24 Ağustos 2010

Tiyatronun Dolmabahçe Mutabakatı



Tiyatroda Dolmabahçe mutabakatının tarafları: Nedim Saban ve Tuncay Özinel



Tiyatrocu Nedim Saban ile Tuncay Özinel'in kamuoyu önünde birbirlerine yönelttikleri ağır suçlamalarla aylardır sürdürdükleri "ırkçılık" polemiği; üçüncü kişileri ve tiyatro kamuoyunu da doğrudan ilgilendiren boyutlarıyla, sadece Nedim Saban ve Tuncay Özinel arasındaki kişisel bir sorun olmayı aştı ve Türkiye tiyatrosundaki insan malzemesinin niteliği hakkında önemli ipuçları veren bir ibretlik vakaya dönüştü.


Hatırlanacağı üzere, Nedim Saban ve Tuncay Özinel, 2009 Kasım ayında, Kadıköy Belediyesi'nin tiyatroculara sunduğu imkânları paylaşma konusunda bir ağız dalaşına girişmiş ve sırf tiyatro kamuoyu önünde bir milim üste çıkabilmek uğruna işi birbirlerini "ırkçı" ilan etmeye kadar vardırmışlardı. 

Hatta Nedim Saban, Tuncay Özinel'i hedef alan "ırkçılık" suçlamasını, gönüllü tetikçisi Ömer Faruk Kurhan vasıtasıyla  (sırf Tuncay Özinel'in bir kalemde "ırkçı" ilan edilmesi "bir çeşit yargısızı infazdır" diyerek vicdani kanaatimi açıkladığım için) benim gibi üçüncü kişilere de bulaştırmaya çalışmıştı.

Temmuz ayının ilk günlerinde Tuncay Özinel, kendisini "ırkçı" olmakla suçlayan Nedim Saban'a karşı açtığı hakaret davasının ilk duruşmasının Eylül ayı içinde görüleceğini duyuran bir basın bildirisi yayınlayınca konu yeniden alevlendi.

Bu bildiriden hemen sonra, Nedim Saban'ın sanık olarak yargılanacağı davanın ilk duruşmasına günler kala, sürpriz bir gelişme yaşandı.

Nedim Saban ile Tuncay Özinel,
birbirlerine yönelttikleri ağır "ırkçılık suçlamaları" konusunda herhangi bir özeleştiride bulunma ya da açıklama yapma gereği dahi duymadan, sadece birbirlerinden yarım ağızla birer kuru özür dileyerek, apar topar, bu meseleyi tatlıya bağlayıp kapattıklarını ilan ettiler.

Aralarındaki ihtilafın esasını oluşturan ve hatta üçüncü kişilere de bulaştırdıkları "ırkçılık suçlamaları"nın akıbeti konusunda
ağız birliği ederek ser verip sır vermediler.

"Tiyatronun Dolmabahçe mutabakatı" olarak adlandırdığım, bu gizli kapaklı Nedim Saban-Tuncay Özinel uzlaşmasının ardından, Tuncay Özinel'e bir açık mektup yazdım.

Böyle bir mektup yazmayı gerekli görmemin başlıca nedenlerinden biri Tuncay Özinel'in
22 Temmuz 2010 günü onlarca kişinin yanı sıra bana da gönderdiği, "Kralın Soytarısı" başlıklı mesajında geçen, "Etik olanı gençlere anlatmak boynumuzun borcudur" cümlesiydi.

Tuncay Özinel, kâğıt üstünde, "Etik olanı gençlere anlatmak boynumuzun borcudur" diye ahkâm kesiyordu ama iş pratiğe geldiğinde, "Etik olanı gençlere anlatmayı" değil kendisini ırkçı olmakla suçlayan Nedim Saban'la sağladığı "Dolmabahçe mutabakatı"na sadık kalarak gerçekleri gençlerden ve tüm kamuoyundan gizlemeyi tercih ediyordu.

Baştan aşağı her yönüyle ibretlik bu vakayı bütün ayrıntılarıya özetlemeye çalıştığım açık mektubu e-posta mesajıyla Tuncay Özinel'in yanı sıra mektupta adları geçen Nedim Saban, Ömer Faruk Kurhan, Fırat Güllü, Bülent Sezgin, Melih Anık, Mustafa Demirkanlı, İsmail Can Törtop, Coşkun Büktel, Hilmi Bulunmaz ve Ulvi Alacakaptan gibi isimlere de gönderdim.

Şimdi bu mektubu bazı yazım yanlışlarını düzelterek, yaptığım bazı atıflara dipnot açıklamaları ve aktif linkler ekleyerek
Tiyatro Fanzini ziyaretçilerinin bilgi ve dikkatlerine sunuyorum.

Başta Tuncay Özinel olmak üzere, Nedim Saban, Ömer Faruk Kurhan ve İsmail Can Törtop'un bu mektup üzerine bana ve diğer ilgililere gönderdikleri yanıt ve tepkilere de hemen bu mektubun altında yer veriyorum.

Yanıt hakkına duyduğum saygı ve verdiğim önem gereği bu mektuba yeni yanıt ve tepkiler geldikçe gerekli güncelemeleri yapmayı sürdüreceğim (Son güncelleme: 20 Eylül 2010).

Feridun Çetinkaya
24 Ağustos 2010


***




TUNCAY ÖZİNEL’E AÇIK MEKTUP


Tuncay Bey Merhaba,

Öncelikle kendimi hatırlatayım.

Zira bugüne kadar sizinle herhangi bir şekilde (hiçbir oyununuzu izlemediğim için bir seyirci olarak dahi) yüz yüze gelmişliğimiz ya da telefonla olsun görüşmüşlüğümüz yok.

Sadece yaklaşık bir buçuk ay önce bana özel olarak bir e-posta mesajı göndermiştiniz.

Ben de nezaketen bu mesajınızı yanıtlamıştım.

Mesajınızda Nedim Saban’a karşı açtığınız hakaret davasından bahsetmiş ve “ırkçı” ilan edilmenize itiraz ederek doğrudan yana olduğum için bana “sağol” demiştiniz.

İşte şimdi, o “sağol” mesajınıza istinaden size bu mektubu yazıyorum.

Hem konuyla ilgili ortaya çıkan yeni gelişmeler ışığında birtakım sorular sormak için, hem de dolaylı olarak benim adımın da geçtiği bu konuyla ilgili tarihe tanıklığımın bir belgesini bırakmayı gerekli gördüğüm için.

Soru ve eleştirilerime vereceğiniz yanıtlarla birlikte bu mektubu ayrıca Tiyatro Fanzini adlı internet sitemde de yayımlamayı düşünüyorum.

Umarım yanıtlama duyarlılığını gösterirsiniz.

Tabii, sonuçta yanıt verirsiniz ya da vermezsiniz, orası sizin bileceğiniz bir şey.

Yanıtınız için makul bir süre bekledikten sonra ben bu mektubu sitemde yayımlayacağım.

İlgili konu bağlamında sırf sizin bir kalemde “ırkçı” ilan edilmenize karşı çıktığım için “ırkçılığın avukatlığına soyunmakla” ve “ırkçılık şebekesinin piyonu olmakla” suçlanmış biri sıfatıyla, bu soruları sormayı ve bu mektubu kamuoyu ile paylaşmayı tarihe karşı bir sorumluluk ve boynumun borcu sayıyorum.1


***

Nedim Saban ile birbirinizden karşılıklı özür dilediğinizi duyuran haberleri2 okudum.

“Tiyatro eleştirmenleri”nin arabuluculuğuyla uzlaştığınız ve barıştığınız anlaşılıyor.

Nedim Saban’la birlikte kaçamak bir üslup ve muğlak ifadeler kullandığınız birer de “açıklama” yapmışsınız.

“Açıklama” diyorsam lafın gelişi tabii; bütün olup bitenlerden sonra böylesine “açıklamama” demek daha doğru aslında.

Daha önce alenen Nedim Saban’ı yalan söylemekle3 ve sansür yapmanız için size ırkçı saiklerle rüşvet teklif etmekle suçlamıştınız4; aynı Nedim Saban'dan şimdi özür dilemişsiniz.

Nedim Saban da daha önce alenen, “şantajcı köpek” gibi ağıza alınmayacak hakaretlerle sizi “ırkçı” ilan etmişti5; aynı Nedim Saban da şimdi “insan hakları ihlali olmadıkça adliye koridorlarında hesaplaşmaya gerek olmadığını”6 söyleyerek sizden özür diliyor.

Ama ne ilginçtir ki, Nedim Saban da siz de aylardır tiyatro kamuoyunu meşgul ettiğiniz, hatta Türkiye Cumhuriyeti savcılarının önüne kadar da taşıdığınız, vahim “ırkçılık” suçlamalarınızın akıbeti hakkında nedense bir tek kelime dahi etmemişsiniz.

Kamuoyuna bu vahim ithamlarınızın sonucuyla ilgili hiçbir açıklama yapmamışsınız.

Birbiriniz hakkındaki yenilmez yutulmaz iddia ve suçlamalarınızı şimdi öylece, teşbihte hata olmaz, piç gibi ortada bırakıp kenara çekilmeye çalışıyorsunuz.

Anlaşılan siz de Nedim Saban’la tıpkı Başbakan Recep Tayip Erdoğan ile Genel Kurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt’ın “tarihi uzlaşma”ları benzeri, kamuoyuna ser verip sır vermeyen bir çeşit gizli “Dolmabahçe mutabakatı” yapmışsınız.

Kamuoyuna herhangi bir açıklama yapma sorumluluğu hissetmeden, aylardır tiyatro kamuoyu ile savcıları meşgul ettiğiniz bu konuları birdenbire kapatmaya, örtbas etmeye karar vermişsiniz.

Size "ırkçı faşist köpek" dediği için Nedim Saban aleyhine açtığınızı söylediğiniz hakaret davasından da vazgeçmişsiniz.

Bir başka ifadeyle söylersek, daha birkaç hafta önce, ilk duruşma tarihini kamuoyuna duyurmak üzere tiyatronuzun adıyla zehir zemberek bir basın bildirisi yayınladığınız, Nedim Saban aleyhindeki hakaret davanızı geri çekmişsiniz.

Tam da, “yargısız infaz” yaparak sizi “ırkçı” ilan edip kınanmanız için kamuoyuna bir tür linç çağırısında bulunan Nedim Saban ve yandaşlarından “yargı önünde” hesap soracağınızı söylediğiniz tarihe günler kala.

Tam da sizi aleni bir şekilde "şantajcı köpek" hakaretleriyle “yargısız infaz” yaparak “ırkçı” ilan edenlerin belki de büyük bir ihtimalle iftira ve hakaretten “yargı önünde mahkûm olmasına” ramak kala.

Daha dün, şu basın bildirisini yayınlayan siz değil miydiniz?

TUNCAY ÖZİNEL TİYATROSU’NDAN DUYURU

Kadıköy belediyesine karşı yapılan haksızlığı savunduğu için Tuncay Özinel’e Nedim Saban ve yandaşları tarafından yakıştırılan “ Irkçı faşist köpek” karalaması ve hakareti için sanıklar 22.9.2010 günü saat 10.45 de yapılacak duruşmada Kadıköy adliyesinde hesap vereceklerdir.

O gün orada YÜZLEŞME isimli oyunda rol alan sanatçılar da şahit olarak bulunacak,şimdiye kadar etik olmaz diye açıklamadığımız bize yapılan teklif mahkeme huzurunda açıklanarak kimin “IRKÇI ve FAŞİST” olduğu belgelenecektir.

Bu birinci aşamadır. İkinci aşamada herkes halkın önünde hesap verecektir. Bunun organizasyonu da basın ve ilan yolu ile duyurulacaktır. Bu organizasyona da Tuncay Özinel Tiyatrosunda 30 yıl boyunca rol almış sanatçılar,yazarlar, dekoratörler ve teknik elemanlar katılacaktır.

Tekrar söylüyoruz: BİZ YAHUDİ SOYKIRIMINI ELBETTE Kİ KINIYORUZ! AMA FİLİSTİN’DE YAPILAN SOYKIRIMI DA KINIYORUZ

Bu duyurunuzun, bütün bu iddialı sözlerinizin ve suçlamalarınızın daha mürekkebi kurumadan, adeta kamuoyuyla alay edercesine, bu meseleyi kuru birer özürle kapatmaya çalışmak yerine, bu iddialı sözlerinizin gereğini yerine getirmekten neden vazgeçtiğinize dair kamuoyuna net ve ikna edici bir açıklama yapmanız daha doğru, daha dürüstçe olmaz mıydı?

Sakın bu söylediklerimi yanlış anlamayın.

Size iddia ve suçlamalarınızda ısrarcı olun, davanızdan vazgeçmeyin, Nedim Saban ile barışmayın falan dediğim yok.

Bu vahim iddia ve suçlamaları neden ısrarla kamuoyunun gündemine taşıyıp dava konusu yaptınız?

Sonra da neden bu iddialı suçlamalarınızdan birdenbire yeterli bir açıklama yapmadan vazgeçtiniz?

Bu durumu kamuoyuna izah etmeniz gerekirdi, gerekiyor diyorum.

***

Nedim Saban’la tartışmanızın (daha doğrusu ağız dalaşınızın) başından bu yana, sırf “... beni ve tiyatromda çalışan onca tiyatro duayenini Türk halkı bu güne getirdi. Tiyatro seyircisi düzeysiz bir tiyatroyu 30 yıl yaşatmaz. Üstelik arkasında Musevi cemaati de yoksa!” ifadeniz gerekçe gösterilerek "ırkçı" ilan edilmenizin7 bir yargısız infaz olduğu kanaatini taşıyan ve suçlamalara konu olan bu ifadenizin abartılı bir iftira ve linç çığırtkanlığıyla sorumsuzca büyütülüp çarpıtılarak bir tür cadı kazanı tertibi ve cadı avına bahane edildiğini düşünen biri olarak8; nihayet birbirinizden özür dileyip Nedim Saban ile barışmanızı, her şeyden önce insani açıdan, elbette sevindirici buldum.

Bir kere bunu en başta söylemiş olayım.

Tabii hemen şunu da ekleyerek.

Nedim Saban ile aranızda kamuoyu önünde cereyan eden bu “tartışma”, malesef sadece Nedim Saban ile sizin aranızdaki kişisel bir tartışma olmayı çoktan aşmış bulunuyor.

Özellikle Nedim Saban’ın gönüllü tetikçisi-maaşlı yandaşı Ömer Faruk Kurhan’ın estirdiği “ırkçılık cadı kazanı terörü” ve yine Kurhan’ın bu çerçevede ortaya attığı “Türkiye tiyatrosunda bir ırkçı şebeke var” iddiasıyla birlikte bu mesele, Nedim Saban ile sizin birbirinizden yarım ağızla dilediğiniz birer kuru özürle geçiştirilemeyecek, örtbas edilip üstü böyle kolayca kapatılamayacak kadar önemli bir vaka haline gelmiş; tiyatro kamuoyunu ve üçüncü kişileri de çok yakından ilgilendiren vahim bir kamusal boyut kazanmıştır.9

Bu vaka, tiyatrocu ve tiyatro eleştirmeni geçineniyle Türkiye tiyatrosundaki insan malzemesinin niteliği hakkında önemli ipuçları veren tarihi bir ibret vesikası haline gelmiştir.

Ve elbette, meselenin bu tarafı düşünüldüğünde, Nedim Saban’ın da sizin de özür açıklamalarınızı tamamen yeterli ve sevindirici bulmak malesef hiç de kolay değil.

Bu vaka ile ilgili mutlaka yanıtlanması gereken pek çok soru ve açıklığa kavuşması gereken pek konu tiyatro kamuoyunun önünde öylece duruyor.

Şimdi size bu konunun neden Nedim Saban ile kişisel meseleniz olmayı aştığını, açıklama bekleyen konuları dikkatinize sunarak hatırlatmak istiyorum.

***

Evet, bu mesele çoktan sizin kişisel meseleniz olmayı aştı.

Çünkü Nedim Saban, gönüllü tetikçisi Ömer Faruk Kurhan ve siz, bütün bu ağız dalaşınız sürecinde, sorumsuzca bir davranış sergileyerek, “ırkçılık” gibi çok ciddi bir insanlık suçunu birbirinize karşı bir çeşit silah gibi kullanmaya çalıştınız.

Aranızda geçmişe dayanan bir husumetin de etkisiyle giriştiğiniz menfaat tartışmasında, Nedim Saban ve yandaşları da, siz de bir milim olsun üste çıkabilmek uğruna, “ırkçılık” gibi son derece ciddi bir insanlık suçunu sulandırıp birbirinize karşı karalama malzemesi yaptınız.

Kamuoyunun “ırkçılık” konusu ve suçu karşısındaki hassasiyetini suistimal etmeye kalkıştınız.

Birbirinize karşı üste çıkabilmek için mağduriyet edebiyatından, duygu sömürüsünden medet umdunuz; “ırkçılık” gibi ciddi bir suçu ağız dalaşınıza meze yaptınız.

Şimdi de sanki hiçbir şey olmamış gibi, kamuoyuna yeterli ve doyurucu bir açıklama yapma gereği dahi duymaksızın, yersiz bir şekilde meşgul ettiğiniz kamuoyu ile, benim gibi bu tartışmadan zarar görmüş üçüncü şahıslardan da özür dilemeksizin, yalnızca birbirinizden üstünkörü ve kuru birer özür dileyerek bu işin içinden sıyrılmaya, bu meseleyi apar topar kapatmaya çalışıyorsunuz.

İşte bir kere sırf bu nedenle bile, Nedim Saban'ın da sizin de özrünüz kabahatinizden büyük.

Bir insanı “ırkçılık”la suçlamayı, “ırkçı” ilan etmeyi oyun mu sandınız?

Birbirinizden özür dileyerek, bir anlamda yersizliğini ve gayriciddiliğini de kabul ve itiraf etmiş olduğunuz tüm o sahte “ırkçı” ve “ırkçılık” ihbar ve suçlamalarınızdan dolayı meşgul ettiğiniz kamuoyundan niçin açıkça, dürüstçe özür dilemiyorsunuz?

Kamuoyu önünde “ırkçılık” gibi son derece ciddi bir insanlık suçunu demagoji malzemesi yaparak sulandıran bir nevi arsız “Yalancı çoban” durumuna düşmüş olmaktan, kamuoyu ve mahkemeleri yersiz şikâyet ve ihbarlarınızla meşgul etmiş olmaktan herhangi bir pişmanlık ya da rahatsızlık duymuyor musunuz?

Birbirinizi peynir ekmek yer gibi pervasızca suçladınız ama sıra vahim iddia ve suçlamalarınızı yargı önünde, hâkim ve savcılar huzurunda beyan etmeye, ispatlamaya geldiğinde; sıra yargı önünde bu ağır ve vahim suçlamaların hesabının verilmesine geldiğinde kaçamak birer açıklamayla birdenbire ağız değiştirerek iddia ve suçlamalarınızdan vazgeçiyor, çark ediyorsunuz.

Nedim Saban, tabii ki, o kadar da uzun boylu değil dercesine, “insan hakları ihlali olmadıkça adliye koridorlarında hesaplaşmaya gerek olmadığını” söyleyip geniş ve ağır bir manevra yaparak “ırkçılık” suçlamasından geri adım atacak, vaziyeti kurtarmaya çalışacak

Yargı önünde Tuncay Özinel’in “ırkçı” olduğunu iddia etmenin, kendisine ne tür ağır yükümlülükler getireceğini, iş ciddiye binince anlamış olmalı.

Herhangi bir insanı yargı önünde “ırkçılıkla” suçlamanın ve “ırkçı” ilan etmenin, iftira ve linç kampanyaları karşısında üç maymunu oynamayı adeta gelenek haline getirmiş tiyatro kamuoyu önünde yargısız infaz yaparak Tuncay Özinel’i “ırkçı” ilan etmeye benzemeyeceğini, geç de olsa nihayet idrak etmiş olmalı.

Tabii ki savcılar ve hâkimler bir insanın “ırkçı” olup olmadığına, “ırkçılık” yapıp yapmadığına Nedim Saban ile gönüllü tetikçisi-maaşlı yandaşı Ömer Faruk Kurhan’ın yaptıkları gibi “yargısız infaz yaparak” hüküm vermiyorlar.

Savcılar ve hâkimler için bir insanın “ırkçılık” yapıp yapmadığına, “ırkçı” olup olmadığına karar vermek son derece ciddi, kılı kırk yararcasına ele alınması gereken bir “adalet” meselesidir.

Çünkü “ırkçılık” bir insanın alnından asla silinmeyecek, geri dönülmez ve affedilmez bir yüzkarası, “müebbet” bir suçtur.

E, böyle olunca iş gelip de Tuncay Özinel’e yönelik “ırkçı” suçlamasını yargı önünde tekrarlamaya dayanınca Nedim Saban başka ne yapacaktı ki?

Elbette, “insan hakları ihlali olmadıkça adliye koridorlarında hesaplaşmaya gerek olmadığını” söyleyerek tez elden bu konuyu kapatmaya çalışacak.

Tuncay Özinel’i “ırkçı” ilan etmek yargısız infazdır derken boşuna konuşmuyordum ben.

Özinel’in söz konusu ifadesinden “ırkçılık” gibi ciddi ve ağır “bir insan hakları ihlali” imal etmenin, maksadını aşan çok zorlama bir yorum ve bir yargısız infaz olduğu açıktı.

Ben “tiyatro eleştirmenleri”nin yaptığı gibi iş işten geçtikten sonra değil, daha bu tartışmanın en başında Tuncay Özinel’in “ırkçı” ilan edilmesinden vicdanen rahatsız olup, Nedim Saban’a bunu anlatmaya çalışmıştım.

Bu meselenin çarpıtılarak yersiz bir şekilde “ırkçılık” gibi çok ciddi ve ağır bir suçlamaya dönüştürülmesine izin vermemesi için, daveti üzerine bir araya geldiğimizde yüz yüze ve telefonda Nedim Saban’a boşuna onca dil dökmemiştim.

Bu tartışmanın ta en başında, yol yakınken bu yanlıştan dönülmesinin doğru olacağını Nedim Saban’a anlatabilmek için bütün içtenliğimle boşuna çırpınmamıştım.

Tabii aynı şeyler sizin için de geçerli.

Siz de “Yüzleşme” adlı oyununuzda sansür yapmanız için Nedim Saban’ın ırkçı saiklerle size sansür rüşveti teklif ettiği iddiasını ortaya attınız.

Nedim Saban’ı “ırkçılık” ve “faşistlikle” suçladınız.

Bununla da kalmadınız, bu iddianızı tanık ifadeleriyle yargı önüne taşıyacağınız ilan ettiniz.

Ama anlaşılan siz de açtığınız davanın duruşmasına günler kala, suçlamanızın vahametini ve işin varabileceği boyutların ciddiyetini fark etmiş olmalısınız ki çark ettiniz.

Şimdi çıkıp da gerçek bir “ırkçılık” vakasında, “ırkçılık” şikâyetinde bulunduğunuzda, kamuoyunu buna tepki göstermeye çağırdınızda, kim size kolay kolay inanır?

Bu tür sulandırmaların, toplumun ırkçılığa karşı güç bela geliştirilmiş duyarlılık ve reflekslerini de zayıflatan, yıpratan sonuçlara yol açabileceğini hiç düşündünüz mü?

Bazı insanların sırf karalamak amacıyla husumet duydukları kişileri yerli yersiz “ırkçı” ilan etmesi, “ırkçılık” gibi ciddi bir suçun sulandırılması bir süre sonra bir inandırıcılık sorunu yaratacak, toplumdaki “ırkçılık” suçuna karşı hassasiyetin zayıflamasına neden olacaktır.

Tıpkı “Yalancı çoban” hikâyesinde olduğu gibi, ortada gerçek bir “ırkçılık” olduğunda, kamuoyunu buna inandırmak ve tepki göstermeleri için ikna etmek çok daha güç olacaktır.

Nedim Saban, gönüllü tetikçisi Ömer Faruk Kurhan ve sizin yaptığınız da özünde böyle bir sulandırma ve suistimaldir.

Ve bu nedenle birbirinize yönelik o ağır “ırkçılık” suçlamaları konusunda kamuoyu önünde özeleştiri yapmanız, bu tür suistimallerin ve sulandırmaların bir daha yaşanmaması için örnek bir davranış sergilemeniz gerekiyor.

Ömer Faruk Kurhan gibi art niyetli provokatörlerin ve “ırkçılık cadı kazanı” tertipçilerinin “ırkçılık” gibi ciddi suçları bir daha bu şekilde kişisel menfaatleri doğrultusunda sulandırmalarının önünü kapayacak açıklıkta ve netlikte kamuoyunu ikna edici bir açıklamayla bu meseleye nokta koymanız gerekiyor.

Bu konuda dileyeceğiniz herhangi bir özür ancak ve ancak bu şartla samimi, anlamlı ve yeterli sayılabilir.

Dilerim uyarımı dikkate alıp bu sahte ve göstermelik özür yanlışından bir an önce döner ve bu eksiği telafi edersiniz.

Aksı takdirde, birbirinize yönelttiğiniz bu “ırkçılık” suçlamalarınızın yersiz ve yanlış olduğunu kamuoyu önüne açıkça ifade etmediğiniz sürece, Nedim Saban da siz de sonsuza dek zan altında kalmaya devam edeceksiniz.

***

Tuncay Bey, bu mesele çoktan sizin kişisel meseleniz olmayı fersah fersah aştı.

Çünkü birbirinize karşı yönelttiğiniz o vahim “ırkçı”, “faşist”, “köpek”, “yalancı” “şantajcı”, “sansürcü” ve “rüşvetçi” vb. ithamlarınızla ilgili sorular hâlâ önemini ve ciddiyetini aynı ölçüde koruyor, cevap bekliyor.

Birbirinizden dilediğiniz o kuru özürler, Kadıköy Belediyesi’nin tiyatroculara sunduğu imkânların paylaşımı üzerine Nedim Saban ile giriştiğiniz ağız dalaşının sebep olduğu kirliliği ve tiyatro kamuoyu önünde yol açtığı tahribatı telafi etmeye ne yazık yetmiyor.

Nedim Saban’ın “Leyla’nın Evi” adlı tiyatro oyunu prodüksiyonu için sponsorluk yapmasını istediği Kadıköy Belediyesi’nden 180 milyar lira talep ettiği iddiasında bulunmuştunuz.10

Nedim Saban’ın Caddebostan Kültür Merkezi (CKM) protestosunu da aslında bu 180 milyar lira talebini reddeden Kadıköy Belediyesi’ni hedefe koyarak yıpratmak, bir tür intikam almak amacıyla organize ettiğini ileri sürmüştünüz.11

Tabii bu iddialarınızın da açıklığa kavuşturulması gerekiyor.

Söz konusu özür açıklamanızın ardından şu önemli sorular cevap bekliyor:

1) Nedim Saban size yönelik “ırkçılık” suçlamasını geri alıp sizden özür diledi mi?

Eğer Nedim Saban size yönelik “ırkıçılık” suçlamasından vazgeçtiyse size kamuoyu önünde yaptığı suçlamayı neden aynı şekilde kamuoyu önünde, kamuoyuna açıkça beyan ederek geri çekmedi?

Eğer Nedim Saban size yönelik “ırkçı faşist köpek” hakaretini ve suçlamasını geri çekmediyse, bu ifadesi nedeniyle sizden özür dilemediyse, bu ifadesini gerekçe göstererek açtığınız hakaret davasının ilk duruşmasına günler kala, kamuoyuna davul zurna çalarak ilan ettiğiniz bu hakaret davasından birdenbire nasıl oldu da vazgeçtiniz?

2) Yoksa Tuncay Özinel olarak siz hakkınızdaki ırkçılık suçlamalarını sineye çekip kabul mu ettiniz?

Yani onların iddia ettikleri gibi “ırkçı” olduğunuzu itiraf ederek Nedim Saban'dan özür mü dilediniz?

Şayet böyleyse, sırf doğrudan yana vicdani kanaatimi açıkladığım için Nedim Saban'ın gönüllü tetikçisi Ömer Faruk Kurhan tarafından "ırkçılığın avukatı" olarak suçlanmış biri olarak bunu bilmek benim de en doğal hakkımdır sanırım.

Eğer siz "ırkçılık" yaptığınızı kabul ederek Nedim Saban'dan özür dilediyseniz, o zaman Ömer Faruk Kurhan'ın size yönelik suçlaması da bir ölçüde de olsa doğru ve haklı sayılabilir.

Bu durumda benim de, size haksızılık yapıldığını iddia ettiğim için, yani Kurhan'ın ifadesiyle söylersek "ırkçılığın avukatlığına soyunduğum" için özür dilemem ve sizin ırkçı olduğunuzu ilan eden Kurhan’ın öncülük etmeye çalıştığı kınama kampanyasını desteklemem gerekebilir.

3) Nedim Saban'ın, "Yüzleşme" adlı oyununuzda, üstelik siyasi bir konuda "sansür" yapmanız için size ırkçı saiklerle "rüşvet" teklif ettiğini iddia ediyordunuz.

Bu çok ciddi bir iddiaydı.

Bu konuda şahitleriniz olduğunu, onların da mahkemede sizin lehinize ifade vereceklerini söylüyordunuz.

Ne oldu bütün o ciddi "sansür rüşveti" iddialarınıza, suçlamalarınıza?

Birbirinizden kerhen, sahte birer özür dileyince Nedim Saban sansür yapmanız için size rüşvet teklif etmemiş mi oldu?

Bütün o ağır ve ciddi suçlamalarınız yok mu oldu?

Buharlaşıp uçtular mı?

Yoksa bütün bu iddialarınız Nedim Saban'ı karalayarak zor durumda bırakmak için ortaya attığınız birer iftira mıydı?

Yoksa bu iddia ve suçlamalarınızı da geri mi çektiniz?

Eğer geri çektiyseniz, kamuoyu önünde basın bildirisiyle ileri sürdüğünüz bu iddia ve suçlamaları neden yine aynı şekilde kamuoyu önünde, kamuoyuna açıkça beyan ederek geri çekmediniz?

4) Madem her şey böyle göstermelik bir özürle çözümlenebilecek kadar basitti, madem birbirinize karşı ağıza alınmayacak vahim iddialarla, ağır sözlerle bunca hakaret edip, sonra da hiçbir şey olmamış gibi birbirinizden özür dileyecektiniz, neden birbirinizi “ırkçılık” gibi en ciddi insanlık suçlarından biriyle itham ettiniz?

Ve daha da kötüsü bu suçlamalarınızın üçüncü kişilere de sıçratılmasına neden göz yumdunuz?

Neden mahkemeye gittiniz, savcıları neden meşgul ettiniz?

5) Nedim Saban’ın ve sizin bütün bu süreçte ortaya attğınız iddiaların hangilerine inanacağız?

Bu iddialarınızın hangilerini ciddiye alacağız?

Hanginizi ciddiye alacağız?

Nedim Saban mı doğru söylüyor, siz mi doğru söylüyorsunuz?

Nedim Saban mı yalan söylüyor, siz mi yalan söylüyorsunuz?

Yoksa her ikiniz de mi?

Kamuoyu önünde şov yapıp kamuoyuna mal ettiğiniz bu meseleleri, kamuoyundan ölümüne kadar gizli bir tür “Dolmabahçe mutabakatı”yla kapatmaya çalışıyor görüntüsü vermeniz çok trajik.

Bütün bu soruların ve suçlamaların akıbetinin ne olduğu açıklığa kavuşmadıkça, siz de Nedim Saban da tarih ve kamuoyu önünde zan altında kalmaya devam edeceksiniz.

Bilmiyorum bunun farkında mısınız?

***

Evet, bu mesele sizin kişisel meseleniz olmayı çoktan aştı Tuncay Bey.

Çünkü Nedim Saban’ın gönüllü tetikçisi-maaşlı yandaşı Ömer Faruk Kurhan, bu tartışma vesilesiyle durumdan vazife çıkarıp hak savunuculuğu taslayayım derken, hak savunuculuğu maskesi altında, pek çok hak ihlaline yol açtı.

Ömer Faruk Kurhan, işgüzarca bir “ırkçılık cadı kazanı terörü” estirerek bu tartışmanın, üçüncü kişilerin de “ırkçı” ilan edilmesine varan son derece vahim bir kamusal nitelik kazanmasında başrolü oynadı.

Ömer Faruk Kurhan, Nedim Saban’la tartışırken sarfettiğiniz “... beni ve tiyatromda çalışan onca tiyatro duayenini Türk halkı bu güne getirdi. Tiyatro seyircisi düzeysiz bir tiyatroyu 30 yıl yaşatmaz. Üstelik arkasında Musevi cemaati de yoksa!” ifadenizin üzerine mal bulmuş mağribi gibi atlayarak, sırf bu sözünüz nedeniyle kızılca kıyameti kopardı, sizi bir kalemde “ırkçı” ilan etti.

Bu ifadenizi bahane ederek sizi Yahudi karşıtı olmakla, hatta Türkiye Musevi cemaatini hedef almakla bile suçladı.

Nedim Saban da çıkıp “Ne oluyor yahu, ne Yahudi karşıtlığı?”, “Ne Türkiye Musevi cemaatini hedef alması?” demedi; tam tersine yangına körükle gitti.

Siz söz konusu ifadenizde “ırkçılık” gibi bir niyetiniz ya da kastınız olmadığını, olamayacağını ayrıca açıkça da beyan ettiniz.

Tiyatro… Tiyatro... Dergisi ve Tiyatro Dünyası internet sitelerinde yayımlanan “Başaramadım ya da Ülkemle Birlikte Yenildim” başlıklı tekzip açıklamanızla bu suçlamaları kesin bir dille reddettiniz.12

Ama buna rağmen Nedim Saban ve Ömer Faruk Kurhan suçlamalarını artırarak sürdürdü.

Bir anlamda “Hayır, Tuncay Özinel ‘ırkçı’dır, biz öyle diyorsak öyledir, Tuncay Özinel ille de ‘ırkçı’ olmak zorundadır” dercesine sizi “ırkçı” diye damgalamaya, siz ne kadar “ırkçı” değilim deseniz de sizi ille “ırkçı” yapmaya çalışmakta ısrar etmeyi sürdürdüler.

Adeta sizi zorla “ırkçı” yapmak için ellerinden geleni ardlarına koymadılar.

Ömer Faruk Kurhan kendisine “hak savunucusu” rolünü, Nedim Saban’a “ırkçılık mağduru” rolünü, Tuncay Özinel’e de “ırkçı” kötü adam rolünü uygun görmüştü.

Bu arada bana da “ırkçılığın avukatı” rolünü yakıştırmıştı.

Bütün tiyatro kamuoyuna da bu cadı kazanı tertibinde, Tuncay Özinel’i “ırkçı” diye mahkum edip kınama rolünü biçmişti bir kere.

Sizi tiyatro kamuoyuna hedef gösterip kınanmanız için pek çok kere çağrı yaptılar.

Sizi “ırkçı” ilan edip kınamayanların da “ırkçılığa” göz yumduklarını ima edip, “ırkçılık cadı kazanı” tertiplerine suçortaklığı etmiyorlar diye tarihe havale ettiler.

Ama Nedim Saban, Ömer Faruk Kurhan ve Kurhan’ın Boğaziçi Üniversitesi Oyuncuları ile Mimesis Çeviri ve Araştırma Dergisi çevresinden iftira ve linç tezgâhçısı arkadaşları Fırat Güllü, Bülent Sezgin gibi isimlerin başını çektiği, “Örgütlü Bir Tiyatro İçin Türkiye Tiyatro Kurultayı Koordinasyon Komitesi” adlı ne idiği belirsiz ve bugün esamisi bile okunmayan “tiyatro çetesi” dışında13, tiyatro çevresinden aklıbaşında hiç kimse, Tuncay Özinel’e yönelik bu “ırkçılık” suçlamasını ve kınama çağrısını ciddiye almadı.

Örneğin, daha önce magazin yazarı Aykut Işıklar, Nedim Saban’ı hedef alan ırkçı bir yazı yazdığında, bu ırkçı yazıyı derhal en sert şekilde kınayıp ırkçılığa karşı hassasiyetini ve kararlı duruşunu açıkça ortaya koymuş, bir anlamda kanıtlamış olan Tiyatro Eleştirmenleri Birliği (TEB), Nedim Saban ve Ömer Faruk Kurhan’ın imal etmeye çalıştığı Tuncay Özinel’e yönelik bu zorlama “ırkçılık” suçlamasını, hiçbir şekilde ciddi bulmadı.

TEB, bu konuda bırakın suçlamayı, ne Tuncay Özinel’i eleştirmeye dönük en ufak bir imada bulundu ne de bir kınama bildirisi yayınlama gereği duydu.14

Tabii aynı tiyatro kamuoyundan ve (Coşkun Büktel15 ve Hilmi Bulunmaz16 dışındaki) tiyatro eleştirmenlerinin hiçbirinden, bu “ırkçılık cadı kazanı terörü”ne karşı herhangi bir itiraz, herhangi bir tepki de gelmedi.

Tiyatro kamuoyunun bu tepkisizliğinden cüret ve cesaret bulan Ömer Faruk Kurhan, ırkçılık bahaneli cadı kazanı tertibiyle pervasızca terör estirmeyi sürdürdü.

Sırf Tuncay Özinel’i “ırkçı” ilan etmek yargısız infazdır deyip vicdani kanaatimi açıkladığım için, ben de Nedim Saban’ın gönüllü tetikçisi-maaşlı yandaşı Ömer Faruk Kurhan’ın iftirasının ve tezgâhladığı cadı kazanı tertibinin hedefi oldum.

Kurhan, beni de hemen "ırkçılığın avukatlığına soyunmak"la, "ırkçı bir şebekenin piyonu olmakla", hatta "ırkçı" olmakla suçladı.

Kurhan bu iğrenç ve alçakça iftirayı bana Mustafa Demikanlı’nın sahibi olduğu Tiyatro… Tiyatro… Dergisi internet sitesi sayfalarında atmıştı.17

“Irkçılık cadı kazanı” tertibi öyle bir işliyordu ki, hakkımdaki iftiralara karşı yanıt hakkımı kullanmak için Mustafa Demirkanlı’ya gönderdiğim tekzip yazım da Ömer Faruk Kurhan ve Mustafa Demirkanlı işbirliğiyle sansürlendi ve yayımlanmadı.

Ömer Faruk Kurhan’ın bana iğrenç ve alçakça bir iftira atmasına yardım ve yataklık eden Mustafa Demirkanlı, sıra benim kendimi savunma hakkımı kullanmama geldiğinde tekzip yazımı açıkça sansürledi; kendimi savunma ve yanıt hakkımı açıkça gasp etti.18

Kurhan ve Demirkanlı, birlikte yaptıkları bir açıklamayla, bu sansüre gerekçe olarak Tiyatro Yayıncıları Birliği’nin “ırkçılığa” karşı ilke kararını gösterdiler.

Neyse ki, Mustafa Demirkanlı, en azından, hakkınızdaki “ırkçı” suçlamasına karşı sizin yanıt hakkınızı da sansürlemeye kalkmadı.

Tabii Ömer Faruk Kurhan, Mustafa Demirkanlı’dan bunun hesabını sormakta gecikmedi: Kurhan o günlerde gözünü o derece karartmıştı ki, o derece hızını alamıyordu ki, Mustafa Demirkanlı ile İsmail Can Törtop'u bile, sırf sizi sansürlemedikleri için, Tiyatro Yayıncıları Birliği'nin "ırkçılık"la ilgili ilke kararına aykırı davranarak ırkçılığa prim vermekle, ırkçılığa hizmet etmekle suçladı.19

Yani bu işten “ırkçılık”la suçlanarak zarar gören tek üçüncü şahıs ben de değilim.

Ömer Faruk Kurhan, aynı şekilde, o dönemde farklı konularda Nedim Saban’ı eleştiren tiyatrocu Ulvi Alacakaptan’a karşı da, sizi “ırkçı” ilan edip kınamadığı için, bu “ırkçılık cadı kazanı terörü” silahını kullanarak gözdağı vermeye kalkıştı.20

Ulvi Alacakaptan’a, sizi kınayarak ırkçı olmadığını ispat etme çağrısı yaptı.

Ömer Faruk Kurhan, Nedim Saban'a ve Türkiye Musevi cemaatine şirin görünerek, örneğin Tiyatrokare'de dramaturgluk gibi bir iş kapabilmek için, (ki sonradan Nedim Saban tarafından ödüllendirildi ve Nedim Saban’ın sahibi olduğu Tiyatrokare’nin “Leyla’nın Evi” produksiyonunda bu işi kaptı da. Dramatrug olarak Nedim Saban’ın maaşlı elemanı oldu) "ırkçılık" gibi son derece ciddi bir insanlık suçunu sulandırarak çıkar hesaplarına meze yapmaktan çekinmedi.

Nedim Saban’ın gönüllü tetikçisi-maaşlı yandaşı Ömer Faruk Kurhan’ın ortaya attığı; Feridun Çetinkaya “ırkçılığın avukatlığına soyunuyor”, Mustafa Demirkanlı ve İsmail Can Törtop ifade özgürlüğüne değil ırkçılığa hizmet ediyor, Tuncay Özinel Türkiye Musevi cemaatini hedef alıyor, “Türkiye tiyatrosunda bir ırkçı şebeke var” ve benzeri iddialar, suçlamalar öylece olduğu gibi ortada duruyor.

Benim iftiraya karşı yanıt hakkımın gasp edilmesi, sansürlenmesi rezaleti öylece olduğu gibi ortada duruyor.

Şimdi siz ve Nedim Saban birbirinizden sahte birer özür dilediniz diye bütün bu iğrençlikleri de hiç yaşanmamış, hiç olmamış mı farzedeceğiz?

Bütün bunları sineye çekip unutacak mıyız?

İşte bu da meselenin kamuoyunu ve üçüncü kişileri ilgilendiren bir başka boyutu.

(Bu arada, Nedim Saban'ın maaşlı yandaşı Ömer Faruk Kurhan, 10 Temmuz 2010 günü, "Tiyatroda Irkçılığa Dur Demeyi Bilmeliyiz" başlıklı yeni bir iftira ve linç yazısı yayımlamıştı.21

Kurhan’ın kişisel internet sitesinin en tepesinde, en son yazı olarak hâlâ bu yazısı duruyor.

Bu mektubu size göndermek için yaklaşık iki haftadır bekliyorum.

Bakalım bu konunun hararetli takipçisi ve baş sorumlusu olan Ömer Faruk Kurhan bu özür meselesiyle ilgili nasıl bir değerlendirme, nasıl bir yorum yapacak diye.

Ama boşuna beklemişim.

Kurhan, patronu Nedim Saban'ın "ırkçılıkla" suçladığı sizden kamuoyu önünde açıkça özür dilemesinin üzerinden iki hafta geçtiği halde, bu konuyla ilgili bir tek yorum dahi yapmadı.

Patronu Saban’ın "ırkçılıkla" suçladığı sizden kamuoyu önünde açıkça özür dilemesinin ardından iki haftadır sessizliğe gömüldü; sitesinde yaprak kımıldamıyor.

Bu meselede daha önce püf diyenin dudağını kesen Ömer Faruk Kurhan, nedense iki haftadır dut yemiş bülbüle döndü.

Herhalde Ömer Faruk Kurhan, kırdığı vazonun suçluluk duygusuyla divanın altına saklanan çocuk gibi, sanki susunca yediği “ırkçılık cadı kazanı”, “iftira” ve “sansür” haltları unutulacakmış gibi, bu meselenin bu şekilde örtbas edililip bir an önce unutulmasını bekliyor olsa gerek.

İş büyüyüp mesele mahkemeye taşınınca ve Nedim Saban’ın iftira ve hakaretten mahkum olması gibi ciddi bir ihtimal ufukta belirince, birileri Kurhan’ın kulağını da çekmiş olabilir tabii; belki de bu nedenle azılı hak savunucusu Kurhan böyle sus pus oturuyor.

Bu mektup yayımlandıktan sonra bakalım ne yapacak?22

Yapacağı şu: Ya artık edebiyle oturduğu yerde oturup, saklandığı o divan altında susmaya devam edecek, kamuoyunun körlüğünden ve sağırlığından medet umup bu konunun tümüyle unutulmasını bekleyecek ya da yediği haltlar yüzüne vurulunca lafını yememek için, iki hafta sustuktan sonra tekrar işbaşı yapıp “ırkçılık cadı kazanı terörü”ne bıraktığı yerden devam edecek.

Belli mi olur, azılı iftira ve linç tezgâhçısı, sansürcü Ömer Faruk Kurhan, belki de bu defa, sırf sizden, “ırkçı” ilan ettiği Tuncay Özinel’den özür diledi diye şimdi tutup Nedim Saban'ı da ırkçılardan özür dilemekle, ırkçılığa prim vermekle, ırkçılığı hoş görmekle, ırkçılığa hizmet etmekle suçlar.)

***

Evet Tuncay Bey, bu mesele çoktan sizin kişisel meseleniz olmayı aştı.

Çünkü Nedim Saban, gönüllü tetikçisi Ömer Faruk Kurhan’ın bana, Feridun Çetinkaya’ya yönelttiği “ırkçılığını avukatı”, “ırkçı” iftiralarına göz yummakla da kalmamış, sinsice bu iftiralara suç ortaklığı etmişti.

Yangına körükle giderek sorumlularından biri olduğu “ırkçılık cadı kazanı terörü” ve tertibine göz yummuş, nereye çeksen oraya gidecek yuvarlak laflarla iftiracı ve linççi dostlarını gaza getirmekten, cesaretlendirmekten çekinmemişti.

Nedim Saban’ın, Ankara'daki tiyatro kurultayı açılışında yaptığı konuşmanın isteğim üzerine bana gönderdiği metni, bu suçortaklığının somut bir belgesidir.

Nedim Saban’ın o konuşmasında nasıl riyakârca tavşana kaç tazıya tut dediği, bu metinde açıkça görülmektedir.

Yasak savmak kabilinden yaptığı, göstermelik ve tümüyle samimiyetsiz açıklama, Nedim Saban’ın bu ırkçılık cadı kazanı tertibindeki ve cadı avındaki dahlinin, sorumluluğunun ve suçortaklığının da bir suçüstü kanıtı niteliğindedir.

Nedim Saban, daha sonra sahibi olduğu Tiyatrokare'de işe alarak maaşlı elemanı yaptığı gönüllü tetikçisi Ömer Faruk Kurhan'ın perde önünde görev yaptığı “ırkçılık cadı kazanı” tezgâhını cesaretlendirecek şu destek açıklamalarını yapmıştı.

(...) Burada ifade özgürlüğüne destek verirken, ne yazık ki içine atıldığım ve başta Ömer Faruk kurhan olmak üzere Türkiye Tiyatrolar Birliği’ndeki tüm dostlarımın aydın sorumluluğuyla kınadığı ırkçılık konusuna değinmeden geçemeyeceğim.
(...) Feridun Çetinkaya adlı eleştirmen arkadaşımız belki bu yapılanmadan hoşlanmadığı için, belki düşmanımın düşmanı benim dostumdur dediği için, belki de Tuncay Özinel’in sözünden gerçekten rahatsız olmadığı için olsa gerek, onu kınamak gereğini duymamıştır. Buna da saygı duymak gerektiği gibi, kendisine cevap hakkı tanımak, en önemlisi kısırdögü haline gelmiş Bulunmaz/ Büktel polemiğini bu tertemiz alana taşımamak gerekir. Bu nedenle Tiyatro Dergisi’nin Çetinkaya’nın tekzip metnini yayınlaması gerektiğini düşünüyorum. Bundan daha önemlisi, Özinel’in saldırılarının oklarının hedefi olduğum halde, hiçbir komplo teorisi üretmeyelim. Özinel’in söyleminden rahatsız olmadığını söyleyen Çetinkaya’yı koşulsuz olarak ırkçı ilan etmek ne kadar doğrudur tartışılır. Dünyada ve ülkemizde ırkçılık alenen yasakken, ne yazık ki Özinel’i kınayan google grup, onun saldırılarını halen denetlemeden yayınlayabilmekte ve Özinel’in sekreterliğini yaptığı dernek bu konuda hiçbir açıklama yapmamaktadır. Bütün bu gerçekler göz önüne alındığında, ne yazık ki, 2010 Türkiye’sinde bu hedef göstermelere belki de alışmamız gerekiyor. Cadı avını kanıksamamız mümkün değil tabi, bize sahip çıkanlara teşekkürü bir borç bilip, bu konuda susanları da tarihin yargılamasına bırakmak gerek (...)

(Nedim Saban’ın bizzat gönderdiği Ankara Tiyatro Kurultayı Konuşma metninden)23

Görüldüğü gibi Nedim Saban açıkça, “başta” Ömer Faruk Kurhan’ın her önüne geleni fütursuzca “ırkçı” ilan edip yaftalamasını, “ırkçılığın avukatlığına soyunmakla”, “ırkçılığa hizmet etmekle” suçlamasını, “aydın sorumluluğu” olarak adlandırıp övmüştü.

Nedim Saban, bir yandan bana “Sevgili Feridun, Ömer Faruk Kurhan’ın seni ırkçılığını avukatı olmakla, ırkçılıkla suçlaması tabii ki yanlış. Tabii ki seni ırkçı ilan etmek saçmalık. Ankara’daki tiyatro kurultayında da bu görüşümü beyan edeceğim” derken; aynı Nedim Saban öte yandan Ankara’da, açık ve net bir şekilde, adam gibi, insan gibi, "Feridun Çetinkaya'yı ırkçılığın avukatlığına soyunmakla suçlamak yanlıştır, haksızlıktır” dememek için bile bin dereden su getirmişti.

Daha önce Aykut Işıklar’ın Nedim Saban’ı hedef alan “ırkçı” yazısına açıkça tepki gösterdiğim için bana “Açıkçası sizin gibi bir aydından iki tane güzel söz için, on tane Aykut Işıklar küfrünü göğüslerim(..) İyi ki sizin gibi öncüler var. Yalnızlığım dağılıyor, kara bulutların arasında güneşi görür gibi oluyorum” diye özel mesaj gönderip övgüler dizen Nedim Saban; bana “Sevgili Feridun, Ömer Faruk Kurhan’ın seni ırkçılığını avukatı olmakla, ırkçılıkla suçlaması tabii ki yanlış. Tabii ki seni ırkçı ilan etmek saçmalık. Ankara’daki tiyatro kurultayında da bu görüşümü beyan edeceğim” demiş olan Nedim Saban, sıra kamuoyu önünde aynı açıklamayı yapmaya geldiğinde ağız değiştirmiş, sözünden çark etmişti.

Nedim Saban, Ankara’da şahsımı hedef alan iftira iğrençliğini gargaraya getirecek şekilde, “Özinel’in söyleminden rahatsız olmadığını söyleyen Çetinkaya’yı koşulsuz olarak ırkçı ilan etmek ne kadar doğrudur tartışılır” gibi riyakârca bir ifade kullanmak suretiyle Kurhan’ın “ırkçılığın avukatı” ve “ırkçı” iftiralarına riyakârca çanak tutup suçortaklığı etmişti.

Siz karşılıklı özür dileyip Nedim Saban'la barışmış olabilirsiniz.

Birbirinize karşı savurduğunuz o yenilip yutulmaz hakaretleri, o ağır ve ciddi suçlamaları yalayıp yutup aklınız sıra aranızdaki ihtilafı çözdüğünüzü, tatlıya bağladığınızı düşünüyor olabilirsiniz.

Nedim Saban ve sizin gibi kişiler için bu tür rezaletlerin üstüne sünger çekivermek, bu tür iftiraları sineye çekmek, hasır altı etmeye çalışmak çok kolay olabilir.

Ama benim gibi sizden farklı karakterdeki insanlar için böylesine alçakça ithamlarla suçlanmak, affedilmez ve mutlaka hesabı sorulması gereken bir hakikat ve onur meselesidir.

Bilmem anlatabiliyor muyum?

***

Bu mesele tiyatro alanında kamusal bir soruna dönüşmüştür.

Çünkü ortada “tiyatro kamuoyunu” ve “tiyatro eleştirmenlerini” de çok yakından ilgilendiren çok ciddi bir etik sorunu bulunmaktadır.

Yukarıda özetlediğim bütün bu skandal süreçte, “ırkçı” ilan edilmenize, Nedim Saban ve yandaşlarının estirdikleri iftira ve “ırkçılık cadı kazanı terörü” dahil bütün bu rezaletlere seyirci kalmış olan tiyatro eleştirmeni Melih Anık ile adları belirtilmeyen öteki “tiyatro eleştirmenleri”nin ancak bugün arabuluculuk yapmaya soyunması24, Türkiye tiyatrosuna hâkim olan samimiyetsizlik ve riyakârlığın da yeni bir kanıtıdır.

Tiyatro kamuoyunun, iftira, yargısız infaz, sansür ve cadı kazanı tertipleri karşısındaki üç maymun tavrının yeni bir belgesidir.

Melih Anık ve “tiyatro eleştirmenleri”nin, konu tam mahkemeye taşınmışken, savcıların ve hâkimlerin önüne gelmişken, birdenbire arabuluculuğa soyunup konuya müdahil olma gereği hissetmesi, yalapşap ve yetersiz bir özür oldu bittisiyle bu meseleyi apar topar kapatmaya çalışması dikkat çekici değil mi?

Çünkü şu sorular cevap bekliyor:

Melih Anık ve “tiyatro eleştirmenleri” bugüne kadar (konu mahkemeye taşınıp da ilk duruşmanın görülmesine günler kalmadan evvel) acaba Tuncay Özinel’in yersiz bir şekilde “ırkçı” ilan edilmesinden rahatsızlık duydular mı?

Böylesi bir rahatsızlık duydularsa, daha evvel kamuoyuna ya da size bu konuda herhangi bir açıklama yaptılar mı?

Benim bildiğim kadarıyla yapmadılar.

Acaba neden o zaman konuya müdahil olmadılar?

İş yargıya taşınana dek olup biteni, iftirayı ve cadı kazanı tertibini köşelerine çekilip sessiz sedasız izleyen barış elçisi ve arabulucu Melih Anık ve diğer hatırlı “tiyatro eleştirmenleri”, Tuncay Özinel’e reva görülen, Özinel’in boynuna asılmaya çalışıyan “ırkçılık” yaftası konusunda bugüne dek acaba neden sustular?

Yoksa onlar da mı sizin ırkçılık yaptığınızı, ırkçı olduğunuzu düşünüyorlar(dı)?

Yok sizin “ırkçı” olmadığınızı düşünüyorlardıysa, haksız bir şekilde “ırkçı” ilan edilip hedef gösterilmeniz karşısında bugüne dek nasıl susabildiler, neden seyirci kaldılar?

E, bir insan ya ırkçıdır ya değildir, öyle değil mi?

Bir insan hem “ırkçı”, hem “ırkçı değil” olamaz herhalde değil mi?

Yoksa Tuncay Özinel’i ırkçı diye damgalayıp mahkum etmenin maksadını aşan bir suçlama ve haksızlık olduğunu düşündükleri halde, onlar da estirilen “ırkcılık cadı kazanı” terörüne hedef olmaktan korktukları için mi bu güne kadar susmayı yeğlediler?

Melih Anık ve “tiyatro eleştirmenleri”, Nedim Saban’ın gönüllü tetikçisi Ömer Faruk Kurhan’ın “Türkiye tiyatrosunda ırkçı şebeke var” gibi son derece ciddi ve ağır ithamından rahatsızlık duymadılar mı?

Evet, Melih Anık ve diğer hatırlı “tiyatro eleştirmenleri” bütün bu rezaletler yaşanırken, bütün bu olup bitenlerden rahatsızlık duymadılar, olup bitene seyirci kalarak göz yumdular.

İşte bütün bu nedenlerle, bu samimiyetten uzak arabuluculuk girişimi, bu haliyle olsa olsa, yargı önünde hesap vermelerine ramak kalmış cadı kazanı tertipçisi iftiracı ve linççileri yargı önünde mahkum olmaktan kurtarmaya yönelik bir operasyon olarak tarihe geçecektir.

Türkiye tiyatrosunun sağlıklı bir yapıya kavuşması için “tiyatro eleştirmenleri”nin bu tür ikiyüzlü girişimleri de mutlaka eleştirilmek ve teşhir edilmek zorundadır.

***

Evet Tuncay Bey, işte benim önümdeki vahim manzara ve bu manzaraya ilişkin soru ve eleştirilerim bunlar.

Gördüğünüz gibi bütün bu pislikler hâlâ ortada duruyor.

Bütün bu iddialar, suçlamalar cevap ve açıklama bekliyor.

Kısacısı bu iğrenç olayda ne ararsanız var: “Yalancılık”, “ırkçılık”, “şantajcılık”, “köpeklik”, “sansürcülük”, “rüşvetçilik”, “ırkçılık gibi ciddi bir suçu sulandırma’, “iftira”, “cadı kazanı tertibi”, “suçortaklığı”, “omurgasızlık”, “riyakârlık”…

Bütün bu iftiralar, bütün bu cadı kazanı tertipleri, bütün bu yanıt hakkı gasbı, sansür ve ikiyüzlülük rezaletleri şimdi ne olacak?

Siz ve Nedim Saban, “Dolmabahçe mutabakatı” yaptınız diye bütün bunlar unutulacak mı?

Bu mesele böyle apar topar kapatılacak mı?

Bütün bu rezillikler yapanların yanına kâr mı kalacak?

Peki ne yapabiliriz?

Yapabileceğimiz şu:

En azından bu mektup gibi, bu ve benzeri vakalarla ilgili yaşanan rezaletleri ve vahameti gözler önüne seren, sorumlularını teşir ederek gerçekleri ortaya koyan kişisel tanıklıklar ve belgeleri tarihe bırakabiliriz.

Benim bu mektubu yazarak yapmak istediğim de en azından bu.

Sizin bu mektuba vereceğiniz yanıt da işte bu bakımdan büyük önem taşıyor.

Bu mektubu yayımlamak için, vereceğiniz yanıtları bekliyorum.


Feridun Çetinkaya
15 Ağustos 2010, Pazar
Kurtuluş


Not: Doğrudan ya da dolaylı olarak bu mektupta adları geçen ve bazılarını da isimlerini vererek suçlayıp eleştirdiğim; Nedim Saban, Ömer Faruk Kurhan, Fırat Güllü, Bülent Sezgin, Melih Anık, Mustafa Demirkanlı, İsmail Can Törtop, Coşkun Büktel, Hilmi Bulunmaz ve Ulvi Alacakaptan’ı da bu yazışmadan haberdar etmeyi ahlaki bir gereklilik sayıyorum. Bu nedenle size hitaben yazdığım bu açık mektubu aynı zamanda “Cc”de bu kişilere de gönderiyorum. Bilginize.


Bu mektubu Yayımlarken Eklediğim Kaynak Dipnotları

[1] Tuncay Özinel de, 22 Temmuz 2010 günü onlarca kişinin yanı sıra bana da gönderdiği, "Kralın Soytarısı" başlıklı mesajında, "Etik olanı gençlere anlatmak boynumuzun borcudur" diyordu.

[2]
İlgili haberler: Nedim Saban ve Tuncay Özinel'den Örnek Davranış: Birbirlerinden Özür Dilediler; (Tiyatro Dünyası internet sitesi, 3 Ağustos 2010);  Tuncay Özinel: Tiyatro Dünyasına ve Nedim Saban: "Tiyatro Dünyası ve İlgili Kamuoyuna" (Tiyatro... Tiyatro... Dergisi internet sitesi, 3 Ağustos 2010); Birbirlerinden Özür Dilediler (Mimesis Dergisi internet sitesi, 4 Ağustos 2010). 

[3] Tuncay Özinel'in 12 Kasım 2009 günü, Tiyatro Dünyası google grubuna gönderdiği, Nedim Saban Yalanı Bırakıp İnsafa Gel başlıklı iletisi.

[4]
Mektubun içinde tümü alıntılanmış olan "Tuncay Özinel Tiyatrosu'ndan" başlıklı basın bildirisi.

[5]
Nedim Saban'ın 13 Kasım 2009 günü, Tiyatro Dünyası google grubuna gönderdiği, "Denetimsiz google grupları ve faşist köpekler" başlıklı iletisi.

[6]
Nedim Saban: "Tiyatro Dünyası ve İlgili Kamuoyuna" (Tiyatro... Tiyatro... Dergisi internet sitesi, 3 Ağustos 2010)

[7]
Ömer Faruk Kurhan'ın 13 Kasım 2009 günü, Tiyatrom.com internet sitesinde yayımlanan Saban-Özinel Polemiği ve Yine Irkçılık başlıklı yazısı ve Örgütlü Bir Tiyatro İçin Türkiye Tiyatro Kurultayı Koordinasyon Komitesi'nin 17 Kasım 2009 tarihli Tiyatroda Irkçılığa Son başlıklı bildirisi.

[8]
Tuncay Özinel'in bir çeşit yargısız infaz yapılarak "ırkçı" ilan edilmesine itiraz ettiğim söz konusu yazılarım: Türkiye Tiyatrolar Birliği değil "Türkiye Tiyatrolar Çiğliği"; Türkiye Tiyatro Kurultayı deği "Türkiye Linçsever Tiyatrolar Kurultayı (Tiyatro Fanzini, 17 Kasım 2009); Ömer F. Kurhan’ın Nedim Saban’ı bahane ederek Feridun Çetinkaya’ya yönelttiği ırkçılık iftirasını bizzat Nedim Saban yalanlıyor (Tiyatro Fanzini, 20 Kasım 2010);  İftira ve linç imzacısı Üstün Akmen'in başkanlık ettiği Tiyatro Eleştirmenleri Birliği’nden ikiyüzlülük ve arsızlık şahikası bir bildiri (Tiyatro Fanzini, 18 Aralık 2009)

[9] Ömer Faruk Kurhan'ın ardı ardına yayımladığı söz konusu "ırkçılık cadı kazanı" tertibi yazıları: Saban Özinel Polemiği ve Yine Irkçılık (Tiyatrom internet sitesi, 13 Kasım 2009); Feridun Çetinkaya'nın Irkçılığın Avukatlığına Soyunması Neyi İma Ediyor? (Tiyatro... Tiyatro... Dergisi internet sitesi, 19 Kasım 2009), Irkçılığın Avukatlığına Soyunan Feridun Çetinkaya'nın Kullanım Ömrü Çabuk Bitti (Tiyatro... Tiyatro... Dergisi internet sitesi, 20 Kasım 2009); Aziz Nesin'in Başına Gelen Azizlikler (Tiyatro... Tiyatro... Dergisi internet sitesi, 23 Kasım 2009); Irkçı Söylem Karşıtlığı ve İfade Özgürlüğü (Ömer F. Kurhan Tiyatro Yazıları sitesi, 8 Aralık 2009); Tiyatronun Irkçılıkla İmtihanı (Ömer F. Kurhan Tiyatro Yazıları sitesi, 15 Aralık 2009); Tiyatroda Irkçılığa Dur Demeyi Bilmeliyiz (Ömer F. Kurhan Tiyatro Yazıları sitesi, 10 Temmuz 2010)

[10] ve [11] Tuncay Özinel'in Tiyatro Dünyası google grubunda yayımlanan, Nedim Saban Yalanı Bırakıp İnsafa Gel başlıklı yazısı.

[12] Tuncay Özinel'in Tiyatro... Tiyatro... Dergisi ve Tiyatro Dünyası internet sitelerinde 3 Aralık 2009 günü yayımlanan “Başaramadım ya da Ülkemle Birlikte Yenildim” başlıklı yazısı.

[13]
Örgütlü Bir Tiyatro İçin Türkiye Tiyatro Kurultayı Koordinasyon Komitesi'nin 17 Kasım 2009 günü yayımladığı bildiri:

Kamuoyuna,
     Son dönemde yerel yönetimlerin denetimindeki salonların kullanımına ilişkin tartışmalar yaşadık. Kadıköy Belediyesi’ne bağlı Caddebostan Kültür Merkezi’nin (CKM) adil bir şekilde tiyatrolarımıza açılıp açılmadığı konusunda çeşitli fikirler beyan edildi. Tiyatrokare adına Nedim Saban CKM’nin adil bir şekilde kullanılamadığı yönündeki düşüncelerini açıkladı. Buna karşılık Tuncay Özinel bu düşünceleri geçersiz kılmaya dönük bir polemik başlattı. Çeşitli tiyatro forumlarında ve açık yazışmalarda izlenen bu tartışma, ne yazık ki Tuncay Özinel’in ırkçı saldırganlık içeren ifadeleriyle tiyatroda ırkçılığa dur demenin aciliyet taşıdığı bir noktaya taşındı.
     Tuncay Özinel güya tiyatro kariyerini övmek için ırkçı saldırganlık içeren şu ifadeleri kullandı:
     “… beni ve tiyatromda çalışan onca tiyatro duayenini Türk halkı bu güne getirdi. Tiyatro seyircisi düzeysiz bir tiyatroyu 30 yıl yaşatmaz. Üstelik arkasında Musevi cemaati de yoksa!”
     Yahudi karşıtlığı temelinde etnik ve dinsel bir cemaati açıkça aşağılayan / düşmanlaştıran bu sözlerin deneyimli ve meslekten bir tiyatrocu tarafından sarf edilmesi, Türkiye tiyatrosu adına utanç vericidir. Biz tiyatrocular olarak içimizdeki sahteciliğin ve yardakçılığın hızını alamayıp ırkçı saldırganlığı meşrulaştırma eylemini durdurmaya kararlıyız. Türkiye tiyatrosuna yakışan bellidir: Her çeşit ayrımcılığın karşısına dikilmek ve insanlık onurunun sarsılmaz bir kalesi olmak.
     Kamuya açık yayınlar ve forum siteleri muhatabını susturmayı amaçlayan ırkçı saldırganlığa geçit vermemeli, insanlığın bittiği noktada hiç tereddüt etmeden insanlığın yanında yer almayı bilmelidir. Kararlı bir şekilde ırkçılığa karşı durmanın ifade özgürlüğünün de vazgeçilmez bir koşulu olduğu unutulmamalıdır.
     Tuncay Özinel tiyatromuza sürdüğü kara lekeden biraz olsun rahatsızlık duymaya başlamışsa, vakit kaybetmeksizin Sayın Nedim Saban’dan, Türkiye Yahudi cemaatinden, sözcülüğünü yaptığını sandığı Türk halkından ve tüm insanlıktan özür dileme cesaretini ve olgunluğunu göstermelidir. Gerekçesi her ne olursa olsun, ırkçı saldırganlığı tiyatromuza sızdırma ve meşrulaştırma girişimi kabul edilemez.
     Bu davanın takipçisiyiz ve tiyatromuzu ırkçı önyargılardan temizlemenin kolektif sorumluluğumuz olduğunu ilan ediyoruz. Kısacası: TİYATRODA IRKÇILIĞA DUR DİYORUZ!


[14]
Tiyatro Eleştirmenleri Birliği'nin "tiyatroda mobbing" tartışmaları vesilesiyle yayımladığı ve Nedim Saban'ı "yargılanmamış suç isnatlarıyla, şimdilik 'iftira' mertebesindeki iddialarıyla bir başka saygın meslektaşını" yani Orhan Alkaya'yı suçlamasını eleştirdiği basın bildirisinde "giderek tiyatrocu olma şanını küçülten ifadelerin yer aldığı Nedim Saban ile Tuncay Özinel arasındaki 'çekişme'" ifadesiyle Nedim Saban-Tuncay Özinel polemiğine de atıfta bulunuluyordu. Samimiyetsiz ve kaçamak bulduğum bu bildiriyi, İftira ve linç imzacısı Üstün Akmen'in başkanlık ettiği Tiyatro Eleştirmenleri Birliği’nden ikiyüzlülük ve arsızlık şahikası bir bildiri başlık yazımda eleştirmiştim. Tiyatro Eleştirmenleri Birliği'nin 17 Aralık 2009 tarihli, Tiyatrocularımızı, tiyatrocu olma ciddiyetine davet ediyoruz başlıklı o bildirisi şöyleydi:

     Bir tiyatro sitesinde yayımlanan Nedim Saban imzalı habere göre, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları sanatçılarından Hülya Karakaş’ın, tiyatronun geçmiş dönem Genel Sanat Yönetmenliğini yapmış Orhan Alkaya’yı “Mobbing”, yani iş yerinde baskı gerekçesiyle mahkemeye verdiği belirtilmiş, aynı haber Tiyatro Dergisi ve diğer bazı tiyatro sitelerinde de kendisine yer bulmuştur.
     Ülkemizdeki ve dünyadaki tiyatro düşüncesi, tiyatro etkinlikleri, tiyatro olgusuyla izleyici, okur kitleleri arasında köprü kurmayı hedefleyen kuruluşumuz, Hülya Karakaş ile Orhan Alkaya arasında, halen yargıya intikal etmemiş bir konunun kamuoyu önünde tartışmaya açılmasına karşıdır. Nedim Saban’ın tartışma ortamına bizzat zemin hazırlaması, bu amacı taşıyan haberler yapılması veya yaptırılması, haberin yayılması çabalarını da tiyatro sanatı açısından zararlı görmektedir. Ayrıca bahse konu haberde adı anılan avukatın davayı kabul etmediğinin ve dilekçenin henüz mahkemeye verilmediğinin tarafımızdan öğrenilmesi de fevkalade üzücü ve mesleki açıdan esef vericidir.
     Tiyatro sanatının dününü, bugününü ve yarınını düşünmesi; tiyatro sanatının "insan olma"ya, "çağdaş olma"ya katkılarını her fırsatta vurgulaması gereken, tiyatro sanatından alınan tadı çoğaltmayı, yaymayı görev edineceklerin yargılanmamış suç isnatlarıyla, şimdilik “iftira” mertebesindeki iddialarıyla bir başka saygın meslektaşını suçlaması tarafımızda hazin olarak değerlendirilmektedir. Üzüntümüz, giderek tiyatrocu olma şanını küçülten ifadelerin yer aldığı Nedim Saban ile Tuncay Özinel arasındaki “çekişme” için de aynen geçerlidir.
     Tiyatrocularımızı, tiyatrocu olma ciddiyetine davet ediyoruz.


[15]  Coşkun Büktel'in konuyla ilgili söz konusu tepki yazıları için Bkz. http://www.coskunbuktel.com/cetinkayanedimkurhandemirkanli.htm

[16]  Hilmi Bulunmaz'ın konuyla ilgli tepki yazıları için Bkz. http://tiyatroyun.blogspot.com ve http://hilmibulunmaz.blogspot.com

[17] Ömer Faruk Kurhan'ın söz konusu yazıları:  Feridun Çetinkaya'nın Irkçılığın Avukatlığına Soyunması Neyi İma Ediyor? (Tiyatro... Tiyatro... Dergisi internet sitesi, 19 Kasım 2009), Irkçılığın Avukatlığına Soyunan Feridun Çetinkaya'nın Kullanım Ömrü Çabuk Bitti (Tiyatro... Tiyatro... Dergisi internet sitesi, 20 Kasım 2009)

[18]
Ömer Faruk Kurhan ve Mustafa Demirkanlı'nın sansür ve yanıt hakkı gaspının belgeleri için: Ömer F. Kurhan’ın Nedim Saban’ı bahane ederek Feridun Çetinkaya’ya yönelttiği ırkçılık iftirasını bizzat Nedim Saban yalanlıyor (Tiyatro Fanzini, 20 Kasım 2009)

[19]
Ömer Faruk Kurhan'ın Tiyatro... Tiyatro... Dergisi internet sitesi editörü Mustafa Demirkanlı ile Tiyatro Dünyası internet sitesi editörü İsmail Can Törtop'u ifade özgürlüğünü ve cevap hakkını kötüye kullanarak Tiyatro Yayıncıları Birliği'nin ilkesel belirlemelerine aykırı bir pozisyona sürüklenmekle suçlayan yazısı için: Irkçı Söylem Karşıtlığı ve İfade Özgürlüğü (Ömer F. Kurhan Tiyatro Yazıları sitesi, 8 Aralık 2009); aynı konuda ayrıca A. Ertuğrul Timur'un Tiyatrom.com internet sitesinde yayımladığı "Kriz Yönetimi" başlıklı tarihsiz yazıya da bakılabilir. Timur, söz konusu bu yazısında meseleye şu sözleriyle tanıklık ediyor:

"Fakat sanıyorum ki Ömer Faruk Kurhan'ın olaylara ve kişilere yaklaşımı farklıdır. Onda kişilere karşıtlık farkında olarak ya da olmayarak aforoz etme niteliğine dönüşmüş sanırım. Bunun başkaca örneklerini de gördük. Birkaç örnek vermek gerekirse Tuncay Özinel - Nedim Saban polemiğinde Tuncay Özinel’in ırkçı söylemler de taşıyan açıklamasının ardından kendini savunma ya da bir anlamda niyetini açıklama gereği duyup dergilere açıklama iletmesi ve bunu Tiyatro Dergisi, Tiyatro Dünyası sitelerinin yayınlamasına ateş püskürmüştü. Oysa ki en büyük ırkçı Hitler bile dünyaya yeniden gelecek olsa savunma hakkı verilir, sonra asılacaksa asılır elbette."

Timur aynı yazısındaki şu ifadeleriyle de Ömer Faruk Kurhan'ı "aforoz"cu karakterine de dikkat çekiyor:

     Bir başka örnek Hilmi Bulunmaz’la yaşanan polemik ötesi tartışmaların ardından belki de onun yaptığı tek doğru tespite (Taksav’ın Talat Sait Halman konusu) tekrar yayına geçmemle bu konuya katılmam ve bu konuda kendisiyle bağlantı kurmam (Genel konseptli tiyatro yayıncısı saymasak bile bloğu olan bir tiyatrocudur) Ömer Faruk Kurhan’ı çıldırtabiliyordu. Oysa defalarca açıklamaya çalışıyor ve Coşkun Büktel’in oyunu sahnelenecek ve ben elbette onu haber yapacağım, hatta istiyorsa muhabirlerimiz gidip o konuda onunla röportaj da yapsa hiç ikirciklenmeden yayınlarım ve Hilmi Bulunmaz’ın doğru bulduğum tavrına da ortak olur ya da konunun sahibi olduğu için hem bilgilendirme hem bilgi doğrulatma anlamında bağlantı kurabilirim yaklaşımımı bir türlü anlayamıyor ve tam da onların “Linççi” söylemini haklı çıkaracak, adeta aforoz edecek tümden yok sayacak bir dayatmayı önüme koyabiliyordu. Demek ki Temiz Tiyatro kampanyasında bir paylaşımda bulunmuşsak bile aslında anladığımız aynı şeyler değilmiş. Ben kişilerin tarzını demokratik bir hak sayıp kınadığımızı ve bu türde bir yayıncılığı reddettiğimizi sanıyordum ama bu Ömer Faruk Kurhan için tümden bu kişileri yok sayma, aforoz ve belki de gerçekten bir anlamda linç anlamı taşıyabiliyormuş.

     İşte bu kez de Ömer Faruk Kurhan’ın aforoz mekanizması benim için çalışıyordu ve TİYAB bünyesinde Bulunmaz’dan bilgi istemem nedeniyle başlayan çekişmemizi tırmandırıp TİYAB’dan ayrılmamla da yetinmeyip bildiriye eklettiği bir maddeyle TTB’den de sürmeye, yayıncılıktan da gider yine bu diyerek zemin hazırlamaya, kısaca aforoza hazırlanıyordu.

[20] Coşkun Büktel'in bu konuyu belgeleriyle değerlendirdiği yazısı için: "TODER Başkanı Ulvi Alacakaptan'dan "Feci Felsefeci" Bileyci Kurhan'a: "Tiyatro Müfettişliğine tayininizi kutlarım" (Tiyatro Oyun internet sitesi, 7 Aralık 2009)

[21]
Tuncay Özinel'e ve taraflara gönderdiğim orijinal mektupta Kurhan'ın yazısının başlığını yanlışlıkla "Tiyatroda Irkçılığa Dur Demeliyiz" biçiminde yazmışım. Bunu mektubu Tiyatro Fanzini'nde yayımlarken düzelttim.

[22]
Ömerf Faruk Kurhan'ın bu mektubu okuduktan sonra ne yaptığı, aşağıda yayımladığımız mesajlarda görülebilir.


[23]
Nedim Saban'ın aynı metni 23 Kasım 2009 tarihinde "Urladan Ankaraya" başlığıyla ayrıca, hilmibulunmaz.blogspot.com'da da yayımlanmıştı.

[24]
Bu mektubu adı geçtiği için kendisine de gönderdiğim Melih Anık şu mesajıyla benden bir bilgilendirme istedi:

"Aşağıdaki yazıları okuyup okumadığınızdan emin olmak istiyorum
http://melihanik.blogspot.com/2010/07/nedim-saban-ve-tuncay-ozinel-mahkemelik.html

http://melihanik.blogspot.com/2009/11/caddebostan-kultur-merkezi-oyunu.html 
http://melihanik.blogspot.com/2010/03/nedim-sabann-mesaj-ve-tiyatrocunun-ruh.html (son paragrafı)
Beni bilgilendirir misiniz lütfen?"

 
Ben de kendisine, gönderdiği linkleri okuduğumu ifade edip "So what?" diyerek yanıt verdim. Melih Anık, şu ana dek bu soruma karşılık herhangi bir yanıt vermedi.



***



Bu Mektuba Gelen Tepkiler ve Yanıtlar
(e-posta kutuma düşüş sırasıyla)



-----------------------------------------------------
1. Mesaj
-----------------------------------------------------
Kimden: Feridun Çetinkaya
Kime: Tuncay Özinel
KK: Nedim Saban, Ömer Faruk Kurhan, Melih Anık, İsmail Can Törtop, Coşkun Büktel, Hilmi Bulunmaz, Bülent Sezgin, Fırat Güllü, Mustafa Demirkanlı, Ulvi Alacakaptan
Tarih ve saat: 15 Ağustos 2010 Pazar, 18:55

Konu: Özür açıklaması hakkında Tuncay Özinel'e açık mektup



Tuncay Bey Merhaba,

Öncelikle kendimi hatırlatayım.

Zira bugüne kadar sizinle herhangi bir şekilde (hiçbir oyununuzu izlemediğim için bir seyirci olarak dahi) yüz yüze gelmişliğimiz ya da telefonla olsun görüşmüşlüğümüz yok.

Sadece yaklaşık bir buçuk ay önce bana özel olarak bir e-posta mesajı göndermiştiniz.

Ben de nezaketen bu mesajınızı yanıtlamıştım.

Mesajınızda Nedim Saban’a karşı açtığınız hakaret davasından bahsetmiş ve “ırkçı” ilan edilmenize itiraz ederek doğrudan yana olduğum için bana “sağol” demiştiniz.

İşte şimdi, o “sağol” mesajınıza istinaden size bu mektubu yazıyorum.

Hem konuyla ilgili ortaya çıkan yeni gelişmeler ışığında birtakım sorular sormak için, hem de dolaylı olarak benim adımın da geçtiği bu konuyla ilgili tarihe tanıklığımın bir belgesini bırakmayı gerekli gördüğüm için.

Soru ve eleştirilerime vereceğiniz yanıtlarla birlikte bu mektubu ayrıca Tiyatro Fanzini adlı internet sitemde de yayımlamayı düşünüyorum.

Umarım yanıtlama duyarlılığını gösterirsiniz.

Tabii, sonuçta yanıt verirsiniz ya da vermezsiniz, orası sizin bileceğiniz bir şey.

Yanıtınız için makul bir süre bekledikten sonra bu mektubu internet sitemde yayımlayacağım.

İlgili konu bağlamında sırf sizin bir kalemde “ırkçı” ilan edilmenize karşı çıktığım için ırkçılığın avukatlığına soyunmakla ve Türkiye tiyatrosunda var olduğu iddia edilen ırkçılık şebekesinin piyonu olmakla suçlanmış biri sıfatıyla, bu soruları sormayı ve bu mektubu kamuoyu ile paylaşmayı tarihe karşı bir sorumluluk ve boynumun borcu sayıyorum.

Not: Doğrudan ya da dolaylı olarak bu mektupta adları geçen ve bazılarını da isimlerini verekek suçlayıp eleştirdiğim; Nedim Saban, Ömer Faruk Kurhan, Fırat Güllü, Bülent Sezgin, Melih Anık, Mustafa Demirkanlı, İsmail Can Törtop, Coşkun Büktel, Hilmi Bulunmaz ve Ulvi Alacakaptan’ı da bu yazışmadan haberdar etmeyi ahlaki bir gereklilik sayıyorum. Bu nedenle size hitaben yazdığım bu açık mektubu aynı zamanda “Cc”de bu kişilere de gönderiyorum.

Konuyla ilgili size yazdığım ayrıntılı açık mektup bir Word dosyası olarak bu mesajın ekindedir.

Bilginize.

Feridun Çetinkaya
15 Ağustos 2010


-----------------------------------------------------
2. Mesaj
-----------------------------------------------------


Kimden: Tuncay Özinel
Kime: Feridun Çetinkaya
Tarih ve saat: 16 Ağustos 2010 Pazartesi 2:07
Konu: Merhaba



Feridun kardeş,
iletinde sana katıldığım çok yan var..
yanıtlıyacağım da.. şimdilik sana bu yazıyı yolluyorum.. sevgiler..


KRALIN SOYTARISI

Nedense hep gülümsetir bizi bu tabir; Kralın soytarısı! Krallıklar neredeyse bitti. Ama ne yazık kralın soytarıları bitmedi. Hatta çağdaş hale gelip çoğaldılar. Kimileri dost kılığına bürünüp yaşamını sürdürüyor. Hiçbirisi benim kraldan çıkarlarım var diye açıklamıyor. Tiyatro camiasında çok vardır bunlardan. Biliriz, tanırız gülüp geçeriz. Ciddiye almayız. Halkın da ciddiye almadığı gibi.

Eski dilde bunlara “Kifayetsiz muhteris” derlerdi. Açıkçası tiyatroda yeteneği olmadığı halde, tiyatroya tutunmaya çalışan kişilerdir. En büyük düşmanları da başarıya ulaşabilmiş yetenekli kişilerdir. Onlardan nefret ederler. İşte bu kralın soytarıları bir toplum için en tehlikeli kişilerdir. Ama ne yapalım bu toplumda onlar da var.

Şimdilerde kralın soytarılarının internet siteleri oluştu.  Aman efendim kralıma söz mü söyledin ben senin… Olmayacak tabirler. Olmayacak yazılar..  “Bizim oğlan bina okur, döner döner yine okur” kendileri yazıp kendileri okuyor anlayacağınız. Halkın bunlarla ilgisi yok!

Halkın sevgisi bakıyorsunuz size aynen devam ediyor. O zaman “İstediklerini yazsınlar” diye düşünüyorsunuz.

Ancak etik olan nedir? Bunu anlatmakta yarar var. Eğer benim sizinle bir çıkar ilişkim varsa diyeceksiniz ki “Aman şu an sizin projenizde çalışıyorum. Eğer sizi savunursam yanlış anlaşılabilir. Bana kralın soytarısı derler. Birlikte çalışmamız bitsin, savunmanızı öyle yapayım.” Etik olanı gençlere anlatmak boynumuzun borcudur.

Buraya nereden geldik: Diyor ki bir yazısında hiç tanımadığım biri:  Tuncay Özinel’i hiç tanımam, oyunlarını izlemedim, kitaplarını okumadım. Ama kendisi Irkçı faşist köpektir ve buna bir deyim daha ekliyor ve diyor ki: Solcu Irkçı faşist Köpektir. Be adam nereden biliyorsun. Bu adam 52 yıldır sahnede. Epsilon yayınlarından çıkmış TEK KİŞİLİK AİLE isimli bir anı romanı var. (Ayrıca bu övünç kaynağımdır. Açıkça söylüyorum. Çünkü bu kitap Çapa Tıp fakültesi ve Arel üniversitesi psikiyatri bölümünde ders kitabı olarak okutulmaktadır)  Ayrıca Nice Yıllara; Yaşamın Sesi, Yüzleşme ve Hırsızistan isimli dört oyunu var. Bakın bakalım dünya görüşü nedir. Hayır efendim benim kralıma söz etti ben onu yargılarım. İyi yaparsınız.

Nasıl bir devlet adamı için tarih karar verirse, bir sanatçı için de kararı tarih verir. Kralın soytarıları değil!

Tuncay Özinel

-----------------------------------------------------
3. Mesaj
-----------------------------------------------------



Kimden: İsmail Can Törtop
Kime: Feridun Çetinkaya, Tuncay Özinel
KK: Nedim Saban, Ömer Faruk Kurhan, Melih Anık, Coşkun Büktel, Hilmi Bulunmaz, Bülent Sezgin, Fırat Güllü, Mustafa Demirkanlı, Ulvi Alacakaptan
Tarih ve saat: 16 Ağustos 2010 Pazartesi, 9:26

Konu: Özür açıklaması hakkında Tuncay Özinel'e açık mektup


Feridun Bey

Lütfen bu tartışmanın devamı ile ilgili hakkımda ne yazılırsa yazılsın, konu hangi noktaya gelirse gelsin, benimle ilgili olsun olmasın beni bilgilendirmeyiniz...

İyi çalışmalar

CT

www.tiyatrodunyasi.com 

-----------------------------------------------------
4. Mesaj
-----------------------------------------------------



Kimden: Nedim Saban
Kime: Feridun Çetinkaya, Tuncay Özinel
KK: Nedim Saban, Ömer Faruk Kurhan, Melih Anık, İsmail Can Törtop, Coşkun Büktel, Hilmi Bulunmaz, Bülent Sezgin, Fırat Güllü, Mustafa Demirkanlı, Ulvi Alacakaptan
Tarih ve saat: 16 Ağustos 2010 Pazartesi, 9:47

Konu: Özür açıklaması hakkında Tuncay Özinel'e açık mektup

Benden de o kadar Feridun Bey.

Ayrıca altı ay boyunca emek vermiş  bir dramaturgun ortaya çıkarttığı işi görmeden  "maaşlı eleman" yakıştırmasını yaptığınız için tiyatro adamlığınızı da sorguluyor ve artık sitenizi hiçbir biçimde ciddiye almayacağımı bildiriyorum.


-----------------------------------------------------
5. Mesaj
-----------------------------------------------------



Kimden: Feridun Çetinkaya
Kime: Nedim Saban
KK: Nedim Saban, Ömer Faruk Kurhan, Melih Anık, Coşkun Büktel, Hilmi Bulunmaz, Bülent Sezgin, Fırat Güllü, Mustafa Demirkanlı, Ulvi Alacakaptan
Tarih ve saat: 16 Ağustos 2010 Pazartesi, 19:11
Konu: Özür açıklaması hakkında Tuncay Özinel'e açık mektup

Nedim Bey,

Size “maaşlı eleman”ınızın dramaturg olarak performansını soran yok.

Konumuz, aydın olmanın gereği diyerek övüp çanak tuttuğunuz “ırkçılık iftiraları” ile “maaşlı eleman”ınızın elebaşılığını yaptığı “ırkçılık cadı kazanı” tertibinin hesabını yargı önünde vermenize sıra geldiğinde; “insan hakları ihlali olmadıkça adliye koridorlarında hesaplaşmaya gerek olmadığını” söyleyerek çark etmeniz ve daha önce yargısız infaz yaparak “ırkçı” ilan ettiğiniz Tuncay Özinel’den özür dilemeniz.

Gerçekleri yazmam işinize geldiğinde bana “aydın” ve “öncü” payesi vermenizle nasıl övünmediysem; bugün gerçekleri yazmam işinize gelmediğinde, “tiyatro adamlığınızı sorguluyorum” ve “sitenizi hiçbir biçimde ciddiye almayacağım” demenizden de rahatsızlık duymuyorum.

Asıl konu olan “ırkçılık” bahsine hiç değinmeden, ortada kuyu varmış gibi yandan geçtiğinize göre siz de suçunuzun pekâlâ farkındasınız; bu suçluluk kompleksiyle aklınız sıra beni aşağılamaya kalkışmanızın bence hiçbir sakıncası yok.

Yeter ki, on parmağında on karayla aportta bekleyen “maaşlı eleman”ınızı ırkçılık iftiralarıyla bir daha benim ya da başkalarının üstüne salmaya kalkışmayın.

Feridun Çetinkaya

-----------------------------------------------------
6. Mesaj
-----------------------------------------------------


Kimden: Tuncay Özinel
Kime: Feridun Çetinkaya
Tarih ve saat: 16 Ağustos 2010 Pazartesi 12:23
Konu:
Özür açıklaması hakkında Tuncay Özinel'e açık mektup


Feridun kardeş merhaba,

Evet tanışmıyoruz. Benim hakkımdaki savunmanızı da tesadüfen bir google gezintisi sırasında öğrendim. Tabi 52 yıldır sahnede ve tam 30 yıldır tiyatro yapımcılığı yapan birisini “Yahu bu adam ne yapıyor” diye hiç izlememiş olmanız üzücü.

Ancak yine de beni veya karşı taraftakileri tanıyor olmanız sizi doğrudan yana olmaya itmiştir. Benden dilenen özür sizi de kapsamaktadır diye düşünüyorum.

Bir sanatçının siyasal kimliğine eserlerine bakılarak karar verilir. Yoksa başka bir anlam için söylenmiş bir yazıdan cımbızla çıkartılan birkaç sözle değil. Tiyatro oyunculuğu buza yazı yazmak gibidir. Gelecek kuşaklara kalmaz. Ancak yazılı yapıtlarınız sizi ve düşüncelerinizi gelecek kuşaklara taşır. Ne mutlu bana ki, oyunlarım, anı romanım ve yeni çıkacak öykü kitaplarım beni gelecek kuşaklara taşıyacak.

Sadettin Erbil bana şöyle demişti bir çalışmamız sırasında: “Çok mütevazısın adam yerine koymazlar.” Mütevazı ile mütevazi  arasındaki  farkı o gün ustadan öğrenmiştim. Ona dedim ki: “Boş ver abi, beni adam gibi adamlar adam yerine koysunlar, yeter”.  İşte şimdi sizi adam gibi adam saydığım için bu cevabı yazıyorum.

Sevgiler,

Tuncay Özinel

-----------------------------------------------------
7. Mesaj
-----------------------------------------------------



Kimden: Ömer Faruk Kurhan
Kime: Feridun Çetinkaya
KK: Nedim Saban,
Tuncay Özinel, Melih Anık, Coşkun Büktel, Hilmi Bulunmaz, Bülent Sezgin, Fırat Güllü, Mustafa Demirkanlı, Ulvi Alacakaptan
Tarih ve saat: 20 Ağustos 2010 Cuma, 2:56
Konu: Özür açıklaması hakkında Tuncay Özinel'e açık mektup

 
biraz geç olmakla beraber: :)))


-----------------------------------------------------
8. Mesaj
-----------------------------------------------------



Kimden: Feridun Çetinkaya
Kime: Ömer Faruk Kurhan, Nedim Saban, Tuncay Özinel, Melih Anık, Coşkun Büktel, Hilmi Bulunmaz, Bülent Sezgin, Fırat Güllü, Mustafa Demirkanlı, Ulvi Alacakaptan
Tarih ve saat: 20 Ağustos 2010 Cuma, 11:38
Konu: Özür açıklaması hakkında Tuncay Özinel'e açık mektup



İlgililere gönderdiğim mektubumda, Ömer Faruk Kurhan’ın önünde iki seçenek kaldığını yazmıştım. Ya artık edebiyle oturduğu yerde oturup, saklandığı o divan altında susmaya devam ederek kamuoyunun körlüğünden ve sağırlığından medet umacak ve bu konunun tümüyle unutulmasını bekleyecek; ya da yediği haltlar yüzüne vurulunca lafını yememek için, iki hafta sustuktan sonra tekrar işbaşı yaparak “ırkçılık cadı kazanı terörü”ne bıraktığı yerden devam edip daha önce birlikte “ırkçı” ilan ettikleri Tuncay Özinel’den özür diledi diye Nedim Saban'ı da ırkçılığa prim vermekle, ırkçılığı hoş görmekle, ırkçılığa hizmet etmekle suçlayacak, demiştim.



Kurhan bu mektubumu okuduktan sonra 5 gün oturmuş, kara kara düşünmüş taşınmış ve elinde kalan son edepsizlik kırıntılarıyla (aslında benim öngördüğüm 1. seçeneğin bir versiyonu olmaktan öteye gitmeyen) 3. bir seçenek yaratmış: Bütün kirli çamaşırlarını, iftiracılığını ve sansürcülüğünü iki kere iki dört kesinliğinde yüzüne vurmamdan sonra bir nevi “Ya Rabbi şükür” diyerek, ancak 4 kelimelik “biraz geç olmakla birlikte :)))” diye bir yanıt gönderebilmiş. 


Bilmeyenler için söyleyelim. Kurhan’ın mesajındaki :))) işareti internet dilinde gülme anlamına gelir. Ayrıca Kurhan’ın kullandığı bağlamda “Ya Rabbi şükür” demektir. Kurhan yazdığım mektubu okuduktan sonra jeton ancak düşmüş olmalı ki 5 gün sonra sadece gülmeye karar vermiş. Güleriz ağlanacak halimize derler ya, Kurhan’ınki de işte o hesap.

Daha önce iddialı bir şekilde “ırkçılık cadı kazanı terörü” davasının takipçisi  olacağını ilan etmiş olan, iftira, dezenformasyon, mugalata ve demagojide sınır tanımaz Ömer Faruk Kurhan bile yazdığım mektup karşısında kuyruğunu kıstırıp susmayı tercih ettiğine göre, bu aynı zamanda söz konusu mektupta yazdıklarımın doğruluğu ve haklılığının bizzat “ırkçılık cadı kazanı" tertibinin 1 numaralı faili tarafından ikrarı anlamına geliyor.



Bundan sonra fazla söze ne hacet.
 


Ben, yazdığım mektubu gelen bütün bu tepki ve yanıtları da altına ekleyip yayımlayarak, bu ibretlik “ırkçılık cadı kazanı” tezgâhını teşhir etme ve belgeleme konusunda tarihe karşı sorumluluğumun gereğini eksiksiz yerine getirmiş olacağım için gayet huzurluyum.



Gerisine ve gereğine bu ibretlik vakayı okuyanlar ve tarih karar versin.



Feridun Çetinkaya
20 Ağustos 2010

-----------------------------------------------------
9. Mesaj
-----------------------------------------------------


Kimden: Feridun Çetinkaya
Kime: Tuncay Özinel
Tarih ve saat: 21 Ağustos 2010 Cumartesi 12:23
Konu: Özür açıklaması hakkında Tuncay Özinel'e açık mektup


Tuncay Bey Merhaba,

Yazdığım mektubun önemine binaen gösterdiğiniz medeni yaklaşım ile bana gönderdiğiniz mesajlardaki nazik üslubunuz ve övgü sözleriniz için teşekkür ederim.

Ama ben günlerdir hâlâ sizden, birbirinize yönelttiğiniz "ırkçılık suçlamaları" konusunda Nedim Saban ile sağladığınız mutabakatın içeriğine dair (ortadaki belirsizliği giderecek) net bir açıklama yapmanızı bekliyorum.

Ne var ki şu ana kadar bu mutabakatın içeriğine dair herhangi bir açıklamada bulunmadınız.

Gördüğüm kadarıyla iş "ırkçılık suçlamaları" meselesinin akıbeti konusundaki belirsizliğin giderilmesine geldiğinde siz de Nedim Saban'dan pek farklı davranmıyorsunuz.

"Irkçılık suçlamaları"nın akıbeti söz konusu olduğunda siz de tıpkı Nedim Saban'ın yaptığı gibi ortada kuyu varmışçasına yandan geçmeyi yeğliyorsunuz. Sanki siz de bu mutabakatın içeriğine dair bir açıklama yapmaktan özellikle kaçınıyorsunuz.

"Benden dilenen özür sizi de kapsamaktadır diye düşünüyorum" diyorsunuz, ama ortadaki manzara ve bana gelen tepkiler pek sizi doğrular nitelikte değil.

Tuncay Bey, bana gönderdiğiniz "Kralın Soytarısı" başlıklı yazınızda çok can alıcı bulduğum ve yürekten katıldığım bir ifadeniz var: "Etik olanı gençlere anlatmak boynumuzun borcudur" diyorsunuz.

İşte ben de Nedim Saban ile yaptığınız "Dolmabahçe mutabakatı"nın usulünü ve üslubunu etik bulmadığımdan, bu meseleyi açıklığa kavuşturmaya ve belgelemeye çaba gösteriyorum: Etik olanı gençlere ve kamuoyuna anlatmayı boynumun borcu saydığım için.

Bu nedenle, benim için bana övgüde bulunmanız değil, "ırkçılık suçlamaları"nın akıbetiyle ilgili şu sorulara vereceğiniz açık ve net yanıtlar önem taşıyor.

1) Nedim Saban, şahsınıza yöneltiği "ırkçılık" suçlamalarının yersiz olduğunu açıkça kabul edip sizden açıkça özür diledi mi?

2) Siz Nedim Saban'a yöneltiğiniz "ırkçılık" suçlamalarınızın yersiz olduğunu açıkça kabul edip Nedim Saban'dan açıkça özür dilediniz mi?

Ben bu soruların yanıtlarını arıyorum.

"Etik olanı gençlere anlatmak boynumuzun borcudur" ifadenizde şayet samimiyseniz sizin de kamuoyunu yakından ilgilendiren "ırkçılık suçlamaları" konusundaki bu belirsizlikleri açıklığa kavuşturmanız gerekiyor.

Yok şayet bu sorulara açık ve net bir yanıt vermek yerine yine ortada kuyu varmışçasına yandan geçmeyi sürdürür ve ille de Nedim Saban ile içeriğini kamuoyundan gizlemeye söz verdiğimiz bir mutabakat yaptık, bu nedenle ben "Etik olanı gençlere anlatmak boynumuzun borcudur" ifademe değil Nedim Saban ile yaptığım "Dolmabahçe mutabakatı"na sadık kalmayı, bu "gizli" mutabakatın içeriğini kamuoyundan sır gibi saklamayı boynumun borcu sayıyorum derseniz tabii orasını bilemem.

Dilerim böyle düşünmüyorsunuzdur.

Sağlıcakla kalın,

Feridun Çetinkaya




-----------------------------------------------------
10. Mesaj
-----------------------------------------------------


Kimden: Tuncay Özinel
Kime: Feridun Çetinkaya
Tarih ve saat: 17 Eylül 2010 Cuma 23:36
Konu:
Özür açıklaması hakkında Tuncay Özinel'e açık mektup


Feridun kardeş,
özür dilerim biraz geciktim cevap vermekte. "Dolmabahçe mutabakatı" sözüne pek güldüm. Öyle bir anlaşma yok çünkü. Nedim Saban ile de henüz karşılaşmadık,görüşmedik. Onun özüründen sonraki benim cevabımı iyi okursanız her şeyi açıkça anlatıyor. Şöyle diyorum "... inisanlar çeşitli yanlışlan yaparlar. Nedim sabana yalanı değil yanlışı bırak demeliydim. Bunun için ben de özür diliyorum." Salt bu sözüm için. Yoksa söylediğim her şeyin arkasındayım. Sevgiler..



-----------------------------------------------------
11. Mesaj
-----------------------------------------------------


Kimden: Feridun Çetinkaya
Kime: Tuncay Özinel
Tarih ve saat: 18 Eylül 2010 Cumartesi 13:06
Konu: Özür açıklaması hakkında Tuncay Özinel'e açık mektup


Tuncay Bey,

Bizzat sizin "Etik olanı gençlere anlatmak boynumuzun borcudur" sözünüze istinaden size ayrıntılı bir mektup yazmış ve bazı önemli konuları açıklığa kavuşturmanızın önemli bir gereklilik olduğunu ifade etmiştim. Ama siz kamuoyuna mal olmuş bu konuyla ilgili sorduğum önemli sorulara açık ve net bir şekilde yanıt vermekten ısrarla ve dikkatle kaçındınız, kaçınmaya da devam ediyorsunuz. (Örneğin: Nedim Saban'ın kamuoyuna yaptığı özür açıklamasında, size yönelttiği "ırkçılık" suçlamasıyla ilgili açık ve net bir tek sözcük ya da özür ifadesi yer almadığı halde, Nedim Saban'a karşı açtığınızı hakaret davasının ilk duruşmasına günler kala birdenbire fikrinizi değiştirip bu davadan vazgeçmenizi gerektirecek kadar önemli nasıl bir gelişme oldu? Konunun bam teli olan "ırkçılık" suçlamalarıyla ilgili Nedim Saban'la aranızda nasıl bir somut mutabakat sağlandı da ikna oldunuz? Hangi "hatırlı eleştirmenler", "ağır abiler" devreye girip bu meselenin bir an önce sünger çekilerek kapatılması için racon kesti, nasıl bir arabuluculuk faailiyeti yürütüldü ve neler yaşandı? vb. konunun esasına ilişkin sorular karşısında adeta ser verip sır vermediniz.) Bu süreçte sanki mutlaka gizli kalması gereken şeyler yaşanmış gibi, sorduğum bu esas soruları, ortada kuyu varmışçasına yandan geçip, sürekli duymazlıktan geldiniz. Sanki kamuoyundan saklanması gereken gizli birtakım işler dönmüş gibi, kerhen yapılan o özür açıklamaları sürecine nasıl gelindiğine ilişkin somut ve net bilgi vermekten özenle kaçındınız.

Siz gülmüşsünüz; ama ne yazı ki bu, ortadaki acıklı durumu ve vahameti de, söz konusu şaibeli ve esrarengiz duruma dikkat çeken "Dolmabahçe mutabakatı" benzetmesinin ne kadar anlamlı ve isabetli bir benzetme olduğu gerçeğini de değiştirmiyor.

Esen kalın.

Feridun Çetinkaya