirketi ve yapımcı ismi vererek, ünlü isimlere bölüm başına tek partide on binlerce lira ödenebilen, milyonlarca liralık reklam bütçelerinin döndüğü dizi sektöründe yaşanan çarpıklıkları, üç otuz paraya ağır koşullarda çalıştırılan insanların emeğinin nasıl sömürüldüğünü falan çatır çatır eleştirmiş, teşhir etmiş, gündeme taşımış sanacak.

İsim vermeden, aklınca hiçbir risk almadan ve tedbirli davranarak ortaya karışık bir şekilde insanlara topyekün yavşak diye hakaret etmek ve bütün oyuncuları sorumsuzca zan altında bırakmak nasıl çatır çatır konuşmak oluyor anlayan beri gelsin.

İnsanları isim vermeden, ortaya karışık bir şekilde suçlamaktan kolay ne olabilir ki?

Asıl bu çok çirkin bir davranış ve vahim bir yanlış değil mi?

Anadolu’yu turlarken parasızlıktan otelde rehin kaldıklarını anlatan tiyatrocuların yaptığı mı daha yanlış ve zararlı, yoksa isim vermeyerek pek çok insanı zan altında bırakan Haluk Bilginer'in yaptığı mı?

Haluk Bilginer isim vermekten kaçınmış ama Hürriyet'ten Demirhan Hararlı'nın haberine göre Müjdat Gezen ile Ali Poyrazoğlu, Habertürk'ten Bülent İpek ve Oya Doğan'ın haberine göre de Yıldız Kenter, Levent Kırca, Metin Serezli gibi isimler, "oyuncuların hepsi"ni olduğu gibi kendilerini de zan altında bırakan ortaya karışık "yavşak" ve "salak" suçlamalarına karşılık çatır çatır ismini vererek Haluk Bilgineri sert bir dille eleştirmişler:

Müjdat gezen
: “Bu söylenenleri Muhsin Ertuğrul duysa kemikleri sızlar. Asıl seyirciye k.çımı yesin demek yavşaklıktır. Muhsin Ertuğrul, Gazanfer Özcan, Nejat Uygur gibi duayenler, Anadolu’da aç kaldılar, rehin kaldılar, gerçekten babaları öldü sahneye çıktılar. Ben de babam öldüğünde sahneye çıktım. Bence aktörlükten biraz anlayanlar Haluk Bilginer’in şişirilmiş bir balon olduğunu bilirler”

Ali Poyrazoğlu
: “Yavşaklık konusunda aynaya bakıp konuşmuş olsa gerek. Haluk’un kendisini şişirdiği kadar efsane olmadığını hepimiz biliyoruz. Seyirciye kıçımı yesinler demek nasıl bir şeydir? Nasıl ar damarı çatlamaktır, haddini bilmezliktir. Seyirci ona cevabını verecektir. Ben babam ve yakınlarım öldüğünde oynadım, bizler oyuncuyuz ve işimizi yapmak zorundayız.”

Yıldız Kenter
: "Haluk Bilginer’in söyledikleri beni zerre kadar ilgilendirmiyor. Bu çok ağır bir laf, tabii ki anlayan için... Açıkçası ben Haluk Bilginer’in lafına önem vermiyorum, çünkü söyledikleri bana dokunmuyor. Konuşup tartışarak onun tirajını da artırmam. Kendisine aldırış bile etmiyorum."

Levent Kırca
: "Babam öldü, cenazesi İsviçre’den geldi. Gereği Düşünüldü’yü oynuyorum. 3500 biletin tamamı satılmış. Babamı defnedip akşam sahneye çıktım. Yine Kenter Tiyatrosu’nda oynarken annem vefat etti. Gündüz defnedip akşam sahneye çıktım. Hayata böyle bakmak lazım. Haluk Bilginer ayıp etmiş. Az sayıda seyirci vardır, çıkıp 'oynayamayacağım' dersin. Biz Dolmabahçe’deki çadırda oyun oynarken birinci perdede Tekin Siper vefat etti. Ambulans gelip onu alınca seyirciye çıkıp 'oyuncumuz öldü. herkes yarın paralarını gişeden alabilir' dedim. İkinci perde Tekin’in rolü olmasaydı biz oyuna devam ederdik. O da öyle isterdi. Tahta bavul ise Anadolu’ya tiyatro götürmenin ve sanatçının ülkesini tanımasının simgesidir. Ben tahta bavulla Anadolu’yu dolaşmasaydım bugün bu noktada olamazdım. Sanatçılardaki bir vesileyle hakaret etme alışkanlığını kınıyorum. Sanıyorum, New York’ta filminin önünü açmak için reklama ihtiyaç duydu. Kınıyorum."

Metin Serezli
: "Haluk Bilginer’in aradaki küfürler hariç tüm görüşlerine katılıyorum. Öncelikle rolünün etkisinde kalan oyuncu olamaz, hayat hayattır, oyun oyundur. Perde kapandığı anda kendin olmak zorundasın. Babam öldüğünde 22 yaşımdaydım, çok ağır bir dram oynuyordum. Matine arasında babamın öldüğünü öğrendim ve kendimi Kadıköy’e attım, ona vedamı ettikten sonra akşam yine sahneye çıktım. Babanız ölmüş ve sahneye çıkıyorsunuz, bu çok korkunç bir şeydi. Bugünkü aklım olsa kimse kusura bakmasın asla sahneye çıkmaz, acısını yaşardım. Eski aktörlerin kötü oyuncu olup efsaneleşme meselesine gelince; bu durumu çağa, koşullara göre değerlendirmek lazım. Tüm zamanların en iyi oyuncusu olarak tanınan Fransız Sarah Bernard 1912 yılında bir efsaneydi. Ama bugün ne kadar kötü oynadığı konuşuluyor. Belki de 40 yıl sonra Haluk’un oyunlarının videolarını izleyenler 'Ay ne kötü oynamış' diyecekler. Çünkü çağ, anlayış değişecek."

Tabii Haluk Bilginer'e açık destek veren Tarık Akan, Oktay Kaynarca ve Şebnem Bozok gibi isimler de olmuş. Onların desteğini de Milliyet Cadde'den Gülcan Tarımoğlu'nun ilgili haberinden aktaralım:

Tarık Akan: "Haluk’u severim, düşüncelerini de severim. Söylediklerine katılıyorum. Doğru söylemiş, hak veriyorum kendisine."

Oktay Kaynarca: "Söylediği her lafın altına imzamı atarım ama o tabir hoş olmamış. Bu kadar sert söylemesi talihsizlik olmuş."

Şebnem Bozoklu
: "Haluk Bilginer’in söylediklerini okudum. Oh be biri söyledi sonunda!"

Ha, eklemeden geçmeyelim: iki adım bir tokat'çı tiyatrosever(!) Hürriyet gazetesi yazarı Ahmet Hakan da pek bir memnun kalmış Haluk Bilginer'in tiyatrocuları hedef alan ortaya karışık suçlamalarından ve (“salak”, “yavşak” ve “k.ç” kelimelerini çıkarmak koşuluyla) "Ben Haluk Bilginer'ciyim" demiş 20 Eylül 2010 tarihli köşe yazısında.

(mutebaki, 20.09.2010 00:09 ~ 10:57)

(Kaynak: Ekşi Sözlük, http://www.eksisozluk.com/show.asp?id=20379231)

(Yukarıdaki yorumlar "mutebaki" nick'ini kullanan Ekşi Sözlük yazarı Feridun Çetinkaya'ya aittir.)


***


İstisnasız "Oyuncuların hepsi"ni zan altında bırakan, "Oyuncuların çoğu yavşaktır genellikle..." iddiası üzerine kendisine yöneltilen  eleştirilere karşı Haluk Bilginer'in yanıtı:

"Kutsala mı Dokundum?"




Bir mesleği kutsallaştırmak çabası nedendir acep?

Mesleği doğru dürüst icra etmek yerine, mesleklerini kutsallaştırıp, göz boyamak isteyenlere ayna tutulmuş gibi mi oldu?

Bir marangoz övünmüş müdür hiç? Babam öldüğünde atölyeye gidip, iki masa bir büfe zımparaladım, diye.

Bir aşçı böbürlenmiş midir? Anamı kaybettikten sonra mutfağa girip bir tepsi baklava açtım, diye.

Oyuncu niye aynı durumu kullanarak farklı bir algı yaymak isteğindedir dersiniz?

Oyunculuk niçin kutsaldır da, inşaat işçiliği değil? ...

Kendi suretini aynada görüp de aynayı kırmaya çalışana ne demeli? ...

Haberi kaynağından okumadan, hatta haberin sahibine sormak gerekirken, nasıl bir gaza gelmektir bu?

Sansasyonel başlık atmak gazeteci refleksidir mutlaka..

Konuşma anında, öfkeyle, bir durumun altını çizmek adına sarfedilmiş sözleri alıp, içeriğinden bağımsız kullanmak yazanın tasarrufudur tabii ki.

O başlığın altındakini okumak zahmetinde bile bulunmadan, hangi bağlamda, kimler ve hangi durumlar kastedilerek sözün sarfedildiğini araştırma zahmetine katlanmadan nasıl bir saldırıdır bu? ...

Nasıl ve ne sebeple bir nefret birikmiştir ki, o düğmeye basıldığı anda patlar?

Yıllardır söylüyorum söylediklerimin aynısını, tık yok!

Konunun içeriğine bakmadan, neler söylendiğine kulak asmadan, tartışmaya girmekten kaçınarak, sadece "YAVŞAK" la ilişkiye girip, salyalar akıtmak...

Alakalı, alakasız birsürü insan...

Aynı meslekten sayıldıklarımız nereden çıkardılar seyirciye laf ettiğimi? ...

Nasıl bir niyet okumadır bu?

O laf konunun muhataplarınadır, seyirciye değil, haberiniz ola ...

AMA ....."YAVŞAK " da ne kadar güzel bir sözcüktür, değil mi?

YAV- diye alt perdeden başlayıp. Ş harfinden aldığı güçle surata tokat gibi patlar ....

Gözünü sevdiğimin Türkçesi ...

Haluk Bilginer
20 Eylül 2010

(Kaynak: Medyatava internet sitesi, http://www.medyatava.com/haber.asp?id=70501)


***


Zaman gazetesi yazarı Ahmet Turan Alkan tiyatrocuları haksız bir şekilde suçlayan Haluk Bilginer'in asistini gole çevirme fırsatını kaçırmadı

Fırsatçılığını gösteren A. Turan Alkan, Haluk Bilginer'in abuk sabuk eleştirilerinden referansla lafı 60 ihtilaline, Brecht'e, Marksizme, sol'a getirmeyi başarmış(!)

Haluk Bilginer'in, "bir deli bir kuyuya bir taş atmış" misali, "yavşak", "salak" gibi sansasyonel sözcükler eşliğinde ve isim vermeden ortaya karışık bir şekilde gündeme getirdiği, bütün oyuncuları ve tiyatrocuları zan altında bırakan abartılı ve cahilce suçlamalarının, gerçekte kimin nereye isterse oraya çekebileceği omurgasızlıkta, kayganlıkta ve abuk sabuklukta suçlamalar olduğunu, çok acı ve trajik bir şekilde kanıtlayan, Zaman gazetesi yazarı Ahmet Turan Alkan'ın ibretlik yazısını Tiyatro Fanzini ziyaretçilerinin bilgisine ve dikkatine sunuyorum. (Feridun Çetinkaya)


***



"Üstelik tiyatrodan da anlamam ha... "



Zaman gazetesi yazarı Ahmet Turan Alkan



Ahmet Yenilmez kardeşim şimdi bana yine kızacak, çünkü üstüme vazife olmayan bir konuda, üstelik bütün hayranlarınca yüksek ve kırılmaz bir "tabu"yla dokunulmaz bir yere oturttukları tiyatro konusunda ahkâm kesecek ve bu esnada köşe yazarlarının her şey hakkında ahkâm kesebilme imtiyazından da bol bol yararlanacağım.

Tiyatro sanatçısı Haluk Bilginer, bazı meslektaşlarına kızmış galiba, diyor ki, "Babam öldü ama hâlâ sahneye çıkarım, yavşaklığına inanmam. Ben babam ölürse sahneye filan çıkmam, k...mı yesin herkes. Eski tiyatrocular, Anadolu'yu turlarken, parasızlıktan otelde rehin kaldık der ya, marifet diye mi anlatıyorsun, salaksın!" dedikten sonra hızını alamayarak, "Eskilerden 'çook iyi oyuncu' olarak hatırlanan birçok ismin aslında çok kötü oyuncular olduğuna eminim. Büyük oyuncu olarak hatırlanan birçoğu, aslında efsane yaratmayı becerebilmiş y...ğın tekiydi. Oyuncuların çoğu y...tır genellikle..."

İşte bunun üzerine diğer bazı tiyatro oyuncuları, "Tiyatronun duayenleri, Anadolu'da aç kaldılar, rehin kaldılar, gerçekten babaları öldü sahneye çıktılar. Ben de babam öldüğünde sahneye çıktım... Seyirciye k...mı yesinler demek nasıl bir şeydir? Nasıl ar damarı çatlamaktır, haddini bilmezliktir. Seyirci ona cevabını verecektir. Ben babam ve yakınlarım öldüğünde oynadım, bizler oyuncuyuz ve işimizi yapmak zorundayız" diye cevap vermişler.

Y ile başlayan ve yavru bit mânâsına gelen o kelimeyle, "Yesinler" tavsiyesinde bulunduğu o vücut mıntıkasına dair sözlerini doğru bulmuyorum fakat onun haricinde tıpkı Haluk Bilginer gibi düşünüyorum. Sebebi kısaca şu: Türk tiyatrosu'nda 1960'tan sonra (Bu tarih size neyi hatırlatıyor?) yoğunlaşan ve sahnelerimizi rehin alan Brechtvâri tiyatro ve oyunculuk anlayışı, basın, tiyatro ve sinemanın köşebaşlarını tutan eleştirmen takımının da ayran gönüllü desteğiyle büyüklüğü kendinden menkul efsâneler ortaya koymuştur ki, Haluk Bilginer'e tepki gösterenler bana göre o zümrenin içinde yer alıyorlar. Brecht, politik temsili "Epik tiyatro" adı altında Sosyalist ülkelerde ve bu ülkelerin yörüngelerinde kanat çırpan, bizde olduğu gibi sol intelijansiyası güçlü ülkelerde nerdeyse tiyatronun en doğru ve tek yorumu gibi dayatmayı bilmiş bir tersine kahramandı. Brechtperestleri bu konuda Paradigma yayınları arasında çıkan ve Paul Johnson'un imzasını taşıyan "Entelektüeller" adlı eserdeki "Buzdan bir kalp" başlıklı yazıyı gözden geçirmeye davet ederim ki Ayşe Polat'ın nefis Türkçesi ile bu kitap, Türk okuyucusu için gerçek bir okuma ziyafeti vaadediyor.

Sadede geliyoruz: "Babam ölse bile çıkar oynarım; önce sanat, yevmiye ikinci plânda gelir!" türünden fedâkârlık tiradları, tiyatroda yapılan işin neredeyse din gibi algılanması, kutsanması raddelerine kadar varan ama temelde tiyatro yoluyla dünyayı değiştirebileceğine inanan; bilerek veya sehven Marksizm'e fena halde angaje tiyatrocuların pelesengi olmuştur yıllar boyunca. Bilginer buna hayır diyor ve zımnen tiyatrodan daha üstün değerlerin de varlığını ileri sürüyor. "Cemaat"in içinden ifşâ ediyor ve öyle olduğu için büyük patırtı çıkarmış bulunmakta. Yankıları hayli devam eder bu tartışmanın ve eminim ki bir türlü "Sahicilik" hissi veremeyen tiyatromuzun geleceği nâmına hayırlı olur.

Mesele sadece tiyatro değil; moda tabirle "Bir hayat tarzı" algılaması. Tiyatroyu bir hayat tarzı zannedenler, ölenlerini tabutuyla sahneye çıkarıp alkışlayan ve sırayla sahne alıp "Sonsuzluğa yürüdü, ışık oldu" gibi titrek Ateistik lâflarla yolcu eden, babalarının öldüğü gün bile çalışmayı iş ahlâkından sayan bir bölük gurebâdır.

İnsanlar ikiye ayrılır; babaları öldüğünde gidip adam gibi cenazesini omuzlayanlar veya "Show must go on" uğruna acısına flaster yapıştırıp kendi dinine hizmet edenler.

Ben birincileri tutuyorum; üstelik tiyatrodan filan da anlamam.