6 Ocak 2010

İstanbul Belediye Başkanı Kadir Topbaş'ın danışmanlarından Prof. Dr. İskender Pala, AK Parti'nin tiyatroya yönelik ajandasıyla ilgili baklayı nihayet ağzından çıkardı


"Kültür ve tiyatrolar" başlıklı yazısında, haklı olarak, tiyatroda torpilden yakınan İskender Pala, AK Parti'ye yakınlığıyla tanınan, AK Partili siyasilerle yakın ilişkiler içinde olan bir isim. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür A.Ş.'nin sitesinden alıntıladığımız, 2007 Şubat ayına ait bu fotoğrafın altında ayrıca şöyle bir resim altı yazısı bulunuyor: "İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları, Başkan Kadir Topbaş’ın Kültür-Sanat Danışmanı Prof. Dr. İskender Pala’nın yazdığı Leyla İle Mecnun adlı eserden yola çıkarak, Ali Taygun’un rejisi, Yalçın Tura’nın müzikleri ve 80 kişilik oyuncu kadrosuyla dev bir müzikal ortaya çıkardı. ‘Leyla ile Mecnun - Aşkın Gizli Tarihi...’ müzikalinin galası, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, İBB. Kültür A.Ş. Genel Müdürü Nevzat Bayhan ile çok sayıda sanatçının katılımıyla Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde gerçekleşti." (Kaynak: İBB Kültür A.Ş. internet sitesi)


Bir dönem İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür İşleri Daire Başkanı olarak görev yapan ve AK Partili İstanbul Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ın kültür işleri danışmanları arasında da yer alan, Zaman gazetesi yazarı Prof. Dr. İskender Pala, 5 Ocak 2010 günü, köşesinde, "Kültür ve tiyatrolar" başlıklı bir yazı yayımladı.

İskender Pala'nın bol “muhafazakâr” vurgulu bu yazısı, AK Parti'nin 7 yıllık iktidarı döneminde tiyatro ve tiyatroculara yönelik "yıkıcı" uygulamalarının ardındaki kafa yapısı hakkında olduğu kadar, AK Parti'nin tiyatro ve tiyatroculara yönelik bildik "muhafaza/kâr" bakış açısı, planları ve politikaları hakkında da önemli ipuçları veriyor.

Pala’nın yukarıda tümüne aktif link verdiğim yazısındaki şu görüşler özellikle dikkat çekici. (Yaptığım alıntılarda vahim ve mesnetsiz bulduğumuz bazı ifadeleri “bold” yazım özelliğiyle ben vurguladım. FÇ)

“(...) İstanbul'da AK Parti'nin son iki iktidar döneminde, Cumhuriyet'in tiyatroya kazandırdığı salonlardan daha fazla salonu İBB kazandırdı. Muhsin Ertuğrul sahnesi veya AKM yenileneceği zaman "Yıktırmayız!" diye çığlık atanlar bunu görmedi mi dersiniz? Peki sıkıntı neredeydi?

İmkânınız varsa DT ve ŞT'nin repertuarını inceleyiniz. Bunca sahnede acaba kaç yerli oyun vardır? Bu oyunlardan kaçı kendi geleneksel tiyatrosundan beslenmiştir? Kaç oyun bu tiyatroları kuranların (AK Parti iktidarı) kutsal kabul ettikleri değerlere saygılıdır? Muhafazakâr tiyatro seyircisi acaba muhafazakar belediyenin parasıyla sahnelenen oyuna gidebilir mi? Giderse orada maddi veya manevi tacize uğramadan geri dönebilir mi? Peki de, tiyatroya bunca yatırım yapmanın teşekkürü bu mudur? Bakın çevrenize!.. Dünyanın burjuvazi geleneği yerleşmiş iki ülkesi hariç ödenekli tiyatro kalmamıştır. Devlet eliyle maaşlı sanatçılara tiyatro yaptırma âdetinin son güçlü örneği de Sovyetler Birliği ile birlikte çöktü. Ama Türkiye'de hâlâ devletten maaş alarak sanat icra eden veya adı bankamatik sanatçısına çıkmış insanlar var. Şehrin merkezî yerine kümelenmiş olan tiyatrolarda icra-yı sanat ederler, ama varoşlarda (Avcılar'da, Pendik'te, Tuzla'da vb.) kurulan sahnelere gitmek istemezler. Varsa yoksa Harbiye-İstiklal Caddesi arasında dönen bir hayat. Sanatı halka yaymak onlar için yalnızca bir slogandır.

(İskender Pala, "Kültür ve tiyatrolar", Zaman gazetesi, 5 Ocak 2010) 

İskender Pala, AK Parti propagandası yapmanın ötesine geçemeyen, “Tiyatroda parayı veren düdüğü çalar, düdüğü çalmalı: Tiyatro da, tiyatrocular da parayı verenin düdüğünü çalmalı” sığlığını aşamayan yazısındaki bu görüş ve ifadeleriyle, bir yanıyla AK Parti’nin ve AK Parti tabanının da tiyatroya, tiyatroculara karşı “önyargılı” ve “olumsuz” bakışını bir kez daha somut biçimde ortaya koymuş oluyor.

Bir kere, İskender Pala, Devlet Tiyatroları ile İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları'nı “AK Parti iktidarı”nın kurduğunu ima ederek büyük bir yanlış, büyük bir gaf yapıyor.

Eminim kendisi de şunu çok iyi biliyordur ki; Devlet Tiyatroları da İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları da "Cumhuriyet"in kurduğu tiyatrolardır.

Şayet İskender Pala'nın ileri sürdüğü gibi, tiyatroların sahneledikleri oyunlarda, kurucularının "kutsal kabul ettikleri değerlere" saygılı olması anlamına gelebilecek bir çeşit ahde vefa ilkesinden söz edilecekse (ki böyle bir “ilke”, böyle bir “şart”, daha doğrusu “müdahale” tiyatronun da, sanatın da özüne aykırıdır), Devlet Tiyatroları ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’nın sahneledikleri oyunlarda, olsa olsa ancak, kurucusu olan “Cumhuriyet”in kutsal saydığı değerlere saygılı olmasını beklemek gerekir (“AK Parti iktidarının kutsal saydığı değerlere" değil).

Devlet Tiyatroları da, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları da “Cumhuriyet”in ilke ve değerlerine saygılı, “Cumhuriyet”in kazanımları ve ilkelerinin savunucusu tiyatrolardır. (Bu tiyatroları “AK Parti iktidarı” kurmadığına göre, bu tiyatroların kurucusu “AK Parti iktidarı” olmadığına göre İskender Pala'nın bu konudaki eleştirisinin haksızlığı ve yersizliği açık değil mi?)

Sonra, İskender Pala, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının, yani halkın ödediği vergilerden sağlanan kamu bütçesini “Muhafazakâr belediyenin parası” diye niteleyerek bir başka vahim gaf daha yapıyor.

Belediye başkanlığını muhafazakâr bir partinin adayı kazanınca o belediyeyi “Muhafazakâr belediye”, o belediyenin yönettiği kamu bütçesini “Muhafazakâr belediyenin parası” sayıp, kabul edip, bu “Muhafazakâr belediye"nin her türlü "muhafazakâr" icraatını haklı, doğru varsayıp boyun eğmek mi gerekiyor? Böyle bir kural ya da yasa mı var?

Muhafazakâr da olsa, demokrat ve ilerici de olsa siyasal iktidarların ve belediyelerin sanata ve tiyatroya sağladıkları ekonomik kaynaklar kimsenin babasının malı değildir, “Muhafazakâr belediyenin parası” ya da herhangi bir başka siyasi görüş ya da grubun parası değildir, kamu hizmetleri için ayrılmış kamu kaynaklarıdır.

İskender Pala yazısının yukarıya aktardığımız bu bölümünde bir de çok ağır ve vahim bir suçlamada bulunuyor: “Muhafazakâr tiyatro seyircisi” diye tiyatro ve sanat dışı, tümüyle siyasi ve ideolojik bir kategori icat eden Pala, günümüzdeki tiyatrolarda, muhafazakâr tiyatro seyircisine maddi veya manevi taciz uygulandığın ileri sürüyor.

Böylece toptancı bir yaklaşımla günümüzdeki tiyatro ve tiyatrocuları “muhafazkârlara" hedef göstermiş oluyor.

Pala’nın yazısından alıntılamak ve sıcağı sıcağına değerlendirmek istediğim diğer bölüm de şöyle:

"Ben iktidar veya yönetimin tiyatroya karışmaması gerektiğinden, ideoloji ile sanatın ayrışmasından yanayım. Onun için sözünü ettiğim taraflı repertuara rağmen tiyatronun yaşaması için hep mücadele vermişimdir. Nitekim dünyanın bütün ülkelerinde artık yerel ve merkezî yönetimler tiyatrolara eşit uzaklıkta durmaktadırlar. Güdümlü bir tiyatro özgür olmaz çünkü. Bu uygulama ülkemizde de başlatılabilir. Bu hükümet tiyatroları emirle sanat icra eden memur sanatçılık düşüncesinden arındırabilir. Tiyatroları on yıllık, onbeş yıllık süreçlerde, kademeli olarak, mesela her yıl ödeneğin yüzde 10'unu kısarak, binalarını da mekânları ve kurumlarıyla birlikte içinde çalışan meslek örgütüne devredecek şekilde sivilleştirebilir. Sonra da onları özel tiyatrolar gibi destekler. Sonuçta, on yıl sonra şehirdeki bütün tiyatrolar özel tiyatrolar gibi sanat üretmeye başlar. Bu da bir rakabet ortamını doğurur. Böyle bir durumda, DT veya ŞT bünyesinde sanat üretmekte gönülsüz davrananlar dizi filmleri bırakıp üstün sahne performanslarını göstermeye başlayacaklardır. O zaman repertuar da arz-talep dengesine göre kendiliğinden oluşur, oyunlar boş salonlara oynanmaktan kurtulur, modern Türk tiyatrosu atılım yapar. Bunlar olunca da 'Muhafazakârlar tiyatrodan uzaktır!' diyenlerin haklı mı, haksız mı oldukları da, şimdi sanat diye sahnelenen oyunların çıtasının ve ratinginin nerede durduğu da kendiliğinden ortaya çıkar. Tiyatroları dönüştürecek bir Kültür Bakanı aranıyor?

(İskender Pala, "Kültür ve tiyatrolar", Zaman gazetesi, 5 Ocak 2010)

Daha bir önceki paragrafta, “Kaç oyun bu tiyatroları kuranların (AK Parti iktidarı) kutsal kabul ettikleri değerlere saygılıdır? Muhafazakâr tiyatro seyircisi acaba muhafazakar belediyenin parasıyla sahnelenen oyuna gidebilir mi? Giderse orada maddi veya manevi tacize uğramadan geri dönebilir mi? Peki de, tiyatroya bunca yatırım yapmanın teşekkürü bu mudur?” diye sorarak, tiyatroları ve tiyatrocuları açıkça, kendilerine kamu kaynaklarından bütçe ayıran “siyasal iktidara” (kendi ifadesiyle “Muhafazakâr AK Parti hükümeti ve muhafazakâr AK Parti belediyeleri”ne) nankörlük etmekle suçlayan İskender Pala, şimdi de ne diyor: “Ben iktidar veya yönetimin tiyatroya karışmaması gerektiğinden, ideoloji ile sanatın ayrışmasından yanayım (...) Güdümlü bir tiyatro özgür olmaz çünkü”.

Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu. Gel de İskender Pala'nın “Ben iktidar veya yönetimin tiyatroya karışmaması gerektiğinden, ideoloji ile sanatın ayrışmasından yanayım” sözünü inandırıcı ve samimi bul!

Tabii, İskender Pala’nın “Tiyatroları dönüştürmekte” herhalde pasif kaldığını düşündüğü Ertuğrul Günay’ın yerine getirilmek üzere, "Tiyatroları dönüştürecek bir Kültür Bakanı aranıyor?" diyerek ilanda bulunması da ayrıca son derece manidar.

Tiyatromuzu, tiyatrocularımızı, Devlet Tiyatroları ile İstanbul Şehir Tiyatroları’nı haksız bir şekilde eleştiren, hedef gösteren bu son derece vahim yazıyla ilgili görüş ve değerlendirmelerimi yeri geldikçe Tiyatro Fanzini okurlarıyla paylaşmaya devam edeceğim.



6 Ocak 2010
Kurtuluş


Yukarıdan aşağıya tarih sırasıyla, ilgili tüm yazılar

İskender Pala
5 Ocak 2010 / Zaman gazetesi

Kemal Kocatürk
7 Ocak 2010 / Tiyatro Dünyası


Yaşam Kaya
İskender Pala O Kadar da Haksız Sayılmaz

8 Ocak 2010 / Tiyatronline


Salih Dündar Müftüoğlu(İst. DT Seçilmiş Sanatçı Temsilcisi)
"Sayın Pala... Yolunuz açık ola"
8 Ocak 2010 / Tiyatro... Tiyatro... Dergisi internet sitesi



Can Doğan
10 Ocak 2010 / Tiyatrom.com

İhsan Ata
İskender Pala ve Ayrımcılık Üzerine
10 Ocak 2010 / Tiyatro... Tiyatro... Dergisi internet sitesi

Ertuğrul Timur
10 Ocak 2010 / Tiyatrom.com

Arif Akkaya
10 Ocak 2010 / Tiyatro... Tiyatro... Dergisi internet sitesi


Hülya Karakaş
11 Ocak 2010 / Tiyatro Dünyası


Hülya Karakaş
11 Ocak 2010 / Tiyatro Dünyası

İŞTİSAN - İstanbul Şehir Tiyatrosu Sanatçıları Derneği
11 Ocak 2010 / Tiyatro... Tiyatro... Dergisi internet sitesi

Şakir Gürzumar
11 Ocak 2010 / Tiyatro Fanzini