16 Ağustos 2009

Taraf gazetesi sansürünün belgesi



Özgürlük.- "Özgürlük!... Özgürlük!..." diye iç çekenlerin çoğuna şaşıyorum. Ne yapacaklar özgürlüğü? Ellerinde olan özgürlüğü de kullanmıyorlar. En küçük çıkarlarından geçemiyorlar, bir arkadaşı gücendirmeyi göze alamıyorlar. Bir diyecekleri varsa çevrelerine iyice bir bakmadan söyleyemiyorlar, bir işte yanıldıklarını anlamış olsalar bile bir türlü bilinemiyorlar (itiraf edemiyorlar), bunu duygularına göre düşünmekten alamıyorlar kendilerini, bir takılmaya uğradılar mı kızıyorlar da hınç bağlıyorlar karşılarındakine. Belli ki kendileri başa geçse onlar da karşınlarını (muhaliflerini) sıkı altına, baskı altına alacaklar. Nedir öyleyse istedikleri özgürlük? Başa geçmek, diledikleri gibi kazanmak, duygularına göre yaşamak, kendileri gibi söyleyemeyenleri susturmak özgürlüğü mü? Ne duruyorlar, baştakilerin suyuna gitsinler, kolayca kavuşurlar o özgürlüğe.

Özgürlük, gerçekten düşünenler için bir gereksinmedir. Gerçekten düşünen kimse de duygularının tutsağı değildir, inandığını söylerken kimseyi gücendirmekten, asılarını (menfaatlerini), çıkarlarını yitirmekten çekinmez, yaygın düşünüleri -salt çoğunluk böyle istiyor diye- denetlemeksizin taplamaz (kabul etmez), geçim kaygısıyla susmayı yeğlemez (tercih etmez), kendisi bir yalanla kandırılmak istemeyeceği gibi kimseyi de bir yalanla kandırmağa kalkmaz, doğru diye bildiğini söyler, gene yaşamda (hayatta) doğrunun gizlenmesi gerekecek durumlar olduğunu taplamaz...

(...)

(Nurullah Ataç, Günce, 1956-1957, Yapı Kredi Yayınları, 2005, s.202)


***


Taraf gazetesi Kültür Sanat servisi editörü Ferhat Uludere’nin hakkımda yargısız infaz yaparak, “Sabahattin Eyuboğlu’nun hakkı Sabahattin Eyuboğlu’na” başlıklı yazımı sansürlediği, bizzat Uludere’nin yazılı ifadesiyle belgelendi.

Ferhat Uludere, Ekşi Sözlük’te geçen “epeyce bir süre Sevin Okyay’ın asistanlığını yaptığı” bilgisinin doğru olup olmadığını sormak amacıyla kendisine gönderdiğim mesaja verdiği, aşağıda okuyabileceğiniz yanıtında, (ucu uzun bir süre asistanı olduğu Sevin Okyay’a dokunan, Okyay’ın ciddi bir gafını ortaya çıkaran)
“Sabahattin Eyuboğlu’nun hakkı Sabahattin Eyuboğlu’na” başlıklı yazımda dile getirdiğim görüşlerin haklılığını, verdiğim bilgilerin doğruluğunu teyit etmiş olmasına rağmen, hakikati ortaya koyan, okurları ve kamuoyunu bilgilendiren bu yazımın yayımlanmasını (kendi kendine gelin güvey olarak, sırf gıyabımda beni cezalandırmak, benden intikam almak için) taammüden engellediğini, yani sansürlediğini açıkça itiraf ediyor.

Uludere faili olduğu bu açık "sansür"e gerekçe olarak, benim fevri çıkışlarda bulunmuş olduğum yönündeki iddiasını gündeme getiriyor. Hakkımda yargısız infaz yapıp yazımı sansürlemiş olmakla kalmıyor, beni bir de servisindeki muhabir ve çevirmenlerine “hakaret etmekle”, “orayı basacağım” demekle, (Uludere’nin ifadesiyle) “posta koymakla” suçluyor.

Ne var ki, tümünü, noktasını virgülüne dokunmadan, tarih sırasıyla aşağıda yayımladığım yazışmamızda görüleceği üzere, beni son derece kesin ifadelerle suçlayan Ferhat Uludere, kendisini hakkımdaki iddialarının gerçekliğini, doğruluğunu kanıtlamaya davet ettiğimde, koskoca Taraf gazetesi Kültür Sanat editörü olarak, dut yemiş bülbüle döndü, sus pus olup kaldı. Birdenbire sessizliğe gömüldü.

Bir başka deyişle, hakkımdaki suçlamalarını (iftiralarını) ispatlamaya çağırdığım 7 Ağustos tarihli son mesajıma bugüne kadar herhangi bir şekilde yanıt veremeyerek,
sükûtuyla, sözünün arkasında duramadığını, yani bana iftira ettiğini açıkça ikrar etmiş oldu (Üstelik bu ispat davetini konuyla uzaktan yakından ilgili olduklarını düşündüğüm, Taraf gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ahmet Altan, Yazıişleri Müdürü Yıldıray Oğur, Taraf gazetesi yazarları Alper Görmüş, Zeki Coşkun, Rasim Ozan Kütahyalı, Pakize Barışta, Sibel Oral, NTV Yayınları Editörü Mustafa Alp Dağıstanlı, gazeteci Ragıp Duran ile Coşkun Büktel, Hilmi Bulunmaz, Acar Burak Bengi’nin de huzurlarında ve tanıklığında yaptığım halde.)

Böylece, yalnızca Taraf gazetesi Kültür Sanat servisi editörü Ferhat Uludere’nin değil, aynı zamanda, yargısız infaz ve sansürün "belgesini" önlerine koyup kendilerinden hesap sorduğum halde, üç maymunu oynamayı tercih eden Taraf gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ahmet Altan ve Yazıişleri Müdürü Yıldıray Oğur ile (yazım vesilesiyle yaşadıklarımı, derdimi anlatabilecek bir yetkiliye ulaşabilmek ümidiyle son çare olarak kapılarına kadar gittiğimde, yazım hakkında konuşmayı, benimle yüzleşmeyi bir güvenlik sorunu sayarak, karşıma özel güvenlik görevlileri ve amirlerini diken) tüm Taraf gazetesi yetkilileri ve ilgililerinin de, üstelik yalnızca sansürcülükleri değil, aynı zamanda kendi iktidar alanlarındaki antidemokratik, faşizan karakterleri de belgelenmiş, tescillenmiş oldu. (Taraf gazetesinin zor koşullarda, cansiperâne bazı olumlu şeyler yapıyor olması, bazı olumlu yanları bulunması, ne yazık ki, bu gerçeği değiştirmiyor. Bu konudaki sorumluluklarını, hatalarını, eksikliklerini, pervasızlıklarını görmezlikten gelmemizi, hoş karşılamamızı gerektirmiyor.)

Sabahattin Eyuboğlu’nun çeviri emeğinin hakkını savunmak, bu konuda okurları ve kamuoyunu uyarmak için (bu konuya dikkat çekme duyarlılığını göstermiş 70 milyonda 1 kişi olarak) haklı ve önemli bir yazı yazdım ve bu yazımın mümkün olduğunca geniş bir okur kitlesine ulaşmasını istedim. Ama hakikat düşmanı sansürcüler yüzünden yine, kaçınılmaz olarak, ister istemez, nereden nerelere geldik...
“Sabahattin Eyuboğlu’nun hakkı Sabahattin Eyuboğlu’na” başlıklı yazıyı yazmaktaki amacım, üzüm yemekti. Bir kez daha anlaşılıyor ki, bağcıları da bir güzel pataklamadan bize üzüm müzüm yemek gerçekten harammış (Mustafa Dağıstanlı'nın kulakları çınlasın).

Kültür Sanat camiamızın ünlü ve hatırı sayılır isimlerinden Radikal gazetesi köşe yazarı Sevin Okyay’ın, çevirisini yaptığı Macbeth çizgi romanının reklamını yapayım derken imza attığı önemli bir gafı (Sevin Okyay'ın bu gafının ortaya çıkmasının üzerinden yaklaşık bir ay geçtiği halde ve üstelik köşesinde sekiz-on yeni yazı yayımladığı halde bugüne kadar kendisinin de, konuyla ilgili olarak adını verdiği tiyatro yönetmeni Müge Gürman'ın da kamuoyunu ve okurları adam yerine koyup herhangi bir açıklamada bulunma ya da düzeltme yapma gereği de duymadıkları ciddi ve önemli bir gafı) konu alan, okurları ve kamuoyunu uyaran yazımın yayımlanması, Ahmet Altan, Yıldıray Oğur, Ferhat Uludere ve
Tuğrul Eryılmaz, Cem Erciyes, Nazan Özcan gibi “ahbap çavuşçu”, “körler sağırlar birbirini ağırlar” zihniyetiyle gazetecilik yapan “Kral öldü, yaşasın yeni kral”cılar tarafından, gerçek anlamda demokrasi ve demokratlıktan zerre kadar nasiplerini almadıkları görülen birtakım vandallar tarafından engellendi, sansürlendi.

Medya ve kültür sanat çevrelerinde "hatırı sayılır" bir isim olan Sevin Okyay'ın, binlerce kişini okuduğu bir gazetede hakikati çarpıtarak, göz göre göre Sabahattin Eyuboğlu'nun çeviri emeğini, hiç ilgisi yokken, işgüzarca, tiyatro yönetmeni Müge Gürman'a mal etme hakkı ve özgürlüğü vardır(!) Hatta bu vahim hatası konusunda bilgi sahibi olduğu halde, üzerinden yaklaşık bir ay geçtiği halde, dediğim dedik çaldığım düdük misali ısrarla bu hatasını düzeltmeme cüretkârlığını da gösterebilir. Ama bu yanlışı düzeltmeye çalışan Feridun Çetinkaya'nın gerçekleri ortaya koyan, okurları ve kamuoyunu bilgilendiren yazısına sıra geldiğinde ise, hem Taraf hem de Radikal gazetesi yetkilileri hakikati, gerçeği, doğruyu okurlardan gizlemek, bu yazıyı sansürlemek için, iftira da dahil her türlü yola başvurabilir.

Taraf ve Radikal gazetesinin, üstelik kültür ve sanatla, şu veya bu şekilde, ilgili olma iddiasındaki yetkilileri, (Ferhat Uludere, Sibel Oral, Tuğrul Eryılmaz, Cem Erciyes, Nazan Özcan) gerçekleri çarpıtarak okurları yanlış bilgilendiren ve ısrarla hakikati okurlardan gizleyen ahbap çavuşları Sevin Okyay'ı korumayı, kollamayı, kayırmayı vazife bilirler. Sıra kamuoyunu ve okurları bu konudaki gerçeklerden "haber"dar etmek için çırpınan
, Sabahattin Eyuboğlu’nun çeviri emeğinin hakkını savunan Feridun Çetinkaya'ya geldiğinde ise, ucu ahbap çavuşları Okyay'a dokunan bu yazıyı kendilerine karşı da bir tehdit olarak gördüklerinden, kendilerine yapılmış bir hakaret saydıklarından olsa gerek, Feridun Çetinkaya'ya karşı her türlü iftira ile insafsızca, gaddarca ve vandalca her türlü aşağılamayı mubah sayarlar.

İşte böyle. Neye niyet, neye kısmet. Başlangıçta, Sabahattin Eyuboğlu’nun çeviri emeğinin hakkın savunmak için kaleme aldığım yazım, (Tıpkı, daha önce Birgün gazetesinin o dönemdeki Yazıişleri Müdürü Ahmet Tulgar tarafından, "Orhan Alkaya demokrat bir arkadaşımız. Onu eleştiren böyle bir yazıyı Birgün gazetesinde yayımlamam" denilerek açıkça sansürlenen “...Ama beni iktidar yapan müdahale iyidir” başlıklı yazım gibi; tıpkı Radikal2 yetkilileri Nilgün Toptaş ve Tuğrul Eryılmaz tarafından sansürlenen “Devlet Tiyatroları ölüleri gömdü mü?” başlıklı yazım gibi)
"ahbap çavuş dayanışması" ve "körler sağırlar birbirini ağırlar" zihniyeti iliğine kemiğine işlemiş, "sen ben bizim oğlan"cı Türkiye Kültür Sanat Cemaati'nin her türlü iftiracılığı, yeteneksizliği, cahilliği, dalkavukluğu, sansürcülüğü ve hakikat düşmanlığını baştacı ettiği, hatta bir tür liyakat kriteri haline getirdiği bugünlerin (Örnek, Bkz. Özdemir Nutku Skandalı), günümüz Türkiye’si kültür sanat ortamı ile kültür sanat gazeteciliğinin içler acısı haline tanıklık eden ibretlik bir belgenin ortaya çıkmasına vesile oldu.

Taraf gazetesi yargısız infazı ve sansürünü belgeleyen, Taraf gazetesi Kültür Sanat servisi editörü Ferhat Uludere ile yaptığımız (ve Ahmet Altan ve Yıldıray Oğur gibi Taraf gazetesi yetkilileri ile Alper Görmüş, Zeki Coşkun, Pakize Barışta, Rasim Ozan Kütahyalı gibi yazarlarının dikkatine ve bilgisine de sunduğum ama hepsinin de bugüne kadar görmezlikten geldikleri) yazışmayı, Tiyatro Fanzini ziyaretçilerinin ve kamuoyunun ilgisine sunuyorum. (Feridun Çetinkaya)



-------------------------------------------------------------------------------------
1. Mesaj
-------------------------------------------------------------------------------------


----- Original Message -----
From: Feridun Çetinkaya
To: Ferhat Uludere
Sent: Pazar, 2 Ağustos, 2009 9:23
Subject: Epey bir sure Sevin Okyay'ın asistanligini yapmis oldugunuz bilgisinin teyidi...


Merhaba,


Editörü olduğunuz Taraf gazetesi Kültür Sanat servisine (Macbeth çizgi romanına dikkat çekici derecede yoğun bir ilgi gösterdiğinizi, -gördüğüm kadarıyla bugün 2 Ağustos tarihli sayfanızda da yine bu kitapla ilgili bir habere önemli bir yer ayırmışsınız- bu kitaba önem verdiğinizi düşünerek ve bu nedenle benim okurları bilgilendiren, aynı zamanda haber niteliği de taşıyan yazımı da dikkate alabileceğiniz umuduyla) yayımlanması dileğiyle gönderdiğim, (ama sizin işi açıkça yokuşa sürmeniz ve dayatmacı tavrınızın ardından ancak burada linkini verdiğim kişisel blog'umda yayımlayabildiğim) "Sabahattin Eyuboğlu'nun hakkı Sabahattin Eyuboğlu'na" başlıklı yazımın ve dolayısıyla benim başına gelenleri biliyorsunuzdur, mutlaka duymuş olmalısınız (Yazımı değerlendirilmek üzere size sunacağını bana söyleyen -beni yaklaşık üç gün oyaladıktan sonra da, yazımı üçte bir kısaltmam için sadece yarım saat süre tanıyarak, aksi halde yazımı yayımlamayacağı şartını koşan- çalışma arkadaşınız Sibel Oral'ın olup bitenler konusunda sizi mutlaka bilgilendirmiş olması gerekir.)


Sadede geleyim, ben söz konusu yazımda da vaadettiğim üzere bu konuda kapsamlı bir yazı hazırlıyorum. Bu çerçevede çeşitli notlar alırken Ekşi Sözlük'te, Sevin Okyay başlığı altında sizin epey bir süre Sevin Okyay'ın asistanlığını yapmış olduğunuz bilgisini gördüm. Bu bilgiyi (sizin editörü olduğunuz Kültü Sanat servisinde yazımın ve benim başıma gelenlerin belli başlı nedenlerinden biri olarak) yazımda kullanmayı düşünüyorum. Bu nedenle, size herhangi bir şekilde haksızlık yapmış olmamak için, söz konusu bilginin teyidini sizden alma gereği duyuyorum. Sevin Okyay'ın asistanlığını yaptınız mı, yapmadınız mı?


Bu konuda beni bilgilendirirseniz sevinirim.


Bu mesajıma karşılık herhangi bir yanıt yazmasanız bile, en azından mesajımı aldığınızı, mesajımı okuduğunuzu belirten bir teyid mesajınızı bekliyorum.


(Bu arada gazeteyi telefonla aradım ancak size bir türlü ulaşamadım.)


İyi çalışmalar, iyi günler.


Feridun Çetinkaya




-------------------------------------------------------------------------------------
2. Mesaj
-------------------------------------------------------------------------------------


----- Original Message -----
From: Ferhat Uludere
To: Feridun Çetinkaya
Sent: Pazartesi, 3 Agustos, 2009 9:23
Subject:
Epey bir sure Sevin Okyay'ın asistanligini yapmis oldugunuz bilgisinin teyidi...


Selam Feridun Bey...

Öncelikle uzun yıllar tanımı abartılı olmakla birlikte uzun bir süre Sevin Okyay'ın asistanlığını yaptığım bir gerçek. Hatta daha da ötesinde birçok projede beraber çalıştık ve konservatuvar yıllarımda kendisi hocalığımı da yapmıştı.

Yazınızın akibetine gelince:

Yazınızı gazeteye yolladığınızda ben yıllık iznimin ilk günlerini yaşıyor ve şehirdışına çıkma planları yapıyordum. Bana ulaşamamanızın sebebi budur. Sibel Oral'a yolladığınız yazı aynı gün bana geldi ve okudum. Yazdıklarınızı teyit ettikten sonra yazının yayımlanmasını söyledim. Daha sonra Yazı İşleri'yle toplantısında yazınız yayımlanmak için gündeme alındı. Ama sayfanın durumuna göre yazınızın kısalması gerekiyordu ve Sibel Oral size aradı. Buraya kadar yazı yayımlanacaktı. Ama yazının yayımlanmaması dediğiniz gibi bizim sansürümüz değil sizin fevri çıkışlarınızdır.

Sibel Oral'la aranızda geçen telefon konuşmasının tüm içeriği bana aktarıldı. Hakaret, aşağılama, "orayı basarımlar"la devam edip posta koymalara uzanan konuşmanın ertesinde yazının hiçbir koşulda yayımlanmamasını ben söyledim ve bu kararımı da Yazı İşleri'ne kendim ilettim. Benim servisimdeki muhabir ve çevirmenlerime her hangi birinin posta koyulmasını kabul edemeyeceğimi belirtmeme gerek yok sanırım. Bunu yapan siz yana bir başkası olsun, yazı da dünyanın en güzel ve en sansasyonel metni olsun bu yazı yayımlanamaz. Çünkü böyle bir saygısızlığı kabul edemem.

Blog sitenize yazdığınız yazının girişinde sansürden ve size yapılanlardan bahsetmek yerine kendi yaptıklarınızı da yazsaydın daha aydınlatıcı olmaz mıydı sizce.

Üç gün sonra size dönülmesini bir oyalama taktiği olarak görmüşsünüz. Herhangi bir günlük gazetede çalıştınız mı bilmiyorum, ama bu oyalama dediğiniz şey çalışmadığınızı düşündürüyor bana. Gelen yazıları bir sıraya koymak ve takip edilen gündem içerisinde yazınızın kontrolü ve değerlendirilmesi üç günü bulmuştur. Bu da çok doğaldır ve herhangi bir oyalama yoktur. Daha önce arkadaşınız Coşkun Büktel'le de aynı konuyu konuşmuş ve ona da bir oyalama değil sadece uygun zamanı beklediğimi söylemiştim. Bu sizinle alakalı ya da sizin yazınıza dönük bir tavır değildir, ama bunu başka türlü düşünmek hoşunuza gittiği için ilk yargınız bu oldu sanırım.

Başta da söylediğim gibi yazınız yayımlanmaması bir sansür ve oyalama değil, hatta Sevin Okyay'ı kayırmak hiç değildir. Tamamen sizin agrasifliğiniz ve posta koymaya merakınızdır. Bunu da yeni yazınızın içinde belirtirseniz sevinirim...


-------------------------------------------------------------------------------------
3. Mesaj
-------------------------------------------------------------------------------------


----- Original Message -----
From: Feridun Çetinkaya
To: Ferhat Uludere
Cc: Coşkun Büktel, Ragıp Duran, Ahmet Altan, Yıldıray Oğur, Mustafa Alp Dağıstanlı, Acar Burak Bengi, Zeki Coşkun, Pakize Barışta, Tiyatro Oyun (Hilmi Bulunmaz), Rasim Ozan Kütahyalı, Sibel Oral, Alper Görmüş
Sent: Cuma, 7 Ağustos, 2009 11:56
Subject: Taraf gazetesi yargısız infazı ve sansürünün belgesi


(Bir süredir İstanbul dışında olduğumdan e-posta kutuma düzenli bakma ve size hemen yanıt yazma olanağı bulamadım. Bu yüzden mesajınızı geç yanıtlıyorum. Öncelikle bu gecikmeden dolayı özür diliyorum.)


Ferhat Bey,

Taraf gazetesi Kültür Sanat servisi editörü olarak bir yargısız infaz yapıp
Sabahattin Eyuboğlu’nun hakkı Sabahattin Eyuboğlu'na" başlıklı yazımı sansürlediğinizi itiraf ettiğiniz, bununla da kalmayıp gerçekleri çarpıtarak hakkımda açıkça iftiralarda bulunduğunuz aşağıdaki açıklamanızdan yeni yazımda söz etmekle kalmayacağım, bu açıklamanızı içeren mesajınızı bir tek kelimesin dahi dokunmadan, olduğu gibi ilgili yazıma koyacağım, bundan kesinlikle kuşkunuz olmasın.

Bu mesajınız, aynı zamanda Taraf gazetesi Kültür Sanat servisi editörü Ferhat Uludere şahsında Taraf gazetesinin antidemokratik ve faşizan tavrının ve yazıma yönelik sansürünün de belgesi niteliğindedir. Bu nedenle, yazımda yer vermemi talep ettiğiniz bu açıklamanıza sadece bu konuda hazırladığım yeni yazımda yer vermekle de kalmıyorum, sizin açıklamanızla birlikte, tarihi bir belge niteliğindeki bu yazışmamızı da hemen şimdi, kendimce konuyla doğrudan ya da dolaylı ilgili olduğunu düşündüğüm, bu “yargısız infaz” ve sansür belgesinden mutlaka haberdar olmalarını istediğim, gerekli gördüğüm kişilerin e-posta adreslerine de yönlendiriyor, bilgisine sunuyorum.

Aşağıdaki mesajınızı alana dek, yazım “sansürlendi” ya da “Ferhat Uludere yazımı sansürledi” gibi bir ifade kullanmamış, böyle bir şey yazmamıştım. Çünkü bu zamana kadar size ulaşabilmem mümkün olmamıştı. Sizin konuyla ilgili yaklaşımınızı bilmiyordum. Bu nedenle ezbere sizi “sansür” yapmakla suçlayamazdım. Dikkat ederseniz blog’umdaki yazımın sunuşunda (Bkz. http://tiyatrofanzini.blogspot.com/2009/07/sabahattin-eyuboglunun-hakk-sabahattin.html) herhangi bir şekilde sizin adınızı vermiş değilim. Şimdiye dek, Ferhat Uludere olarak size yönelik doğrudan herhangi bir iddiada ya da suçlamada da bulunmamıştım. Çünkü bu konuda adeta "beni köyün delisi" durumuna düşürmek için elinden geleni ardına koymayan gazeteniz santralindeki sekreterin işgüzarca ve can siperane engellemeleri yüzünden sizinle (ya da, yazımla ilgili değerlendirmenizi bile bana bildirmek için beni yaklaşık üç gün oyaladıktan sonra, ancak benim ısrarlı aralamalarım üzerine, son dakikada bana yazımı yayımlamak için ancak ve ancak yarım saatlik bir süre tanıyarak yazımı yaklaşık 4500 vuruştan 3000 vuruşa düşürme şartı dayattığı, aksi takdirde yazımı yayımlamayacağı şartını koştuğu için anlaşamadığımız arkadaşınız Sibel Oral dışında herhangi bir yetkiliyle) doğrudan herhangi bir iletişimimiz ol(a)mamıştı. Herhangi başka bir yetkiliye ulaşmam ısrarla engellenmişti. Bu nedenle açıkça adınızı vererek, sizi açıkça sansür yapmakla suçlamak size karşı büyük bir haksızlık olurdu. Ancak, mesajınızdaki beyanınızla teyid edildiği üzere, ucu bir dönem asistanlığını yaptığınız hocanız Sevin Okyay’a dokunan yazımın, sizin tarafınızdan, yani bizzat Taraf gazetesi Kültür Sanat servisi editörü Ferhat Uludere tarafından (özrü kabahatinden beter bir gerekçeyle, bir “yargısız infaz” yapılarak, bir çeşit cezalandırma, intikam alma bahanesiyle) sansürlendiği artık açık ve kesin bir şekilde belgelenmiş oluyor.

Mesajınızda bu açık sansürünüze kılıf uydurma telaşıyla, ev sahibini bastıran yavuz hırsız misali, hakkımda çeşitli düzmece iddialar ortaya atıp bana bir suç isnat etmeye çalıştığınız, zeytinyağı gibi üste çıkarak bir de açıkça bana iftira attığınız görülüyor. Sanki (tatilde olduğunuzu söylediğiniz halde) servisinizde görevli çalışma arkadaşınız Sibel Oral’la aramızda geçen diyaloğa canlı tanıklık etmişsiniz gibi, beni çok iddialı bir dille suçlayıp itham ederek çok ama çok vahim bir hata, hem de bana çok büyük bir kötülük yapıyorsunuz.

Yazdıklarınızdan, aramızda geçen iletişim sürecini ve bu süreçteki diyaloğumuzu Sibel Oral'ın size "tümüyle" (evet "tümüyle") yanlış ve çarpıtarak aktardığı anlaşılıyor.

Sadece arkadaşınız Sibel Oral’ın tek taraflı, yanlı ifadesiyle hareket ederek, sadece arkadaşınızın aktarımına dayanarak (yani sadece bir duyumdan yola çıkarak) benim “küfür ettiğimi”, "orayı basacağım" dediğimi, "posta koymaya" çalıştığımı iddia etmeniz, beni kesin bir dille suçlamanız, en az yazımı sansür etmiş olmanız kadar büyük bir yanlış, çok büyük bir haksızlık bir insafsızlık.

Kafanıza göre, kanıtsız ispatsız, işinize geldiği gibi beni yargılamanız (her insanın en doğal haklarından biri olan kendisini savunma hakkını bile tanımadan) gıyabımda kalem kırarak hakkımda hüküm vermeniz, (kendi kendinize gelin güvey, hakim savcı olup) beni cezalandırmak için, ilkel bir intikam duygusuyla okurları uyaran, bilgilendiren yazımı, yani sizin de doğruluğunu teyid ettiğinizi söylediğiniz hakikati sansür etmeniz, kelimenin tam anlamıyla bir “yargısız infaz”dır. Tabi aynı zamanda büyük bir gazetecilik ayıbıdır.

Hâlâ askeri darbe döneminde hazırlanmış bir anayasayla yönetilen Türkiye gibi bir ülkede bile idam cezası yıllar önce kaldırıldı. Mensubu olduğunuz Taraf gazetesi bugün adeta kelleyi koltuğa alarak Türkiye’deki yargısız infazların hesabını sormaya, sorumlularını ortaya çıkarmaya çalışıyor. İyi de yapıyor. Ama beri yandan Kültür Sanat servisi editörü Ferhat Uludere olarak siz ve dolayısıyla yine aynı Taraf gazetesi kendi yetki ve iktidar alanınızda benzer bir faşizan tavır sergilemekten çekinmiyor, benim hakkımda yargısız infaz yapmakta hiçbir sakınca görmüyorsunuz. Her türlü faşizan yöntemi meşru sayarak şahsım ve yazım hakkında “yargısız infaz” yaparak hem yazımı sansür ediyor hem de (herhalde aklınız sıra sahip olduğunuz yetkiye güvenerek) bana açıkça iftira ediyorsunuz.

Anlaşılan siz ve sizin gibiler demokrasiyi, demokratlığı ve adaleti sadece siyasal iktidarlardan ve askerlerden beklenmesi, talep edilmesi gereken, kendinizin ise uymak zorunda olmadığınız şeyler olarak görüyorsunuz. (Tıpkı en az devletlu ulu büyüklerimiz, paşalarımız kadar ulaşılamaz, iletişim kurulamaz Taraf gazetesi yetkilileri gibi. Tıpkı köşelerinde açık bir iletişim davetinde bulunarak ilan ettikleri e-posta adreslerine gönderdiğim mesajları bile okumayacak ya da okudukları halde yanıtlamayacak kadar "insan-üstüleşmiş", burnundan kıl aldırmaz Ahmet Altan ve yazıişleri müdürü Yıldıray Oğur gibi. Tıpkı Kültür Sanat servisine gönderdiğim yazımın başına gelenler üzerine konuşabileceğim, derdimi anlatabileceğim bir yetkili ya da ilgili bulmak ümidiyle santraldeki sekreti arayıp geleceğimi bildirerek, gelmemde bir sakınca olup olmadığını sorarak gittiğim Taraf gazetesinde, benimle yüzleşmekten kaçmak için, daha gazetenin kapısına bile gelmeden karşıma diktikleri Özel Güvenlik Görevlillerinin arkasına saklandıklarını bizzat yaşarak tecrübe ettiğim tüm Taraf gazetesi ilgilileri ve yetkilileri gibi.) Hepiniz, iktidarlardan, askerlerden, ondan bundan demokrasi, demokratlık, insanlık, hak hukuk bekliyor, talep ediyorsunuz (çok da iyi yapıyorsunuz). Ama sıra kendinize, kendi iktidar ve yetki alanınıza geldiğinde demokrasiyi, demokratlığı, en temel gazetecilik ilkelerini, en temel insani değerleri (haydi bunlardan geçtim insanlar arası iletişimin en temel adabını bile) herhalde insan-üstüleştiğiniz düşünerek iplemiyor, umursamıyorsunuz. Kendi iktidar alanınızda, sadece haklı ve önemli bir fikir yazısını yayımlatmak için "adeta çırpınan", sadece okurları bilgilendirmeye çalışan adı sanı ortada, kimliği açık bir insana karşı bile her türlü faşizan yöntemi, gayri insani yöntemi kullanmayı, ona bir teröristmişçesine muamele edip, karşısına Özel Güvenlik Görevlilerinizi ve Güvenlik Amirinizi dikerek her türlü aşağılamayı reva görmeyi mubah sayıyorsunuz.

Önce açıkça (uydurma bir ifadeye, doğruluğunu teyid etmediğiniz bir ifadeye dayanarak) bana duyduğunuz garezle yazımı sansürlediğinizi söylüyorunuz. Sonra, sadece arkadaşınızın tek taraflı beyanını esas alarak (herhalde sırf arkadaşınız olduğu için bu beyanın doğruluğunu yanlışlığını herhangi bir şekilde teyid etme gereği duymadan), hakkımda birtakım suçlar icat ediyor, doğrudan doğruya kanıtsız ispatsız beni suçlama, bana iftira edebilme hakkını da kendinizde bulabiliyorsunuz.

Bununla da yetinmiyor, hiç sıkılmadan bir de bana “Blog sitenize yazdığınız yazının girişinde sansürden ve size yapılanlardan bahsetmek yerine kendi yaptıklarınızı da yazsaydın daha aydınlatıcı olmaz mıydı sizce” diye kendi kafanızdan uydurduğunuz ve ancak bugün, aşağıdaki mesajınızla ortaya çıkan iftiralarınıza yazımın blog'umdaki sunuşunda yer vermemişim diye benden hesap soruyorsunuz. Bu nasıl bir aymazlık, bu nasıl bir insafsızlıktır? Demokratlıktan, gazetecilikten, ilkelerden falan geçtim, siz ne biçim insanlarsınız?

Yazım ve şahsımla ilgili böylesine insafsızca ve vicdansızca bir yargısız infazda bulunmadan önce (tıpkı benim yaptığım gibi -herhangi bir haksızlık yapmış olmayayım diye- hakkınızdaki "epey bir zaman Sevin Okyay'ın asistanlığını yapmış olduğunuz" bilgisini doğrudan size ulaşıp teyid etmeye çalıştığım gibi) sizin de arkadaşınız Sibel Oral'ın benimle ilgili suçlamaları, şikâyetleriyle ilgili bana ulaşıp bir de beni dinlemeniz gerekmez miydi? Böylesi insanca, adaletli ve doğru olmaz mıydı?

Bunu yapmak en azından bir insan ve bir editör -"gazeteci"- olarak sizin en temel göreviniz ve sorumluluğunuz da sayılmaz mıydı? (En azından, madem yazımı sansürleme gerekçeniz buydu -ve bu gerekçenizin haklılığından bu kadar emindiniz- neden bugüne kadar bir e-posta mesajıyla ya da telefon açarak bana bu gerekçeyi bildirmediniz. Bana mal etmeye çalıştığınız o çirkin davranış ve sözleri neden bu zamana kadar benim yüzüme vurmadınız, derdimi anlatacak herhangi bir yetkili bulmak ümidiyle daha gazetenizin kapısına, ayağınıza kadar geldiğim halde, benimle yüzleşip benden bunların hesabını neden sormadınız?)

Arkadaşınız Sibel Oral’ın ileri sürdüğü ve sizin de (anlaşılan seve seve) peşinen doğru varsaydığınız hakkımdaki bu dayanaksız ve insafsızca suçlamalarınızı kesinlikle reddediyorum.

Evrensel hukukun en temel ilkelerinden biri, iddia sahibinin iddiasını kanıtlamakla mükellef olduğu yönündedir.

Bu durumda siz iddia sahibi olarak, hakkımdaki suçlamalarınızı, yani benim arkadaşınız Sibel Oral’a küfür ettiğimi, ona yönelik aşağılamalarda bulunduğumu, “orayı basacağım” dediğimi ve sizin ifadenizle söylüyorum ‘posta koyduğumu” kanıtlamak zorundasınız. (Benim masumiyetimi kanıtlamak gibi bir zorunluluğum yok)

Bu kadar iddialı ifadelerle, kendinizden bu kadar emin bir şekilde beni suçlayıp, itham edebildiğinize göre, bana bu kadar sorumsuzca çamur atma hakkını kendinizde bulabildiğinze göre, elinizde bütün bu suçlamalarınızı kanıtlayabileceğiniz bir belge, örneğin Sibel Oral'la yaptığımız görüşmelerin bir “ses kaydı” olmalı...

Buyrun, eğer elinizde böyle bir belge, böyle bir ses kaydı varsa ortaya koyun, benim “küfür ettiğimi”, “orayı basacağım” dediğimi ispatlayın.

Şayet ortaya hakkımdaki iddialarınızı kanıtlayabilecek, belgeleyebilecek böyle bir ses kaydı koyamazsanız, yazıma yönelik yargısızı infaz ve sansürünüz ile hakkımdaki bütün bu iftiralarınız, sizin ve (benim bu konudaki derdimi dinlememek, benimle yüzleşmemek için karşıma özel güvenlik görevlilerini ve amirlerini dikmekten dahi çekinmeyen, yazım hakkında benimle konuşmamak için özel güvenlik görevlilerinin arkasına saklanan) tüm Taraf gazetesi yetkililerinin yalnızca sıradan birer sansürcü olmakla kalmayıp aynı zamanda sansür için en aşağılık faşizan yöntemlere, her türlü aşağılamaya, yalan dolan ve iftiraya başvurmaktan çekinmediğinin, kendi iktidar alanında (kendi çapında) bir faşizm uyguladığının ibretlik bir belgesi olarak tarihteki yerine alacaktır.

Feridun Çetinkaya