15 Ocak 2010

“Türk tiyatrosunun” yazımını kullanan DT Genel Müdürü Lemi Bilgin ve Devlet Tiyatroları’na yönelik yersiz ve mesnetsiz suçlama hakkında







Fetvacı anlayış
Türkçe sorunları konusunda yaygın eğilim, "yanlış" ya da "doğru"
diye hüküm vermek ya da hüküm verecek birini aramak.
Günümüz dilbilimi ise böyle hükümler verme hakkını kimseye tanımıyor:
Olsa olsa, sorunlara dikkat çekip kendi önerimizi söyleyebiliriz.
Bu da temelde bir tartışma çağrısı oluşturur. Kuralların,
kullanım yaygınlığını esas alan bilimsel yöntemlerle saptanması,
kılavuzlara, dilbilgisi kitaplarına ve sözlüklere ondan sonra girmesi gerekir.


Benim Türkçe yanlışı yazarları dediğim yazarlar, çoğu durumda,
"yanlış/doğru" derken kişisel görüşlerini ortaya koymuş,

 "bana göre yanlış" ve "bana göre doğru" demiş oluyorlar (...)

Bir kullanım sorunu fark eden kişinin göstereceği tepki,(1)

önce kendi düşünsel hazırlığını yapmak, ulaşabildiği kitaplara bakmak,
iyi kötü bir fikir oluşturmak, sonra başkalarına
siz ne düşünüyorsunuz diye sormak olmalı değil mi? (...)

(Necmiye Alpay, Dilimiz, Dillerimiz, Metis Yayınları, 2003, s.11)




"Türk tiyatrosu" ve
"Türk tiyatrosunun" yazımları
Türkçe yazım kurallarına uygundur



Melih Anık, "Düşünceler" adını verdiği blogunda, 27 Aralık 2009 günü, “5 TL’ye Tiyatro! Devlet Tiyatrosu ve Vahşet Tanrısı” başlıklı bir yazı yayımladı.

Melih Anık, bu yazısında, hem birtakım görüşleri ve bu görüşlerini açıklarken kullandığı bazı ifadeleri nedeniyle Devlet Tiyatroları (DT) Genel Müdürü Lemi Bilgin’e çeşitli eleştiriler yöneltiyor hem de İstanbul Devlet Tiyatrosu’nun sahnelediği "Vahşet Tanrısı" adlı oyunla ilgili değerlendirmelerini tiyatroseverlerle paylaşıyor.

Anık’ın yazısında, “Aradaki farkı önemsiz bulmayın” diyerek önemini özellikle vurgulamak istediği bir bölüm benim de özellikle ilgimi çekti.

O bölümde Melih Anık, “Türk tiyatrosunun” yazımını kullandıkları için Lemi Bilgin ile birlikte kurum olarak Devlet Tiyatroları’nı da bir Türkçe yazım kuralını dikkate almadıkları iddiasıyla eleştiriyor, suçluyor.

İlgili yazıdaki o bölüm tam olarak şöyle:

Ama her şeyden önce şunu düzeltmek lazım: “Türk tiyatrosunun” değil “Türk Tiyatrosu’nun”.

Aradaki farkı önemsiz bulmayın. Bu bir “Türkçe” yazım kuralı. “Türk” Tiyatrosu’nun en önemli mevkiinde bulunan ve “Türk” Tiyatrosu’nun hak ettiği yere gelmesini hedefleyen bir Genel Müdür ve kurumu bu “Türkçe” yazım kuralına da dikkat etmeli.

(Melih Anık, “5 TL’ye Tiyatro! Devlet Tiyatrosu ve Vahşet Tanrısı”, Düşünceler, 27 Aralık 2009)

Bu satırlarıyla Melih Anık, “Türk tiyatrosu” ad tamlamasındaki “tiyatro” sözcüğünün ilk harfinin de büyük harfle (T) yazılması gerektiğini iddia ediyor.

Hatta “Türk tiyatrosu” tamlamasına bir özel isim muamelesi yaparak, bu tamlamaya getirilen “-nun” ekinin kesme imi/apostrof (’) ile ayrılması gerektiğini söylüyor. Bunun da yani “Türk Tiyatrosu'nun” yazımının,  “bir Türkçe yazım kuralı olduğunu” ileri sürüyor, kendisinden son derece emin bir ifadeyle.

Benim bildiğim, olsa olsa İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’nın bir yayını olan “Türk Tiyatrosu” adlı tiyatro dergisini kastettiğinizde “Türk Tiyatrosu’nun” yazmazsanız bir Türkçe yazım kuralını dikkate almamış, yanlış yapmış sayılabilirsiniz.

Genel olarak Türkiye’deki tiyatro geleneğinden ya da Türkiye’ye, Türklere özgü tiyatro kültüründen söz ederken “Türk tiyatrosu” yazımını kullanmanın Türkçe yazım kurallarına aykırı olduğu görüşü, mutlaka ama mutlaka, kanıta, belgeye, bilgiye, kaynağa dayandırılması gereken çok ciddi bir iddia.

Melih Anık’ın “Türk tiyatrosunun” yazımını nasıl bu kadar kolay, nasıl bu kadar kesin, bu kadar kendinden emin bir şekilde yanlış ilan edebildiğini anlayamadım.

Üstelik hiçbir istisna belirtmeden, hiçbir açıklama yapmadan, hiçbir bilgi vermeden, hiçbir belge ya da kaynak göstermeden, Lemi Bilgin ve Devlet Tiyatroları’nı bu kadar kesin bir dille nasıl suçlayabildiğine de şaştım kaldım.

***

“Türk Tiyatrosu’nun” yazımının bir Türkçe yazım kuralı olduğu iddiasını hangi bilgiye, ne tür bir gerekçeye ve kaynağa dayandırdığını anlayabilmek, ilk elden öğrenebilmek için Melih Anık’a bir e-posta mesajı gönderdim.

Mesajımda, konu hakkında okurlara da bir açıklama yaparak ayrıntıl bilgi vermesinin, okurları aydınlatmasının doğru ve yararlı olacağını belirttim.

Ayrıca, aynı bu yazımda yaptığım gibi, hem aktif link verip kaynak göstererek hem de doğrudan alıntı yaparak, Türk Dil Kurumu’nun (TDK), bu konuya ilişkin, Yazım Kılavuzu’nda yer verdiği çok açık ve net bir “yazım kuralı”nı da Melih Anık’ın dikkatine sundum.

DT Genel Müdürü Lemi Bilgin’in kullandığı “Türk tiyatrosunun” yazımının, “en azından” TDK’nın güncel Yazım Kılavuzu’nda belirtilen Türkçe yazım kurallarına uygun olduğunu gösteren, belgeleyen bir bilgi notu, bir kaynak olarak Melih Anık’ın dikkatine sunduğum, TDK’nın güncel Yazım Kılavuzu’ndaki o ilgili “kural” şuydu:

16. Tarihî olay, çağ ve dönem adları büyük harfle başlar: Kurtuluş Savaşı, Millî Mücadele, Cilalı Taş Devri, İlk Çağ, Yükselme Devri, Millî Edebiyat Dönemi, Servetifünun Dönemi, Tanzimat Dönemi.

UYARI: Tarihî dönem bildirmeyip tür veya tarz bildiren terimler küçük harfle başlar: divan şiiri, divan edebiyatı, halk şiiri, halk edebiyatı, eski Türk edebiyatı, Türk dili, Türk sanat müziği, Türk halk müziği, tekke edebiyatı.

(Türk Dil Kurumu Yazım Kılavuzu, "Büyük Harflerin Kullanıldığı Yerler" Başlığındaki 16. Madde, http://www.tdk.gov.tr/TR/Genel/BelgeGoster.aspx?F6E10F8892433CFFAAF6AA849816B2EF1ACFAB512C425173)

Bu “kural”ı da dikkatine sunduğum Melih Anık, bana özel yazıldığını bir notla vurguladığı (bu nedenle de bu yazıda bire bir yer veremediğim, okurlarla paylaşamadığım, ancak konunun anlaşılması ve kendisine de herhangi bir haksızlık yapmış olmamak için, belli bölümlerini mealen aktaracağım) bir “özel açıklama” gönderdi.

Bu açıklamasında, kendisinin de bir araştırma yaptığını, Türk Dil Kurumu kaynaklarına başvurduğunu, ancak benim belirttiğim anlamda çok açık bir kural bulamadığını söyledi.

Bu tavrı Melih Anık'ın, “Türk Tiyatrosu’nun” yazımının “bir ‘Türkçe’ yazım kuralı” olduğu yönündeki iddiasının da, bu konuda Lemi Bilgin ve kurumuna yönelttiği eleştirisinin de arkasında durmakta kararlı olduğunu gösteriyordu.

Anık, konuyla ilgili olarak bana yaptığı bu özel açıklama dışında okurlara herhangi bir açıklama yapmaya da gerek duymadığını belirtti.

Melih Anık, ayrıca, iddiasını, (hazırlayanı, yayımlayanı ve yayım yılı gibi ayrıntılarını belirtmeden) yalnızca “İmla Kılavuzu” diyerek atıfta bulunmayı yeterli gördüğü bir kaynakta geçtiğini belirttiği, “Özel ismi takip eden ikinci isim özel isme dahil ise ve ikisi birden kastedilen kavramı karşılıyorsa ikinci isim de büyük harfle başlar” kuralına dayandırdığını söyledi.

Ben de bu durumda, farklı noktalarda durduğumuz bu konuyla ilgili görüşlerimi ve itirazımı iki kişi arasında bir özel yazışma çerçevesinde bırakmanın doğru olmayacağını, bu konudaki düşüncelerimi bir yazı ile tiyatro kamuoyuyla paylaşmanın yararlı olacağını Melih Anık’a da ilettikten sonra, böyle bir yazı kaleme alıp konuya dikkat çekmeyi uygun gördüm.

***

Melih Anık’ın yazısındaki o önemli bölümle ilgili neyi anlamadım?

Elbette, Melih Anık, “Türk tiyatrosunun” yazımını yanlış bulabilir, bu yazıma itiraz edebilir.

Kendince yanlış olduğunu düşündüğü şeyi gündeme getirip, kendince düzeltmek de isteyebilir.

Hatta elinde bulunduğunu söylediği “Özel ismi takip eden ikinci isim özel isme dahil ise ve ikisi birden kastedilen kavramı karşılıyorsa ikinci isim de büyük harfle başlar” kuralını kendince yorumlayarak, “Türk Tiyatrosu’nun” yazımının “bir ‘Türkçe’ yazım kuralı” olduğunu bile iddia edebilir.

Bütün bunlarda herhangi bir sorun da, anlaşılmayacak bir şey de yok.

Benim anlamadığım şu:

Melih Anık, çok iddialı bir dille, “Ama her şeyden önce şunu düzeltmek lazım: ‘Türk tiyatrosunun’ değil ‘Türk Tiyatrosu’nun” diye yazıyor.

Yazıyor yazmasına da, “Türk tiyatrosunun” yazımını neden yanlış bulduğuna ilişkin, neden böyle düşündüğüne ilişkin okurlara hiçbir açıklama yapmıyor. Okurlara bu tür bir açıklama yapma gereği ve sorumluluğu duymuyor.

Melih Anık, çok iddialı bir şekilde, “Türk Tiyatrosu’nun” yazımı “bir ‘Türkçe’ yazım kuralı” diyor.

Bu iddiasına ilişkin de bir tek açıklama yapmadığı gibi, bu iddiasının doğruluğuna, haklılığına ilişkin de hiçbir belge ya da kaynak göstermiyor yazısında.

Kerameti kendinden menkul bir şekilde sadece, “Türk Tiyatrosu’nun” yazımı “bir ‘Türkçe’ yazım kuralı” deyip çıkıveriyor işin içinden.

Sırf kendisi böyle diyor diye, okurların da “Türk Tiyatrosu’nun” yazımını sorgusuz sualsiz “bir ‘Türkçe’ yazım kuralı” saymasını umuyor belli ki.

İyi de kime, neye göre, hangi gerekçelere, belge ve kaynaklara göre “Türk Tiyatrosu’nun” yazımı “bir ‘Türkçe’ yazım kuralı”?

Buna ilişkin hiçbir şey söylemiyor yazısında; konunun bu tarafına açıklık getirmiyor Melih Anık.

Okurların işi ne, Melih Anık’ın yazdıklarında keramet arasın dursunlar mı demeli?

Melih Anık, bu yazım konusunu önemli görüyor ki yazısında bu konuya değiniyor; üstelik “Aradaki farkı önemsiz bulmayın” diye ayrıca bir de vurgu yapıyor.

Ama gelin görün ki, “önemsiz bulmayın” diyerek önemli olduğunu vurguladığı "fark"ın ne olduğunu bile herhangi bir şekilde okurlara söylemiyor, açıklamıyor Melih Anık.

“Önemsiz bulmayın” dediği farkı, en başta kendisi yeterince önemli saymıyor olmalı ki, okurlara açıklama gereği duymuyor, açıklamadan geçiyor.

Anlamadığım işte bu; bu keyfilik, bu özensizlik.

***

Konunun şaştığım yanı da şu:

Melih Anık yalnızca “Türk Tiyatrosu’nun” yazımını kerameti kendinden menkul bir şekilde bir Türkçe yazım kuralı ilan etmekle kalmıyor.

İlan ettiği bu Türkçe yazım kuralından yola çıkarak, üstüne üstlük bir de, “Türk tiyatrosunun” yazımını kullanıyorlar diye, açıkça ve kesin bir dille, Lemi Bilgin ve Devlet Tiyatroları’nı eleştiriyor, suçluyor.

Oysaki, “en azından” TDK kaynaklı, yukarıda alıntıladığım, son derece açık ve net “Yazım kuralı”nın varlığı bile, Melih Anık’ın kesin bir dille, Lemi Bilgin’i ve Devlet Tiyatroları’nı “bir ‘Türkçe’ yazım kuralı”na dikkat etmemekle suçlamasının ne kadar abes kaçtığını, Lemi Bilgin’i ve kurumunu bu nedenle eleştirmenin hiç de hakkaniyetli bir tutum olmadığını açıkça gösteriyor.

Bu kural ve kaynak ışığında bakıldığında, ödenekli bir kamu kurumunun genel müdürlük koltuğunda oturan Lemi Bilgin’in, “en azından” TDK’nın Yazım Kılavuzu’nda açık ve net bir şekilde ifade edilmiş olan ilgili Türkçe yazım kuralını dikkate aldığı ve kullandığı; “Türk tiyatrosunun” yazımının “en azından” TDK’nın Yazım Kılavuzu’nda yer alan Türkçe yazım kullarına uygun olduğu görülüyor.

TDK Yazım Kılavuzu’ndaki bu ilgili “kural” ortadayken, hatta özellikle dikkatine sunulduğu halde Melih Anık, Lemi Bilgin ve Devlet Tiyatroları’na yönelik Türkçe yazım kuralına dikkat etmiyorlar eleştirisinin arkasında durmaya devam ediyor.

Şaştığım da işte bu.

***

Biz bu yazıda  “Türk tiyatrosunun” ve “Türk Tiyatrosu’nun” yazımlarının doğruluğunu yanlışlığını tartışmıyoruz.

Türk Dil Kurumu’nun Yazım Kılavuzu’nda yer alan ilgili kuralın doğruluğunu yanlışlığını da tartışmıyoruz.

Elbette bunlar da tartışılabilir. Ancak, en azından şimdilik, konumuz bu değil.

Biz bu yazıda her ne kadar bir ölçüde "esas"a değinmiş olsak da, asıl olarak Melih Anık'ın yazısında gündeme getirdiği "yazım kuralı" iddia ve suçlamasının "usul"ü üzerinde duruyoruz:

“Türk tiyatrosunun” yazımının doğru ve yazım kurallarına uygun olduğuna dair elimizde “en azından” TDK’nın güncel Yazım Kılavuzu’na geçmiş çok açık ve net bir yazım kuralı var.

Ortada böyle bir kural varken, TDK’nın bu yazım kuralı tümüyle yok sayılıp görmezden gelinerek “Türk tiyatrosunun” yazımı (hiçbir belge ya da kaynak gösterilmeden, açıklama yapılmadan) bir kalemde nasıl tümden yanlış, Türkçe yazım kuralına nasıl tümden aykırı ilan edilebilir?

Ortada böyle bir gerçek varken, TDK’nın bu yazım kuralı tümüyle yok sayılıp, görmezden gelinerek “Türk Tiyatrosu’nun” yazımı (hiçbir belge ya da kaynak gösterilmeden, açıklama yapılmadan) bir kalemde nasıl “bir ‘Türkçe’ yazım kuralı” ilan edilebilir?

Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Lemi Bilgin ile kurumu Devlet Tiyatroları’nı, TDK’nın Yazım Kılavuzu’nda yer alan kurala uygun biçimde “Türk tiyatrosunun” yazımını kullandıkları halde, “bir Türkçe yazım kuralı”nı dikkate almıyorlar iddiasıyla suçlamak nasıl hakkaniyetli bir eleştiri sayılabilir?

Melih Anık’ın bu konudaki samimi uyarımı dikkate almaması, kendisinin de önemli bulduğu bu konunun muhataplarına ve okurlara yönelik hemen bir açıklama yapma gereği duymaması üzücü.

Ayrıca okurları yanıltacak şekilde, kesin bir dille “Türk Tiyatrosu’nun” yazımı “bir Türkçe yazım kuralı” diye yazarak internet üzerinde, “Türk tiyatrosunun” yazımının doğruluğu yanlışlığı konusunda bir kuşku yaratması, bir tür bilgi kirliliğine yol açmış olması da cabası.

Umarım bu yazımdan sonra Melih Anık "Türk tiyatrosunun" yazımıyla ilgili iddia ve eleştirilerinde eksikliğine dikkat çektiğimiz unsurları tamamlamak üzere, okurlara ve tiyatroseverlere bir açıklama yapma gereği hisseder.

Bu yazım Melih Anık'ın "Türk tiyatrosunun" yazımıyla ilgili iddia ve suçlamalarına bir açıklık getirmesine bir nebze de olsa vesile olabilirse, böyle bir katkıda bulunabilirse ne mutlu bana.


Feridun Çetinkaya
15 Ocak 2010


(Not: Tiyatro gündeminin yoğun olması nedeniyle, bu yazıyı yaklaşık bir hafta geç yayımlamak durumunda kaldım.)