25 Kasım 2009

Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Lemi Bilgin istifa etmelidir





Bugün Öğretmenler Günü.
Fedakâr, cefakâr ve emektar öğretmenlerimize
şükran duygularımız ve saygılarımızla...


Bundan sonra muhatabım Mustafa Demirkanlı ya da Ömer Faruk Kurhan değil, en başta Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Lemi Bilgin olmak üzere, "ilkellik ve iğrençliğe" prim vererek tiyatromuzu itibarsızlaştıran tiyatro iktidarları ve yöneticileridir...


Türkiye tiyatrosunda çürüme ve yozlaşmanın simgesi haline gelmiş Tiyatro... Tiyatro... Dergisi'nin internet sitesinde, Ömer Faruk Kurhan imzasıyla “Feridun Çetinkaya’nın Irkçılığın Avukatlığına Soyunması Neyi İma Ediyor?” başlıklı iğrenç ve kirli bir iftira yazısı yayımlanmıştı. 

Bu iftira yazısına karşı yanıt hakkımı kullanmak üzere kaleme aldığım ve yayımlanması talebiyle Tiyatro... Tiyatro... Dergisi Yayın Yönetmeni ve Yazıişleri Müdürü Mustafa Demirkanlı'ya gönderdiğim,  "Ömer F. Kurhan’ın Nedim Saban’ı bahane ederek Feridun Çetinkaya’ya yönelttiği ırkçılık iftirasını bizzat Nedim Saban yalanlıyor" başlıklı tekzip yazım da, sahibi olduğu yayının sayfalarından şahsıma fütursuzca iftira edilmesine, hakaret edilmesine sonsuz "özgürlük" tanıyan Mustafa Demirkanlı tarafından yayımlanmamış, sansür edilmişti.

Arthur Miller'ın "Cadı Kazanı" oyununu akla getiren iftira ve linç kampanyalarıyla bir tür "Cadı Kazanı" kaynatıp tiyatro ortamında terör estirerek Türkiye Tiyatrolar Çiğliği (Türkiye Tiyatrolar Birliği) ve Türkiye Linçsever Tiyatrolar Kurultayı (Türkiye Tiyatrolar Kurultayı) ile Tiyatro Yalancıları Birliği-TİYAB (Tiyatro Yayıncıları Birliği) tabelaları altında tiyatromuzun iliğine kemiğine sirayet etme derdindeki iftira ve linç çetelerinin ipliğini pazara çıkaran kanıtlı belgeli, nesnel eleştiri yazılarıma karşı doğru dürüst, adam gibi bir yanıt verememenin çaresizliğiyle bana önce alenen iftira edip ardından da işi iyice eşkıyalığa vurarak iftiraları karşısında kendimi savunma ve yanıt hakkımı da açıkça gasp eden Mustafa Demirkanlı ile Ömer Faruk Kurhan, böylece Tiyatro... Tiyatro... Dergisi'nin "ilkel ve iğrenç olmaya devam ettiğini" bir kere daha cümle aleme göstermiş oldular.

Hatırlanacağı üzere Mustafa Demirkanlı, bundan 7 yıl önce, bizzat kendi ifadesiyle, "Biz, Tiyatro... Tiyatro... Dergisi olarak, 'ilkel ve iğrenç' olmaya devam ediyoruz” diyerek, bu derginin "ilkel ve iğrenç" olmayı ilke edindiğini sağır sultanın bile duyacağı kadar açık bir dil ve üslupla itiraf, beyan ve ilan etmişti. (Bkz. “Mustafa Demirkanlı ‘ilkel ve iğrenç’ olmaya devam ediyor!”)

Demirkanlı ve Kurhan,
kendilerine karşı tiyatroyu ve hakikati savunmak üzere kaleme aldığım kanıtlı belgeli, nesnel eleştiri yazılarıma karşı verecek doğru dürüst, adam gibi bir yanıt bulamamanın çaresizliğiyle, iftira, küfür, hakaret ve sansür diye ayrımcılık yapmadan her türlü kirli yol ve yöntemi mubah sayarak işi artık o denli aleni bir "ilkellik ve iğrençlik" boyutuna vardırdılar ki, onların bu insanlık dışı ve tiyatro karşıtı tutum ve davranışlarını teşhir etmek için ayrıca yeni bir belge veya kanıt göstermeye de, yeni bir açıklama veya yorum yapmaya da gerek kalmadı.

Burak Caney takma adlı tiyatro ve insanlık düşmanı internet sapığına verdikleri açık destekle gırtlaklarına kadar battıkları ve debelendikçe her gün biraz daha da derinlerine gömüldükleri pislik içinde Burak Caney sapığının çöpçatanlığıyla evrilerek bugün geldikleri nokta göz önünde bulundurulduğunda, Mustafa Demirkanlı ile Ömer Faruk Kurhan'ın bırakın tiyatroculuklarını, insanlıklarından bile şüphe duyulmasını gerektiren "ilkel ve iğrenç" faaliyetleri üzerine bundan sonra yapılabilecek her türlü yorum ve değerlendirme onların kendilerini ifşa ve ifade etme gücü karşısında bu "aşamadan" sonra artık kifayetsiz kalacaktır.

İşte bu nedenle, Demirkanlı ve Kurhan'ın  "Ömer F. Kurhan’ın Nedim Saban’ı bahane ederek Feridun Çetinkaya’ya yönelttiği ırkçılık iftirasını bizzat Nedim Saban yalanlıyor" başlıklı tekzip yazımı sansürlediklerini arsızca ilan ettikleri ortak açıklamasını söz konusu yazımın altına eklemeyi yeterli görmüştüm. Okurların Tiyatro... Tiyatro... Dergisi'nin ilkelliğine ve iğrençliğine, Türkiye tiyatrosu içinde bir güç odağı haline gelmeye çalışan iftira, tehdit ve sansür çetesinin yarattığı iftira ve linç terörüne bizzat ilk elden, dolaysız ve yorumsuz olarak tanıklık etmelerini yeterli bulmuştum.

Zira, tiyatro ortamında bir tür alternatif "hukuk" icat etme, fetva veren bir tür aşiret ve şeriat mahkemesi oluşturma, bir çeşit "Ali kıran baş kesen"lik taslama özlemi içinde olduğu görülen Ömer F. Kurhan; şahsıma yönelik iftiralarını hakaretlerle sıvayarak tekrarladığı ve sansürcülüğünü de cümle aleme ilan ettiği, “Irkçılığın Avukatlığına Soyunan Feridun Çetinkaya’nın Kullanım Ömrü Çabuk Bitti” başlıklı yazısında, hakkında atıp tuttuğu ve güya yanıt vermeye çalıştığı benim "Ömer F. Kurhan’ın Nedim Saban’ı bahane ederek Feridun Çetinkaya’ya yönelttiği ırkçılık iftirasını bizzat Nedim Saban yalanlıyor" başlıklı tekzip yazımın adını bile anma cesareti gösterememişti. Sansürlenmesine çanak tuttuğu tekzip yazımın başlığını bile okurlardan gizleme ihtiyacı hissederek, bırakın yazılarımın içeriğini, yazılarımın başlıkları karşısında dahi çaresiz kaldığını açıkça itiraf etmişti. Ben de o konuyu orada, öylece kapatmış, değerlendirmeyi okurlara bırakmıştım.

Ne var ki Ömer Faruk Kurhan, dün, 23 Kasım 2009 günü, "Aziz Nesin’in Başına Gelen Azizlikler" başlıklı yeni bir yazı yayımladı. Bir önceki yazısında benim "kullanım ömrümün çabuk bittiğini" iddia eden Ömer Faruk Kurhan, Mustafa Demirkanlı'nın "ilkel ve iğrenç" olmayı ilke olarak benimsemiş dergisinde bu sefer de, "kullanım ömrümün bittiği" şeklindeki bizzat kendi iddiasını yalanlarcasına, bana "parazit" diye sataşmaktan, küfretmekten kendisini yine alamamış. Mustafa Demirkanlı, "ilkel ve iğrenç" olmayı ilke olarak benimsemiş dergisinin internetteki anasayfasından bana bu sefer de "parazit" diye hakaret edilmesine yardım ve yataklık etmekte sakınca görmemiş.  

Hem bana çamur atıp hem de tekzip yazımı sansürleyen Demirkanlı ile Kurhan'ın hızlarını alamayıp "parazit" diye küfretmeyi sürdürmeleri gösteriyor ki; Kurhan ne kadar "Kullanım ömrümün çabuk bittiğini" söylese de, benim her daim haksızlığa uğrayan azınlığın yanında durarak tiyatro ortamındaki çürümüşlüğü, kirlenmeyi ve liyakatsizliği teşhir ettiğim, Türkiye tiyatrosunda "Cadı Kazanı" kaynatan, "Cadı Avı" başlatan iftira, linç ve sansür çetelerine karşı verdiğim haklı mücadelenin ürünü, her biri birer ders niteliğindeki yazılarımın Kurhan ve Demirkanlı üzerinde yarattığı travmanın etkileri sonsuza dek sürecektir.

(Bu arada yeri gelmişken, Kurhan'ın "Aziz Nesin’in Başına Gelen Azizlikler" başlıklı yeni yazısını anmışken
, bu vesilesiyle bir de düzeltme/güncelleme yapayım. Bana ve yazılarıma karşı yanıt verememenin çaresizliğiyle manipülasyon ve demagojiye başvurarak, Nedim Saban'ı bahane edip "ırkçılık gibi en ciddi insanlık suçlarından birini bile sulandırarak" açıkça şahsıma yönelik iğrenç bir iftira atmış dahi olsa, "Sezar'ın hakkı Sezar'a" diyerek, Ömer Faruk Kurhan'ın hakkını teslim etme sorumluluğumun gereğini yerine getirmiş olayım.

Tiyatro Fanzini'nde 17 Kasım 2009 günü yayımladığım, “Türkiye Tiyatrolar Birliği değil ‘Türkiye Tiyatrolar Çiğliği’: Türkiye Tiyatro Kurultayı değil ‘Türkiye Linçsever Tiyatrolar Kurultayı’” başlıklı yazımda, Ömer Faruk Kurhan'ın gerek sahnetozu adlı e-posta grubunda Genco Erkal'ın kaleme aldığı "Birtakım Azizlikler" adlı oyun üzerine yapılan bir tartışma çerçevesinde gönderdiği mesajlarda, gerekse Kurhan'ın aynı konuyu ele aldığı ve Tiyatrom.com adlı internet sitesinde yayımladığı "Bir Takım Azizlikler Kimin?" başlıklı yazısında "birtakım" sözcüğünü sürekli olarak "bir takım" biçiminde ayrı yazdığına, "birtakım" sözcüğünü "bir kerecik bile doğru yazamadığına" dikkat çekmiştim. Kurhan'ın Genco Erkal tarafından kitap olarak da yayımlanan "Birtakım Azizlikler" adlı oyununun adını yazarken dahi bu sözcüğü "Bir takım" diye yazmakta ısrar ettiğinin altını çizmiştim. Ayrıca, yine Tiyatrom.com internet sitesinde yayımlanan "Saban-Özinel Polemiği ve Yine Irkçılık" başlıklı yazısının altına da 2009 yılında olmamıza rağmen 2010 diye tarih atan Kurhan'ı bu tür dikkatsizlikleri konusunda nazikçe uyarmıştım.

Her ne kadar Ömer Faruk Kurhan bana hâlâ "parazit" falan diye küfrediyor olursa olsun, hakkaniyet anlayışım ve fikri takip ilkem gereği, bu konuda bir güncelleme, bir düzeltme yapmak zorundayım: Ömer Faruk Kurhan, yine Tiyatro... Tiyatro... Dergisi internet sitesinde yayımlanan "Aziz Nesin’in Başına Gelen Azizlikler" başlıklı son yazısında, bu sefer "birtakım" sözcüğünü hiç sektirmeden, her defasında doğru yazmayı becermiş.

Bu da gösteriyor ki, Kurhan aslında çabuk öğrenebiliyor, aslında güzel konuşma ve yazmaya istidadı var. Bugüne kadar "birtakım" yazmayı bile öğrenememiş olması demek ki onun kabahati değilmiş. Demek ki isteyince oluyormuş. Belli ki Kurhan'a yıllarca eğitim ve öğrenim gördüğü Galatasaray Lisesi ile Boğaziçi Üniversitesi Felsefe Bölümü'ndeki hocaları yeterli gelmemiş. Ona benim gibi ömür boyu unutmayacağı dersler verecek bir hoca gerekiyormuş. Galatasaray Lisesi ile Boğaziçi Üniversitesi Felsefe Bölümü'ndeki hocalarının 10-12 senede öğretemediklerini, Kurhan benim bir yazımla hemen kavradı, hemen öğrendi. Hatta öğrendiklerini birkaç günde cümle içinde kullanmayı bile becerdi.

Tabii ne olursa olsun ders, hoca, öğretmen yine de bir yere kadar işe yarıyor. İnsan, Ömer Faruk Kurhan gibi fikir tartışması yapmak yerine acz içinde işi kestirmeden sağa sola tehditler savurarak "Cadı Kazanı" kaynatmaya, etrafa "kusmuk", "parazit" diye salya sümük saldırmaya vardırınca, hem kendisinde insanlara "özgürce" iftira etme hakkı bulup hem de iftirası suratına çarpıldığında sansürden medet umacak denli omurgasız bir karaktere sahip olunca, bırakın tiyatroyu, eğitimi, hiçbir şeyin ama hiçbir şeyin kıymeti ve önemi kalmıyor. "Ben sana 'tiyatrocu olamazsın' demedim..." deyişini Tiyatro Fanzini'nin en tepesine boşuna koymadım ve orada boşuna tutmuyorum...)

İşte bütün bu manzaraya bakınca, bu saatten sonra beni artık ne Ömer Faruk Kurhan ne de Mustafa Demirkanlı ilgilendiriyor. Bundan sonra bütün bu konularda; Tiyatro... Tiyatro... Dergisi gibi "ilkellik ve iğrençliğe devam etmeyi" şiar edinmiş,
tiyatro ortamını manipüle etmeyi, terörize etmeyi yayıncılık anlayışı olarak benimsemiş ve sadece tiyatrodan nemalanmayı amaçlayan bir tiyatro dergisine, bir iftira ve linç yayınına arka çıkarak bu "kirli yayın"ı ve bu "kirli yayıncılığı" yıllardır Devlet Tiyatroları reklam bütçeleriyle desteklemekte, halkın parasıyla beslemekte sakınca görmeyen, doğru dürüst okuru olmadığı halde bu dergiyi ayakta tutmaya çalışarak finanse eden Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Lemi Bilgin tek muhatabım olacaktır.


Eski İstanbul DT Müdürü Osman Wöber, Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Lemi Bilgin, Tiyatro... Tiyatro... Dergisi Yayın Yönetmeni ve Yazıişleri Müdürü Mustafa Demirkanlı (Soldan sağa) 

Türkiye tiyatrosunda genel sanat yönetmenliği ve genel müdürlük gibi iktidar koltuklarına oturanlar, yönettikleri ödenekli tiyatroların reklam bütçelerini 18 yıl boyunca Mustafa Demirkanlı'nın Tiyatro... Tiyatro... Dergisi'ne peşkeş çekerek, bu manipülatif dergiye "canıgönülden" destek verip çanak tuttular. Hemen hemen bütün tiyatro iktidarları, ne ihya ettikleri ne de yok olmasına izin verdikleri Tiyatro... Tiyatro... Dergisi'ni bugüne dek tadında, kıvamında, azar azar, gıdım gıdım yemleyerek, bu derginin iplerini her daim ellerinde tuttular. Çünkü her geçen gün daha fazla itibar kaybeden Türkiye tiyatrosundaki çürüme ve yozlaşma gerçeğini manipüle eden, gerçekleri çarpıtan, hakikati gizleyen Tiyatro... Tiyatro... Dergisi aracılığıyla tarihe, tarihsel gerçekleri yanlış aktaran, çarpıtan birtakım belgeler bırakmak bütün liyakatsiz ve beceriksiz tiyatro iktidarlarının bugüne dek işlerine geldi. Önümüzde duran fotoğrafta görüldüğü gibi bugün de işlerine geliyor.

Başta Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Lemi Bilgin olmak üzere, özellikle ödenekli tiyatrolarımızı yönetenler bu suçortaklığına derhal son vermeliler. Türkiye tiyatrosunun saatini, tiyatroyu sevmediğini defalarca deklare etmiş olan, sansürcü, iftiracı ve linççi, kirli tiyatro yayıncısı Mustafa Demirkanlı ile onun "ilkelliğe ve iğrençliğe devam etmeyi ilke olarak" benimsemiş Tiyatro... Tiyatro... Dergisine göre ayarlamaktan bir an önce vazgeçmeliler. Yönettikleri ödenekli kurumların tiyatroseverlerin önüne çıkardıkları işlerin sanatsal kalite ve değer çıtasını, tiyatroyu sevmeyen ve bilmeyen Mustafa Demirkanlı'nın zekâ ve beğeni düzeyini baz alarak değil, tiyatro tutkunu gerçek tiyatro insanlarının (Örneğin Coşkun Büktel'in) birikim, zekâ ve yeteneğini baz alarak, esas alarak belirlemeliler. Devletin tiyatro yapılsın diye ayırdığı bütçe ve kadrolarla tiyatroseverlere, tiyatro seyircilerine, Mustafa Demirkanlı ve onun yalan, tahrif ve iftiralarla dolu, dezenformatif Tiyatro... Tiyatro... Dergisi gibi davranmaktan acilen vazgeçmeliler.

İşte bütün bu nedenlerle; 7 yıldır hemen hemen hiçbir ciddi muhalefetle karşılaşmadan Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü görevini yürüttüğü halde bugüne dek bu gerçekleri idrak edemeyen ve 7 yıl boyunca sergilediği yöneticilik anlayışı ve icraatlarında Mustafa Demirkanlı ve dergisinin düzeysizliğini baz alarak Devlet Tiyatroları'nı "Ensesine vur, Taksim Sahnesi'ni al; ensesine vur, AKM'sini al" itibarsızlığıyla malul hale getiren Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Lemi Bilgin istifa etmelidir.


Not: Göreve daha bu yıl başlayan İstanbul Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni Ayşenil Şamlıoğlu'na karşı da, İstanbul Devlet Tiyatrosu Müdürü Şakir Gürzumar'a karşı da herhangi bir önyargım yok.


Feridun Çetinkaya
Miladi 24 Kasım 2009 (Kurhani 24 Kasım 2020)
Kurtuluş