27 Ocak 2010

Sahnede sigara yasağı


anlamadan, dinlemeden, düşünmeden, tartmadan celallenip bir kaşık suda fırtına koparmaya gerek olmayan yasaktır. ingiltere ve iskoçya gibi ülkelerde de geçerlidir ve uygulanmaktadır. ingiltere'de de sahnede sigara içilmesi kanunla yasaklanmıştır. ancak sanatsal olarak "çok haklı ve makul bir gerekçesi varsa", kullanımı olmazsa olmaz bir gereklilikse esneklik gösteriliyor. iskoçya'da ise istisnasız sahnede sigara tümden yasaklanmış durumda. bu konuda guardian gazetesinde daha birkaç hafta önce çok enteresan bir yazı çıkmıştı. meseleyi anlamak, üzerinde serinkanlı bir yaklaşımla düşünmek için bu yazıya bir göz atmak yararlı olacaktır zannımca.

medyanın tiyatrocu diye bize yutturmaya çalıştığı bazı aklıevveller, "ona bakarsanız sahnede oyun gereği cinayet de işleniyor, bu nedenle oyuncuyu cezalandırmak mı gerekir" vb inciler yumurtlayarak bu yasağın saçma olduğunu anlatmaya çalışıyorlar, lafı gediğine koyduklarını sanarak birtakım acayip örnekler veriyorlar akıllarısıra. iyi ama sahnede gerçekten cinayet işlenmiyor ki, -mış, -miş gibi yapılıyor akıllım. oysa sigara gerçek ve sigara gerçekten içiliyor. ayrıca konunun dramatik etki açısından çok değişik teknik boyutları da var, yani senin anlayacağın mesele hiç de o kadar basit değil.

24 Ocak 2010

Feridun Çetinkaya Ekşi Sözlük’te “mütebaki” nick’iyle yazdı: “Muhsin Ertuğrul Sahnesi” ve Taraf gazetesi yazarı Alper Görmüş’ün “Yerine cami yapılacak diye yıkıma karşı çıkmışlardı” çarpıtmasına, dezenformasyonuna yanıt

Feridun Çetinkaya, "mütebaki" nick'iyle (takma adıyla) Ekşi Sözlük'te de yazıyor


(Ekşi Sözlük'te format gereği büyük harf kullanılmıyor. Ekşi Sözlük'ten yaptığımız aşağıdaki alıntıların özgün biçimine sadık kalınmıştır.)

muhsin ertuğrul sahnesi

tiyatronun kara kaşı kara gözü hatırına değil, kongre vadisi projesi adı verilen rant ve çevre katliamı (betonlaşma) projesine peşkeş çekilmek üzere yıkılıp yok edilmiştir.

unutulmasın ki, içinde müstakil harbiye muhsin ertuğrul sahnesi'nin de bulunduğu alan anıtlar kurulu'nca sit alanı olarak belirlenmiş olmasına rağmen, sit alanı ilan edilmiş bu bölgedeki yıkım ve inşaat çalışmalarına, hazine müsteşarlığı'nın kongre vadisi projesi'nin 2009 yılı ekim ayında istanbul'da yapılacak 6-7 ekim 2009 imf-dünya bankası istanbul kongresi'ne, imf guvernörler toplantısına yetiştirilmesini istemesi üzerine başlanmıştı.

22 Ocak 2010

Devlet Tiyatroları logolu duyuru ve tanıtım panoları amacı dışında kullanılıyor




(Fotoğraf: Hilmi Bulunmaz)


T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı'na bağlı Devlet Tiyatroları'nın
"silindir" olarak tabir edilen duyuru ve tanıtım panolarının bazıları uzun bir süredir amacına aykırı bir şekilde, ticari markaların reklam alanı olarak kullanılıyor.

Tiyatrocu Hilmi Bulunmaz, sahibi olduğu Tiyatro Oyun dergisi internet sitesinde Ağustos 2009'dan bu yana, İstanbul Devlet Tiyatrosu (DT) tabelalı ve logolu
duyuru ve tanıtım panolarının amacına aykırı bir şekilde kullanıldığını belgeleyen çeşitli fotoğraflar ve video haberler yayımlıyor.

20 Ocak 2010

Nedim Saban, genel sanat yönetmenliğini Ayşenil Şamlıoğlu’nun yaptığı İstanbul Şehir Tiyatroları ile yöneticilerini Muhsin Ertuğrul'u öldürmekle ve seyirciye kurşun sıkmakla suçluyor


İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni Ayşenil Şamlıoğlu


Nedim Saban, "tiyatromuzun karanlık günleri" konu başlığı ve “Değerli Tiyatrocu Dostum, Tiyatrosever Arkadaşım, Türk Tiyatrosu'nun karanlık günleriyle ilgili olarak Medyafaresi.com ve nedimsaban.blogspot.com'daki yazımı üzülerek paylaşıyorum” notuyla Tiyatro Fanzini’ne de gönderdiği, “Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu’nun açılışında Muhsin Ertuğrul’u öldürdüler! Nasıl mı?” başlıklı yazısında, genel sanat yönetmenliğini Ayşenil Şamlıoğlu'nun yaptığı İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları'nı hedef alan son derece ağır iddia ve suçlamalarda bulunuyor.

19 Ocak 2010

"Kutsal bilgi kaynağı" Ekşi Sözlük’te Muhsin Ertuğrul Sahnesi için neler dediler?

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları'na bağlı Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi ve yıkılıp yeniden yapılması hakkında Ekşi Sözlük yazarları bakın neler söylüyor. Okumak için lütfen aşağıdaki linkleri tıklayınız:

Muhsin Ertuğrul Sahnesi
Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin Yıkılması

Tiyatro Fanzini / 19 Ocak 2010

17 Ocak 2010

Orhan Alkaya’nın deyişiyle “Kongre Vadisi’ne iliştirilen” yeni Muhsin Ertuğrul Sahnesi halkın katılımına kapalı, kendin çal kendin oyna bir devlet töreniyle açıldı


Bugün 16 Ocak 2010.

2008 yılı Nisan ayında Kongre Vadisi projesi adı verilen rant ve çevre katliamı (betonlaşma) projesinin hayata geçirilebilmesi uğruna, çevresindeki doğal dokuyla, yeşil alanlar ve ağaçlarla birlikte yıkılıp yok edilen müstakil Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nin yerine yapılan, Kongre Vadisi kompleksine "iliştirilmiş" yeni Muhsin Ertuğrul Sahnesi, bugün Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın da katıldığı, siyasi bir şova, bir iktidar şovuna dönüştürülen resmi bir devlet töreniyle açıldı.

6 Ocak 2010

İstanbul Belediye Başkanı Kadir Topbaş'ın danışmanlarından Prof. Dr. İskender Pala, AK Parti'nin tiyatroya yönelik ajandasıyla ilgili baklayı nihayet ağzından çıkardı


"Kültür ve tiyatrolar" başlıklı yazısında, haklı olarak, tiyatroda torpilden yakınan İskender Pala, AK Parti'ye yakınlığıyla tanınan, AK Partili siyasilerle yakın ilişkiler içinde olan bir isim. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür A.Ş.'nin sitesinden alıntıladığımız, 2007 Şubat ayına ait bu fotoğrafın altında ayrıca şöyle bir resim altı yazısı bulunuyor: "İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları, Başkan Kadir Topbaş’ın Kültür-Sanat Danışmanı Prof. Dr. İskender Pala’nın yazdığı Leyla İle Mecnun adlı eserden yola çıkarak, Ali Taygun’un rejisi, Yalçın Tura’nın müzikleri ve 80 kişilik oyuncu kadrosuyla dev bir müzikal ortaya çıkardı. ‘Leyla ile Mecnun - Aşkın Gizli Tarihi...’ müzikalinin galası, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, İBB. Kültür A.Ş. Genel Müdürü Nevzat Bayhan ile çok sayıda sanatçının katılımıyla Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde gerçekleşti." (Kaynak: İBB Kültür A.Ş. internet sitesi)


Bir dönem İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür İşleri Daire Başkanı olarak görev yapan ve AK Partili İstanbul Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ın kültür işleri danışmanları arasında da yer alan, Zaman gazetesi yazarı Prof. Dr. İskender Pala, 5 Ocak 2010 günü, köşesinde, "Kültür ve tiyatrolar" başlıklı bir yazı yayımladı.

İskender Pala'nın bol “muhafazakâr” vurgulu bu yazısı, AK Parti'nin 7 yıllık iktidarı döneminde tiyatro ve tiyatroculara yönelik "yıkıcı" uygulamalarının ardındaki kafa yapısı hakkında olduğu kadar, AK Parti'nin tiyatro ve tiyatroculara yönelik bildik "muhafaza/kâr" bakış açısı, planları ve politikaları hakkında da önemli ipuçları veriyor.

Pala’nın yukarıda tümüne aktif link verdiğim yazısındaki şu görüşler özellikle dikkat çekici. (Yaptığım alıntılarda vahim ve mesnetsiz bulduğumuz bazı ifadeleri “bold” yazım özelliğiyle ben vurguladım. FÇ)

“(...) İstanbul'da AK Parti'nin son iki iktidar döneminde, Cumhuriyet'in tiyatroya kazandırdığı salonlardan daha fazla salonu İBB kazandırdı. Muhsin Ertuğrul sahnesi veya AKM yenileneceği zaman "Yıktırmayız!" diye çığlık atanlar bunu görmedi mi dersiniz? Peki sıkıntı neredeydi?

İmkânınız varsa DT ve ŞT'nin repertuarını inceleyiniz. Bunca sahnede acaba kaç yerli oyun vardır? Bu oyunlardan kaçı kendi geleneksel tiyatrosundan beslenmiştir? Kaç oyun bu tiyatroları kuranların (AK Parti iktidarı) kutsal kabul ettikleri değerlere saygılıdır? Muhafazakâr tiyatro seyircisi acaba muhafazakar belediyenin parasıyla sahnelenen oyuna gidebilir mi? Giderse orada maddi veya manevi tacize uğramadan geri dönebilir mi? Peki de, tiyatroya bunca yatırım yapmanın teşekkürü bu mudur? Bakın çevrenize!.. Dünyanın burjuvazi geleneği yerleşmiş iki ülkesi hariç ödenekli tiyatro kalmamıştır. Devlet eliyle maaşlı sanatçılara tiyatro yaptırma âdetinin son güçlü örneği de Sovyetler Birliği ile birlikte çöktü. Ama Türkiye'de hâlâ devletten maaş alarak sanat icra eden veya adı bankamatik sanatçısına çıkmış insanlar var. Şehrin merkezî yerine kümelenmiş olan tiyatrolarda icra-yı sanat ederler, ama varoşlarda (Avcılar'da, Pendik'te, Tuzla'da vb.) kurulan sahnelere gitmek istemezler. Varsa yoksa Harbiye-İstiklal Caddesi arasında dönen bir hayat. Sanatı halka yaymak onlar için yalnızca bir slogandır.

(İskender Pala, "Kültür ve tiyatrolar", Zaman gazetesi, 5 Ocak 2010) 

İskender Pala, AK Parti propagandası yapmanın ötesine geçemeyen, “Tiyatroda parayı veren düdüğü çalar, düdüğü çalmalı: Tiyatro da, tiyatrocular da parayı verenin düdüğünü çalmalı” sığlığını aşamayan yazısındaki bu görüş ve ifadeleriyle, bir yanıyla AK Parti’nin ve AK Parti tabanının da tiyatroya, tiyatroculara karşı “önyargılı” ve “olumsuz” bakışını bir kez daha somut biçimde ortaya koymuş oluyor.

Bir kere, İskender Pala, Devlet Tiyatroları ile İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları'nı “AK Parti iktidarı”nın kurduğunu ima ederek büyük bir yanlış, büyük bir gaf yapıyor.

Eminim kendisi de şunu çok iyi biliyordur ki; Devlet Tiyatroları da İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları da "Cumhuriyet"in kurduğu tiyatrolardır.

Şayet İskender Pala'nın ileri sürdüğü gibi, tiyatroların sahneledikleri oyunlarda, kurucularının "kutsal kabul ettikleri değerlere" saygılı olması anlamına gelebilecek bir çeşit ahde vefa ilkesinden söz edilecekse (ki böyle bir “ilke”, böyle bir “şart”, daha doğrusu “müdahale” tiyatronun da, sanatın da özüne aykırıdır), Devlet Tiyatroları ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’nın sahneledikleri oyunlarda, olsa olsa ancak, kurucusu olan “Cumhuriyet”in kutsal saydığı değerlere saygılı olmasını beklemek gerekir (“AK Parti iktidarının kutsal saydığı değerlere" değil).

Devlet Tiyatroları da, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları da “Cumhuriyet”in ilke ve değerlerine saygılı, “Cumhuriyet”in kazanımları ve ilkelerinin savunucusu tiyatrolardır. (Bu tiyatroları “AK Parti iktidarı” kurmadığına göre, bu tiyatroların kurucusu “AK Parti iktidarı” olmadığına göre İskender Pala'nın bu konudaki eleştirisinin haksızlığı ve yersizliği açık değil mi?)

Sonra, İskender Pala, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının, yani halkın ödediği vergilerden sağlanan kamu bütçesini “Muhafazakâr belediyenin parası” diye niteleyerek bir başka vahim gaf daha yapıyor.

Belediye başkanlığını muhafazakâr bir partinin adayı kazanınca o belediyeyi “Muhafazakâr belediye”, o belediyenin yönettiği kamu bütçesini “Muhafazakâr belediyenin parası” sayıp, kabul edip, bu “Muhafazakâr belediye"nin her türlü "muhafazakâr" icraatını haklı, doğru varsayıp boyun eğmek mi gerekiyor? Böyle bir kural ya da yasa mı var?

Muhafazakâr da olsa, demokrat ve ilerici de olsa siyasal iktidarların ve belediyelerin sanata ve tiyatroya sağladıkları ekonomik kaynaklar kimsenin babasının malı değildir, “Muhafazakâr belediyenin parası” ya da herhangi bir başka siyasi görüş ya da grubun parası değildir, kamu hizmetleri için ayrılmış kamu kaynaklarıdır.

İskender Pala yazısının yukarıya aktardığımız bu bölümünde bir de çok ağır ve vahim bir suçlamada bulunuyor: “Muhafazakâr tiyatro seyircisi” diye tiyatro ve sanat dışı, tümüyle siyasi ve ideolojik bir kategori icat eden Pala, günümüzdeki tiyatrolarda, muhafazakâr tiyatro seyircisine maddi veya manevi taciz uygulandığın ileri sürüyor.

Böylece toptancı bir yaklaşımla günümüzdeki tiyatro ve tiyatrocuları “muhafazkârlara" hedef göstermiş oluyor.

Pala’nın yazısından alıntılamak ve sıcağı sıcağına değerlendirmek istediğim diğer bölüm de şöyle:

"Ben iktidar veya yönetimin tiyatroya karışmaması gerektiğinden, ideoloji ile sanatın ayrışmasından yanayım. Onun için sözünü ettiğim taraflı repertuara rağmen tiyatronun yaşaması için hep mücadele vermişimdir. Nitekim dünyanın bütün ülkelerinde artık yerel ve merkezî yönetimler tiyatrolara eşit uzaklıkta durmaktadırlar. Güdümlü bir tiyatro özgür olmaz çünkü. Bu uygulama ülkemizde de başlatılabilir. Bu hükümet tiyatroları emirle sanat icra eden memur sanatçılık düşüncesinden arındırabilir. Tiyatroları on yıllık, onbeş yıllık süreçlerde, kademeli olarak, mesela her yıl ödeneğin yüzde 10'unu kısarak, binalarını da mekânları ve kurumlarıyla birlikte içinde çalışan meslek örgütüne devredecek şekilde sivilleştirebilir. Sonra da onları özel tiyatrolar gibi destekler. Sonuçta, on yıl sonra şehirdeki bütün tiyatrolar özel tiyatrolar gibi sanat üretmeye başlar. Bu da bir rakabet ortamını doğurur. Böyle bir durumda, DT veya ŞT bünyesinde sanat üretmekte gönülsüz davrananlar dizi filmleri bırakıp üstün sahne performanslarını göstermeye başlayacaklardır. O zaman repertuar da arz-talep dengesine göre kendiliğinden oluşur, oyunlar boş salonlara oynanmaktan kurtulur, modern Türk tiyatrosu atılım yapar. Bunlar olunca da 'Muhafazakârlar tiyatrodan uzaktır!' diyenlerin haklı mı, haksız mı oldukları da, şimdi sanat diye sahnelenen oyunların çıtasının ve ratinginin nerede durduğu da kendiliğinden ortaya çıkar. Tiyatroları dönüştürecek bir Kültür Bakanı aranıyor?

(İskender Pala, "Kültür ve tiyatrolar", Zaman gazetesi, 5 Ocak 2010)

Daha bir önceki paragrafta, “Kaç oyun bu tiyatroları kuranların (AK Parti iktidarı) kutsal kabul ettikleri değerlere saygılıdır? Muhafazakâr tiyatro seyircisi acaba muhafazakar belediyenin parasıyla sahnelenen oyuna gidebilir mi? Giderse orada maddi veya manevi tacize uğramadan geri dönebilir mi? Peki de, tiyatroya bunca yatırım yapmanın teşekkürü bu mudur?” diye sorarak, tiyatroları ve tiyatrocuları açıkça, kendilerine kamu kaynaklarından bütçe ayıran “siyasal iktidara” (kendi ifadesiyle “Muhafazakâr AK Parti hükümeti ve muhafazakâr AK Parti belediyeleri”ne) nankörlük etmekle suçlayan İskender Pala, şimdi de ne diyor: “Ben iktidar veya yönetimin tiyatroya karışmaması gerektiğinden, ideoloji ile sanatın ayrışmasından yanayım (...) Güdümlü bir tiyatro özgür olmaz çünkü”.

Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu. Gel de İskender Pala'nın “Ben iktidar veya yönetimin tiyatroya karışmaması gerektiğinden, ideoloji ile sanatın ayrışmasından yanayım” sözünü inandırıcı ve samimi bul!

Tabii, İskender Pala’nın “Tiyatroları dönüştürmekte” herhalde pasif kaldığını düşündüğü Ertuğrul Günay’ın yerine getirilmek üzere, "Tiyatroları dönüştürecek bir Kültür Bakanı aranıyor?" diyerek ilanda bulunması da ayrıca son derece manidar.

Tiyatromuzu, tiyatrocularımızı, Devlet Tiyatroları ile İstanbul Şehir Tiyatroları’nı haksız bir şekilde eleştiren, hedef gösteren bu son derece vahim yazıyla ilgili görüş ve değerlendirmelerimi yeri geldikçe Tiyatro Fanzini okurlarıyla paylaşmaya devam edeceğim.



6 Ocak 2010
Kurtuluş


Yukarıdan aşağıya tarih sırasıyla, ilgili tüm yazılar

İskender Pala
5 Ocak 2010 / Zaman gazetesi

Kemal Kocatürk
7 Ocak 2010 / Tiyatro Dünyası


Yaşam Kaya
İskender Pala O Kadar da Haksız Sayılmaz

8 Ocak 2010 / Tiyatronline


Salih Dündar Müftüoğlu(İst. DT Seçilmiş Sanatçı Temsilcisi)
"Sayın Pala... Yolunuz açık ola"
8 Ocak 2010 / Tiyatro... Tiyatro... Dergisi internet sitesi



Can Doğan
10 Ocak 2010 / Tiyatrom.com

İhsan Ata
İskender Pala ve Ayrımcılık Üzerine
10 Ocak 2010 / Tiyatro... Tiyatro... Dergisi internet sitesi

Ertuğrul Timur
10 Ocak 2010 / Tiyatrom.com

Arif Akkaya
10 Ocak 2010 / Tiyatro... Tiyatro... Dergisi internet sitesi


Hülya Karakaş
11 Ocak 2010 / Tiyatro Dünyası


Hülya Karakaş
11 Ocak 2010 / Tiyatro Dünyası

İŞTİSAN - İstanbul Şehir Tiyatrosu Sanatçıları Derneği
11 Ocak 2010 / Tiyatro... Tiyatro... Dergisi internet sitesi

Şakir Gürzumar
11 Ocak 2010 / Tiyatro Fanzini



3 Ocak 2010

Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin bir an önce açılması için sürdürdüğümüz fikri takip sonuç verdi: Açılışın gecikmesi ve yeni açılış tarihine ilişkin talep ettiğimiz resmi açıklama nihayet yapıldı





İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş'ın 2 Ocak 2010 günü yaptığı açıklamalara ilişkin "ntvmsnbc" haber sitesinde yer alan habere göre:

"Muhsin Ertuğrul sahnesi açılıyor"


"İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, Muhsin Ertuğrul Sahnesi yapımına İstanbul Kongre Merkezi binası ile başlandığını anımsatarak, tiyatro binasının tamamlanmasının teknik donanım nedeniyle geciktiğini dile getirdi.

"'Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu, Türkiye'de teknolojik olarak bütün birimleriyle tamamlanmış bir tiyatro sahnesi olarak hizmet verecek' diyen Topbaş, 18 Ocakta oyunların sahnelenmeye başlayacağını, ayrıca Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın da katılmasını umdukları bir törenle de açılışını gerçekleştirmeyi planladıklarını anlattı.

"Muhsin Ertuğrul Sahnesi yıkılıp yeniden yapılırken birtakım tartışma ve tepkilerin yaşandığını da anımsatan Topbaş, 'Çok ciddi baskılar yaptılar. Biz doğru bildiğimize inandığımız için buna karar verdik ve gerçekten bu kararlılığımızı gösterdik' dedi.
 
"Ortaya çıkan eserin de doğru yaptıklarının bir göstergesi olduğunu vurgulayan Topbaş, o dönemde sanatçıların samimi duygularını istismar eden siyasilerin var olduğunu dile getirdi.

"Tiyatro sezonunun açılışında tiyatrocularla bir yemekte bir araya geldiğini ve orada da serzenişlerin olduğunu anımsatan Topbaş, 'Biz bu kadar samimi düşünüyoruz, bu kadar adım atıyoruz, bu kadar iş yapıyoruz, niyetlerimiz bu, bizi niye anlayamıyorlar diye düşündüm. Niye anlamak istemiyorlar? Hep sanat birilerine ait midir? Birileri mi çok daha iyi bildiğini zanneder? Başkaları bunu göremez mi? Nasıl ötekileşiyoruz diye buna hayıflandım' diye konuştu.
        
"Tepebaşı'ndaki TRT binası olarak da geçen alanda kültür merkezi yapma konusu üzerinde olduklarını  anımsatan Topbaş, orada geçmişte var olan dram tiyatrosunu da kurmak istediklerini söyledi.
        
"Sanata karşı olan veya sanattan anlamayan bir insanın bunları yapmayacağını dile getiren Topbaş, şöyle devam etti:
        
"Kırgın değilim. Yanlış yaptıklarını görebilmelerini düşünüyorum. Mutluyum, çünkü bir sonuç ortaya çıkarttık, bir netice aldık. Haklılığımız ortaya çıktı. Doğruluğumuz, samimiyetimiz ortaya çıktı. Biz dedik ki bunu 1 yıl içinde tamamlayacağız ve bunu gerçekleştirmenin mutluluğunu yaşıyorum.''

(Kaynak:ntvmsnbc internet sitesi, 2 Ocak 2010 "Muhsin Ertuğrul Sahnesi Açılıyor"; Konuyla ilgili Anadolu Ajansı haberi, 2 Ocak 2010, Muhsin Ertuğrul Perdelerini Açıyor)



Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin yılan hikâyesine dönen açılışıyla ilgili Tiyatro Fanzini'nde yayımlanan Feridun Çetinkaya imzalı yazılar (Tarih sırasıyla)



1 Ocak 2010

Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay da "Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’ni 'Bu yıl bitmeden, 2010 yılına geçmeden' hizmete açacağız" sözünü tutamadı





Hatırlanacağı üzere, Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, 24 Kasım 2009 günü, bundan bir buçuk ay önce, Küçükçekmece “Cennet Kültür Sanat Merkezi”nde yaptığı konuşmada, yaklaşık 2 yıldır inşaatı süren İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları (İBBŞT) Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi'ni “Bu yıl bitmeden, 2010 yılına geçmeden” hizmete açacakları vaadinde bulunmuştu. Bakan Günay'ın bu vaadini Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’ni “Bu yıl bitmeden, 2010 yılına geçmeden” hizmete açacağız diyen Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay sözünü tutacak mı? başlıklı yazımda belgeleriyle ayrıntılı bir şekilde değerlendirmiştim.

Bugün 1 Ocak 2010. Yani "Bu yıl bitmeden"le kastedilen 2009 yılı bitti. 2010 yılına geçtik.

Ama ne yazık ki İBBŞT Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi hâlâ açılamadı.

Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi'ni "2009 bitmeden, 2010'a geçmeden" açma vaadinin, sözünün gereğini yerine getiremedi. Bakan Günay, bu sözünün, bu vaadinin gereğini yerine getiremediği gibi, bu konuda kamuoyuna ve özellikle de bundan bir buçuk ay önce Küçükçekmece “Cennet Kültür Sanat Merkezi”nde yaptığı konuşmada Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin “Bu yıl bitmeden, 2010 yılına geçmeden” yapılacak açılışına davet ettiği tiyatroseverlere, hiçbir açıklama yapma gereği duymadı.

Bir tiyatrosever olarak bundan büyük bir üzüntü duydum. Çünkü böylece Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin açılış tarihi konusunda bir kere daha başa, belirsizliğe döndük.

Bu notu yazdığım ve yayımladığım 1 Ocak 2010 tarihi ve 14:19 saati itibariyle Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin "yeni açılış tarihi" konusunda yapılmış bir tek resmi açıklama da yok ortada.

Siyasi iktidarlar ve onların tiyatro alanındaki yandaşları ve uzantıları şunu iyi bilmelidir; Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi sahipsiz değildir.

Tiyatroseverler olarak bizler, Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin daha fazla zaman yitirilmeden, "bir an önce" açılması için, Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin tiyatromuzun, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları'nın kullanımına bir an önce yeniden tahsis edilmesi için, bu konudaki fikri takibimizi, konuyla ilgili yakın takibimizi aynı kararlılıkla sürdüreceğiz.

Feridun Çetinkaya
1 Ocak 2010
Kurtuluş

İftiracı, linççi ve sansürcü tiyatro yayıncısının pişkini, "Bahar temizliği" yapar kış günü...



İftiracı ve sansürcü 
Tiyatro... Tiyatro... Dergisi'nin 
baş destekçileri Lemi Bilgin ve Ayşenil Şamlıoğlu'na 
Demirkanlı'nın bulaştırdığı kara leke bir "Bahar temizliği"yle alınlarından silinebilir mi?

(DT genel müdürü Lemi Bilgin ile İBŞT genel sanat yönetmeni Orhan Alkaya tarafından, skandalları teşhir eden Büktel ve Bulunmaz'a saldırması ve skandalları örtbas etmesi için, dergi adı altında yayınladığı "şeye" reklam adı altında sadaka verilerek suni yemle yaşatılan) besleme sapık
(Resim altı yazısı coskunbuktel.com'dan aynen alınmıştır. Bkz. Burak Caney Sayfası)


Tiyatro yazarı ve eleştirmeni Coşkun Büktel’i Nazi faşizminin simgesi gamalı haçlı bir kompozisyon içinde resmeden bu "ilkel ve iğrenç" iftira fotomontajını Tiyatro... Tiyatro... Dergisi'nin bir numaralı yöneticisi Mustafa Demirkanlı imal etmiş ve Tiyatro... Tiyatro... Dergisi internet sitesinin anasayfasında günlerce yayımlamıştı.

Birkaç hafta önce arka arkaya yayımladığım, Türkiye Tiyatroları Güç Birliği Girişimi falan değil, basbayağı "Türkiye Tiyatroları Suç Birliği Girişimi" ve İftira ve linç imzacısı Üstün Akmenin başkanlık ettiği Tiyatro Eleştirmenleri Birliği’nden ikiyüzlülük ve arsızlık şahikası bir bildiri başlıklı yazılarımda Mustafa Demirkanlı'nın imal ettiği bu "ilkel ve iğrenç" iftira fotomontajının vahametine dikkat çekmeye çalışmıştım.

Okurlar Tiyatro... Tiyatro... Dergisi'nin faili olduğu bu iftira fotomontajının orijinalini, yayımlandığı Tiyatro... Tiyatro... Dergisi internet sitesi sayfasında bizzat kendi gözleriyle görsünler, Demirkanlı'nın imza attığı bu çiğliğe kendi gözleriyle şahitlik edebilsinler diye, bu iftira fotomontajının orijinal kaynağına da link vermiştim.

Tiyatro yazarı Coşkun Büktel ile tiyatrocu Hilmi Bulunmaz'ı açıkça hedef alan ve hedef gösteren iftira ve linç kampanyasının tertipçisi, Burak Caney takma adlı tiyatro ve insanlık düşmanı internet sapığının baş destekçisi ve dava arkadaşı (belki de bizzat kendisi), “ilkel ve iğrenç" olmayı şiar edinmiş Tiyatro... Tiyatro... Dergisi'nin bir numaralı yöneticisi Mustafa Demirkanlı, imal edip Tiyatro... Tiyatro... Dergisi internet sitesinin anasayfasında günlece yayımladığı bu "ilkel ve iğrenç" iftira fotomontajıyla (karikatür desen karikatür değil, mizahi eleştiri desen mizahi eleştiri değil, eleştiri desen eleştiri değil, bu "ilkel ve iğrenç" iftira fotomontajıyla) ne diyordu?

Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Lemi Bilgin


Devlet Tiyatroları (DT) Genel Müdürü Lemi Bilgin ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları (İBBŞT) Genel Sanat Yönetmeni Ayşenil Şamlıoğlu gibi ödenekli kamu tiyatroları yöneticileri ve tiyatro iktidarları tarafından (Türkiye tiyatrosundaki çürüme ve yozlaşma gerçeğini manipüle etmek, gerektiğinde tiyatroyla ilgili gerçekleri çarpıtacak ve yönlendirecek şekilde dezenformasyon üretmek, Türkiye tiyatrosu ve tiyatro iktidarlarının icraatları ve uygulamalarıyla ilgili tarihsel gerçeklerin tiyatro tarihine, tiyatro iktidarlarının işine geldiği biçimde yanlı ve yanlış aktarılmasını sağlayacak birtakım sahte belgeler düzenlemek, kısacası bir çeşit düzmece "resmi tarih" oluşturmak amacıyla kullanılmak üzere) el altında bir "yandaş tiyatro medyası" bulunsun anlayışıyla, yıllardır ödenekli kamu tiyatrolarının reklam bütçeleriyle fütursuzca ve sorumsuzca beslenen ve desteklenen Mustafa Demirkanlı'nın Tiyatro... Tiyatro... Dergisi, bu "ilkellik ve iğrençlik" abidesi iftira fotomontajını yayımlayarak şunu demeye getiriyordu: "Burada resmini, Nazi faşizminin simgesi gamalı haçla yan yana koyarak fotomontajladığımız tiyatro yazarı ve eleştirmeni Coşkun Büktel bir Nazi faşistidir."

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni
Ayşenil Şamlıoğlu

İstanbul Şehir Tiyatroları tarafından sahnelenmiş ve yaklaşık 20 yıl önce Devlet Tiyatroları repertuarına alınmış olan Theope adlı tiyatro oyununun ve yine İstanbul Şehir Tiyatroları repertuarına dahil edilmiş Shakespeare'siz Herifler adlı tiyatro oyununun yazarı Coşkun Büktel'i; "Eleştiren Oyunlar" adıyla yayımlanmış kısa oyunlar antolojisindeki oyunların (o antolojide yer alan ve bu yıl İstanbul Devlet Tiyatrosu  Müdürü ve DT'nin halihazırdaki en önemli ve en itibarlı yönetmeni diyebileceğimiz Şakir Gürzumar'ın rejisiyle İstanbul DT tarafından sahnelenmek üzere provalarına başlanmış olan savaş karşıtı, antimilitarist "Ölüleri Gömün" adlı oyunun) çevirmeni Coşkun Büktel'i; Türk Tiyatrosundan İnsan Manzaraları ve Yönetmen Tiyatrosuna Karşı adlı eleştiri-inceleme kitaplarıyla Türkiye tiyatrosu tarihi içindeki yerini almış olan, önemi ve değeri tartışılmaz tiyatro yazarı ve eleştirmeni Coşkun Büktel'i, açıkça bir Nazi faşisti olmakla suçluyordu Mustafa Demirkanlı.

Yazdığı kanıtlı ispatlı, nesnel eleştiri yazılarıyla Türkiye tiyatrosundaki çürümeyi ve yozlaşmayı, Türkiye tiyatrosundaki insan malzemesinin kalitesizliğini ve yetersizliğini çok açık ve net bir şekilde ve mutlaka isim vererek belgelediği için, bu gerçeği "Açıkça, mertçe, Türkçe" ortaya koyduğu için, "tiyatro esnafı" tarafından, kuyruk acısıyla kin beslenerek, yıllardır "aforoz" edilmiş olan Coşkun Büktel'i; Türkiye tiyatrosunun en önemli muhalif ismi, dürüstlük ve demokratlık timsali, gerçek tiyatrocu Coşkun Büktel'i, açıkça bir Nazi faşisti olmakla suçluyordu Mustafa Demirkanlı.

Suçlasın tabii, herkes suçlanabilir. Yeter ki kanıt ve belge gösterilsin, belgelerin orijinal sayfalarına link verilebilsin. Peki Demirkanlı Büktel’e yönelik faşist suçlaması için, belge gösteriyor, link veriyor muydu? Hayır! Yalnızca fotomontaj yaparak iftira atmayı, hakaret etmeyi yeterli buluyordu? Ve bu iftiracı tutum, Ayşenil Şamlıoğlu ve Lemi Bilgin tarafından beğeniliyor olmalıydı ki, Demirkanlı İBBŞT ve DT reklamlarıyla destekleniyor, halkın parasıyla “besleniyordu”. 

Demirkanlı bu fotomontajıyla alenen, yayın yoluyla bir iftira ve hakaret suçu işlemiş oluyordu.

Üstelik hangi yayın yoluyla?

18 yıldır Devlet Tiyatroları ve Şehir Tiyatroları gibi ödenekli kamu kuruluşlarının reklam bütçeleriyle, yani halkın ödediği vergilerle, halkın parasıyla desteklenen, beslenen bir yayın yoluyla: Tiyatro... Tiyatro... Dergisi yoluyla.

DT Genel Müdürü Lemi Bilgin ve İBBŞT Genel Sanat Yönetmeni Ayşenil Şamlıoğlu gibi ödenekli kamu tiyatroları yöneticileri tarafından reklam bütçeleriyle, yani halkın ödediği vergilerle, halkın parasıyla düzenli olarak beslenen ve desteklenen bir yayın olan Tiyatro... Tiyatro... Dergisi yoluyla.

Bu tabii ki Türkiye tiyatrosu için son derece vahim ve yüz karası bir durum. 

Birkaç gün önce Coşkun Büktel de, kişisel internet sitesi www.coskunbuktel.com'da bu iftira fotomontajını teşhir etmek için nal kadar bir suretini koyup, bu resmin vahameti ve bu resmin nasıl okunması gerektiği üzerine şu manidar satırları yazmıştı:
"Demirkanlı ve Timur gibi linççi vandalların kendi sitelerinde yayınlayıp da, sonradan konjonktür değiştiğinde, kedi pisliğini örtbas eder gibi gözden kaybettiği suç belgelerini göz önüne koyarak toplumsal hafızayı sürekli diri tutmayı görev sayıyoruz

27 Aralık 2009

Arşiv:

Bir Demirkanlı klasiği



(DT genel müdürü Lemi Bilgin ile İBŞT genel sanat yönetmeni Orhan Alkaya tarafından, skandalları teşhir eden Büktel ve Bulunmaz'a saldırması ve skandalları örtbas etmesi için, dergi adı altında yayınladığı "şeye" reklam adı altında sadaka verilerek suni yemle yaşatılan) besleme sapık


Düzinelerce yalan
ı somut biçimde belgelenmiş, linç patronu Mustafa Demirkanlı'yla aynı havayı solumak insanın ciğerlerine ve değerlerine son derece zararlıdır.

Demirkanlı'yla iş birliği etmek, "iki kere iki dört gibi somut biçimde belgelenmiş de olsa yalan ve iftiranın bence hiçbir sakıncası yok, ben de Demirkanlı kadar alçağım" demektir;

tiyatro sanatı hakkında en küçük bir fikri bulunmayan Demirkanlı'nın koyduğu tiyatro ödülünü almaya tenezzül etmek, göğsüne gazoz kapağından daha değersiz, üstelik de paslı ve çalıntı bir madalya takarak kendini ve onurunu maskara etmek ve tiyatro sanatını soysuzlaştırmak demektir;

Demirkanlı'nın dergisini reklamla beslemek ise, tiyatro tarihimizin (besleyenler lehine ve hakikat aleyhine) yanlış yazılmasını teşvik ederek, tiyatroya ve halka ihanet etmek demektir.

Demirkanlı'nın, Hilmi Bulunmaz tarafından teşhir edilmiş, diğerlerine oranla daha az bilinen zincirleme yalan ve iftiralarından farklı bir "öbek" okumak için, lütfen...
Tıklayınız


***

Tiyatro... Tiyatro... Dergisi internet sitesine Aralık ayının son günlerinde, 24 saati aşkın bir süre boyunca ulaşılamadığını, bağlanılamadığını görünce, bunu pek hayra yormadım. Coşkun Büktel'e şöyle dedim: "Tiyatro... Tiyatro... Dergisi internet sitesi arşivinde yine 'Bahar temizliği' yapılıyor olmalı. Teknik sorun nedeniyle kapalı, ulaşılamıyor görüntüsünün arkasından, Demirkanlı'nın iftiracı, linççi ve sansürcü, kirli tiyatro yayıncılığının belgesi niteliğindeki bazı suç kanıtlarının Tiyatro... Tiyatro... Dergisi arşivinden silindiğini, kaldırıldığını görürsen sakın şaşırma".

Böyle düşündüm, çünkü iftiracı, linççi ve sansürcü, kirli tiyatro yayıncılarının akıllarına estikçe, mevsim ayırt etmeksizin böyle muayyen "bahar temizlikleri"ne giriştiklerini pek çok kez görmüştük. Altına imza attıkları çeşitli yayınlara ilişkin belge ve arşivlerde bir süre sonra tahrifat yaptıklarına; faili oldukları iftira, hakaret, linç ve sansür faaliyetlerinin belgelerini, yani kirli yayıncılıklarının yüzkarası kanıt ve delillerini, yazdıktan, yayımladıktan bir süre sonra kendilerinin bile arkasında duramayacak kadar utandıkları çeşitli yazı ve haberlerini, tıpkı kedinin pisliğini örtbas etmesi gibi, silip yok etmeyi alışkanlık haline getirdiklerine pek çok kez tanık olmuştuk.

Kirli tiyatro yayıncılarının kirli faaliyetlerinin belgelerini, kanıt ve delillerini, kedinin pisliğini örtbas etmesi gibi nasıl silip yok ettiklerine ilişkin en iyi örneklerden birini, www.tiyatrom.com internet sitesinin sahibi ve editörü A. Ertuğrul Timur vermişti. Timur, pıtırak gibi art arda açtığı (ve bugün tıklandığında sadece, "Maalesef fasistler.blogspot.com adresindeki blog kaldırıldı", "Maalesef aradığınız blog mevcut değil" türünden ibarelerle karşılaşılan) "Faşistler.blogspot.com" ve "Kanalizasyondan.blogspot.com" gibi iftira ve küfür sitelerinde, akla hayale gelmeyecek ilkellik ve iğrençlikte iftira ve hakaret yayınları yaptıktan sonra, bu sitelerin utanç vesikası içeriğini, arşivini bir sabah ansızın, yine benzer bir "Bahar temizliği"yle silip yok etmişti.

Tiyatro... Tiyatro... Dergisi internet sitesi yeniden yayına başlayınca bir de ne görelim: Tam isabet. Bingo. Tam da tahmin ettiğimiz gibi, Mustafa Demirkanlı, işi gücü bırakmış, kara kışın ortasında yine "Bahar temizliği"ne girişmiş.

Ne sihirdir ne keramet, hooop, el çabukluğu marifet: Yukarıda görmüş olduğunuz "ilkel ve iğrenç" iftira fotomontajının yer aldığı sayfanın (önbellek kaydını aşağıdaki ekran fotoğrafıyla belgelediğimiz üzere daha üç beş gün öncesine kadar, en azından 23 Aralık 2009 gününe kadar, dağ gibi yerinde duran, daha önceki yazımda link verdiğim orijinal Tiyatro... Tiyatro... Dergisi internet sitesi sayfasının) yerinde yeller esiyor. Bu sayfanın makine gibi tıkır tıkır çalışan linki, http://www.tiyatrodergisi.com.tr/detay.php?hng=714, ne hikmetse birdenbire çalışmaz hale gelmiş. Yukarıda görmüş olduğunuz, Mustafa Demirkanlı'nın imal ettiği "ilkel ve iğrenç" iftira fotomontajı ve bulunduğu şu sayfa, iyi saatte olsunlara karışmış. Tiyatro... Tiyatro... Dergisi internet sitesi arşivinden yok olmuş, sırra kadem basmış.



Tiyatro... Tiyatro... Dergisi internet sitesindeki http://www.tiyatrodergisi.com.tr/detay.php?hng=714 adresine bundan üç beş gün önce tıklandığında yukarıda Google önbellek kaydını görmüş olduğunuz bu iftira sayfası çıkıyordu karşımıza. Aynı http://www.tiyatrodergisi.com.tr/detay.php?hng=714 internet adresi linkine Demirkanlı'nın "Bahar temizliği"nin ardından tıklandığında ise artık aşağıda ekran fotoğrafını da gördüğünüz gibi "Seçtiğiniz kayıt numarası hatalı. Kayıt yok" biçiminde bir uyarıyla karşılaşıyoruz.


Faili olduğu gamalı haçlı "ilkel ve iğrenç" iftira fotomontajının sık sık gündeme getirilmesinden rahatsızlık duyduğu anlaşılan Mustafa Demirkanlı, demek yaptığından utanmış olmalı ki, Tiyatro... Tiyatro... Dergisi'nin alnına sürdüğü bu kara lekeyi (Tiyatro... Tiyatro... Dergisi'ni herhangi bir şekilde destekleyen herkese de bulaştırdığı bu kara lekeyi) sanki silebilecekmiş gibi, bizzat kendisinin imal ettiği ve yayınladığı bu "ilkel ve iğrenç" iftira fotomontajını sitesinden silmiş, sitesinin arşivinden kaldırmış.  

Ne güzel! Elbette bu da bir şey. Bir numaralı yöneticisi olduğu Tiyatro... Tiyatro... Dergisi internet sitesinde bana alenen "ırkçı" diye iftirası atılmasına çanak tutup, yardım ve yataklık edip, sonra da hakkımda ileri sürülen iftiraya karşı gönderdiğim tekzip yazımı da yayımlamayarak sansürleyen Demirkanlı için özeleştiri yolunda atılmış küçük de olsa bir adım. Demek ki Demirkanlı geç de olsa yaptığının yanlış ve çirkin olduğunu anlamış. İmal ettiği "ilkel ve iğrenç" iftira fotomontajından utanmış. Bu utanç vesikasını Tiyatro... Tiyatro... Dergisi internet sitesinin arşivinden çıkarmış. 

Ne diyelim?

Darısı bu "ilkel ve iğrenç", bu bayağı iftira fotomontajının faili Mustafa Demirkanlı'nın Tiyatro... Tiyatro... Dergisi'ni hâlâ Devlet Tiyatroları reklam bütçelerini peşkeş çekerek beslemeye, desteklemeye ısrarla devam eden DT Genel Müdürü Lemi Bilgin'in başına.

Darısı 7 yıllık Genel Müdürlük dönemi içinde Devlet Tiyatroları'nı "Ensesine vur, Taksim Sahnesi'ni al", "Ensesine vur, AKM Büyük Salon sahnesini al", "Ensesine vur, AKM Oda Tiyatrosu sahnesini al", "Ensesine vur, Aziz Nesin Sahnesi'ni al", "Ensesine vur, reklam silindirlerini al, reklam panolarını kullan" itibarsızlığıyla malul hale getiren, Devlet Tiyatroları'nı gecekonduya çeviren DT Genel Müdürü Lemi Bilgin'in başına.

Darısı Tiyatro... Tiyatro... Dergisi'ni halkın paralarıyla sorumsuzca desteklemeyi sürdürerek, bir anlamda hakikatten, doğrudan, iyiden, kaliteli tiyatrodan yana değil, böylesine vandalca, böylesine "ilkel ve iğrenç" bir iftira fotomontajı yayımlayacak kadar bayağılaşabilen ve sorumsuzca yayınlar yapan, iftiracı, linççi ve sansürcü bir tiyatro yayınından ve onun yerlerde süründüğü açıkça görülen seviyesinden yana olduğunu gösteren DT Genel Müdürü Lemi Bilgin'in başına.

Darısı, İBBŞT Genel Sanat Yönetmeni Ayşenil Şamlıoğlu'nun başına: Demirkanlı'nın imal edip günlerce Tiyatro... Tiyatro... Dergisi internet sitesinde yayımladığı, tiyatro yazarı ve eleştirmeni Coşkun Büktel'i hedef alan "ilkel ve iğrenç" iftira fotomontajı tiyatroyla ilgili internet sitelerinde boy boy teşhir edilirken, İstanbul Şehir Tiyatroları'na bağlı Kağıthane Sadabad Sahnesi'ni "Tiyatro... Tiyatro... Dergisi Tiyatro Ödülleri Töreni" için Mustafa Demirkanlı'nın hizmetine tahsis ederek (Coşkun Büktel gibi bir tiyatro yazarını Nazi faşizminin simgesi gamalı haçla resmeden) Demirkanlı'yı, hakkındaki eleştirilere nazire yaparcasına, "taltif eden", bir bakıma Demirkanlı'yı imza attığı bu fotomontaj bayalığı vesilesiyle "ödüllendiren" İBBŞT Genel Sanat Yönetmeni Ayşenil Şamlıoğlu'nun başına.

Dilerim DT Genel Müdürü Lemi Bilgin ve İBBŞT Genel Sanat Yönetmeni Ayşenil Şamlıoğlu, yaptığı kirli yayıncılıktan utanıp kendi imal ettiği "ilkel ve iğrenç" iftira fotomontajını, kedinin pisliğini örtbas etmesi gibi Tiyatro... Tiyatro... Dergisi arşivinden silip yok etmeye çalışan, yaptığının utanılacak bir şey olduğunu geç de olsa idrak etmiş olan Demirkanlı'nın ibretlik halinden feyzalsınlar.

Dilerim DT Genel Müdürü Lemi Bilgin ve İBBŞT Genel Sanat Yönetmeni Ayşenil Şamlıoğlu, Demirkanlı'dan çok Demirkanlıcı olmaktan derhal vazeçsinler. Faili Demirkanlı'nın bile kurtulmaya baktığı, utancından ne yapacağını, nereye saklayacağını bilemediği bu "ilkel ve iğrenç" iftira fotomontajını, halkın ödediği vergileri peşkeş çekerek desteklemeyi, sahiplenmeyi bıraksınlar. Coşkun Büktel gibi dürüst ve değerli bir tiyatro yazarı ve eleştirmenini böylesine bayağı bir üslupla hedef alan, böylesine "ilkel ve iğrenç" bir iftira fotomontajıyla karalamaya çalışan bir yayıncıyı ve onun iftiracı ve sansürcü dergisini, halkın ödediği vergileri peşkeş çekerek desteklemenin vahametini ve bunun tarih önünde kendilerine yüklediği sorumluluğu bir an önce kavrasınlar.

İftiracı, linççi ve sansürcü tiyatro yayıncısının pişkini, "Bahar temizliği" yapar kış günü. Tiyatro yöneticisinin pişkini ise, Theope yazarını (iyiyi, doğruyu, yeteneği) desteklemek yerine aforoz ederken, düşkün ve pişkin yayıncıları (linci, iftirayı, sansürü, yeteneksizlik ve cehaleti) aforoz etmek yerine reklam vererek destekler.

 

Feridun Çetinkaya
1 Ocak 2010
Kurtuluş