25 Kasım 2009

Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Lemi Bilgin istifa etmelidir





Bugün Öğretmenler Günü.
Fedakâr, cefakâr ve emektar öğretmenlerimize
şükran duygularımız ve saygılarımızla...


Bundan sonra muhatabım Mustafa Demirkanlı ya da Ömer Faruk Kurhan değil, en başta Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Lemi Bilgin olmak üzere, "ilkellik ve iğrençliğe" prim vererek tiyatromuzu itibarsızlaştıran tiyatro iktidarları ve yöneticileridir...


Türkiye tiyatrosunda çürüme ve yozlaşmanın simgesi haline gelmiş Tiyatro... Tiyatro... Dergisi'nin internet sitesinde, Ömer Faruk Kurhan imzasıyla “Feridun Çetinkaya’nın Irkçılığın Avukatlığına Soyunması Neyi İma Ediyor?” başlıklı iğrenç ve kirli bir iftira yazısı yayımlanmıştı. 

Bu iftira yazısına karşı yanıt hakkımı kullanmak üzere kaleme aldığım ve yayımlanması talebiyle Tiyatro... Tiyatro... Dergisi Yayın Yönetmeni ve Yazıişleri Müdürü Mustafa Demirkanlı'ya gönderdiğim,  "Ömer F. Kurhan’ın Nedim Saban’ı bahane ederek Feridun Çetinkaya’ya yönelttiği ırkçılık iftirasını bizzat Nedim Saban yalanlıyor" başlıklı tekzip yazım da, sahibi olduğu yayının sayfalarından şahsıma fütursuzca iftira edilmesine, hakaret edilmesine sonsuz "özgürlük" tanıyan Mustafa Demirkanlı tarafından yayımlanmamış, sansür edilmişti.

Arthur Miller'ın "Cadı Kazanı" oyununu akla getiren iftira ve linç kampanyalarıyla bir tür "Cadı Kazanı" kaynatıp tiyatro ortamında terör estirerek Türkiye Tiyatrolar Çiğliği (Türkiye Tiyatrolar Birliği) ve Türkiye Linçsever Tiyatrolar Kurultayı (Türkiye Tiyatrolar Kurultayı) ile Tiyatro Yalancıları Birliği-TİYAB (Tiyatro Yayıncıları Birliği) tabelaları altında tiyatromuzun iliğine kemiğine sirayet etme derdindeki iftira ve linç çetelerinin ipliğini pazara çıkaran kanıtlı belgeli, nesnel eleştiri yazılarıma karşı doğru dürüst, adam gibi bir yanıt verememenin çaresizliğiyle bana önce alenen iftira edip ardından da işi iyice eşkıyalığa vurarak iftiraları karşısında kendimi savunma ve yanıt hakkımı da açıkça gasp eden Mustafa Demirkanlı ile Ömer Faruk Kurhan, böylece Tiyatro... Tiyatro... Dergisi'nin "ilkel ve iğrenç olmaya devam ettiğini" bir kere daha cümle aleme göstermiş oldular.

Hatırlanacağı üzere Mustafa Demirkanlı, bundan 7 yıl önce, bizzat kendi ifadesiyle, "Biz, Tiyatro... Tiyatro... Dergisi olarak, 'ilkel ve iğrenç' olmaya devam ediyoruz” diyerek, bu derginin "ilkel ve iğrenç" olmayı ilke edindiğini sağır sultanın bile duyacağı kadar açık bir dil ve üslupla itiraf, beyan ve ilan etmişti. (Bkz. “Mustafa Demirkanlı ‘ilkel ve iğrenç’ olmaya devam ediyor!”)

Demirkanlı ve Kurhan,
kendilerine karşı tiyatroyu ve hakikati savunmak üzere kaleme aldığım kanıtlı belgeli, nesnel eleştiri yazılarıma karşı verecek doğru dürüst, adam gibi bir yanıt bulamamanın çaresizliğiyle, iftira, küfür, hakaret ve sansür diye ayrımcılık yapmadan her türlü kirli yol ve yöntemi mubah sayarak işi artık o denli aleni bir "ilkellik ve iğrençlik" boyutuna vardırdılar ki, onların bu insanlık dışı ve tiyatro karşıtı tutum ve davranışlarını teşhir etmek için ayrıca yeni bir belge veya kanıt göstermeye de, yeni bir açıklama veya yorum yapmaya da gerek kalmadı.

Burak Caney takma adlı tiyatro ve insanlık düşmanı internet sapığına verdikleri açık destekle gırtlaklarına kadar battıkları ve debelendikçe her gün biraz daha da derinlerine gömüldükleri pislik içinde Burak Caney sapığının çöpçatanlığıyla evrilerek bugün geldikleri nokta göz önünde bulundurulduğunda, Mustafa Demirkanlı ile Ömer Faruk Kurhan'ın bırakın tiyatroculuklarını, insanlıklarından bile şüphe duyulmasını gerektiren "ilkel ve iğrenç" faaliyetleri üzerine bundan sonra yapılabilecek her türlü yorum ve değerlendirme onların kendilerini ifşa ve ifade etme gücü karşısında bu "aşamadan" sonra artık kifayetsiz kalacaktır.

İşte bu nedenle, Demirkanlı ve Kurhan'ın  "Ömer F. Kurhan’ın Nedim Saban’ı bahane ederek Feridun Çetinkaya’ya yönelttiği ırkçılık iftirasını bizzat Nedim Saban yalanlıyor" başlıklı tekzip yazımı sansürlediklerini arsızca ilan ettikleri ortak açıklamasını söz konusu yazımın altına eklemeyi yeterli görmüştüm. Okurların Tiyatro... Tiyatro... Dergisi'nin ilkelliğine ve iğrençliğine, Türkiye tiyatrosu içinde bir güç odağı haline gelmeye çalışan iftira, tehdit ve sansür çetesinin yarattığı iftira ve linç terörüne bizzat ilk elden, dolaysız ve yorumsuz olarak tanıklık etmelerini yeterli bulmuştum.

Zira, tiyatro ortamında bir tür alternatif "hukuk" icat etme, fetva veren bir tür aşiret ve şeriat mahkemesi oluşturma, bir çeşit "Ali kıran baş kesen"lik taslama özlemi içinde olduğu görülen Ömer F. Kurhan; şahsıma yönelik iftiralarını hakaretlerle sıvayarak tekrarladığı ve sansürcülüğünü de cümle aleme ilan ettiği, “Irkçılığın Avukatlığına Soyunan Feridun Çetinkaya’nın Kullanım Ömrü Çabuk Bitti” başlıklı yazısında, hakkında atıp tuttuğu ve güya yanıt vermeye çalıştığı benim "Ömer F. Kurhan’ın Nedim Saban’ı bahane ederek Feridun Çetinkaya’ya yönelttiği ırkçılık iftirasını bizzat Nedim Saban yalanlıyor" başlıklı tekzip yazımın adını bile anma cesareti gösterememişti. Sansürlenmesine çanak tuttuğu tekzip yazımın başlığını bile okurlardan gizleme ihtiyacı hissederek, bırakın yazılarımın içeriğini, yazılarımın başlıkları karşısında dahi çaresiz kaldığını açıkça itiraf etmişti. Ben de o konuyu orada, öylece kapatmış, değerlendirmeyi okurlara bırakmıştım.

Ne var ki Ömer Faruk Kurhan, dün, 23 Kasım 2009 günü, "Aziz Nesin’in Başına Gelen Azizlikler" başlıklı yeni bir yazı yayımladı. Bir önceki yazısında benim "kullanım ömrümün çabuk bittiğini" iddia eden Ömer Faruk Kurhan, Mustafa Demirkanlı'nın "ilkel ve iğrenç" olmayı ilke olarak benimsemiş dergisinde bu sefer de, "kullanım ömrümün bittiği" şeklindeki bizzat kendi iddiasını yalanlarcasına, bana "parazit" diye sataşmaktan, küfretmekten kendisini yine alamamış. Mustafa Demirkanlı, "ilkel ve iğrenç" olmayı ilke olarak benimsemiş dergisinin internetteki anasayfasından bana bu sefer de "parazit" diye hakaret edilmesine yardım ve yataklık etmekte sakınca görmemiş.  

Hem bana çamur atıp hem de tekzip yazımı sansürleyen Demirkanlı ile Kurhan'ın hızlarını alamayıp "parazit" diye küfretmeyi sürdürmeleri gösteriyor ki; Kurhan ne kadar "Kullanım ömrümün çabuk bittiğini" söylese de, benim her daim haksızlığa uğrayan azınlığın yanında durarak tiyatro ortamındaki çürümüşlüğü, kirlenmeyi ve liyakatsizliği teşhir ettiğim, Türkiye tiyatrosunda "Cadı Kazanı" kaynatan, "Cadı Avı" başlatan iftira, linç ve sansür çetelerine karşı verdiğim haklı mücadelenin ürünü, her biri birer ders niteliğindeki yazılarımın Kurhan ve Demirkanlı üzerinde yarattığı travmanın etkileri sonsuza dek sürecektir.

(Bu arada yeri gelmişken, Kurhan'ın "Aziz Nesin’in Başına Gelen Azizlikler" başlıklı yeni yazısını anmışken
, bu vesilesiyle bir de düzeltme/güncelleme yapayım. Bana ve yazılarıma karşı yanıt verememenin çaresizliğiyle manipülasyon ve demagojiye başvurarak, Nedim Saban'ı bahane edip "ırkçılık gibi en ciddi insanlık suçlarından birini bile sulandırarak" açıkça şahsıma yönelik iğrenç bir iftira atmış dahi olsa, "Sezar'ın hakkı Sezar'a" diyerek, Ömer Faruk Kurhan'ın hakkını teslim etme sorumluluğumun gereğini yerine getirmiş olayım.

Tiyatro Fanzini'nde 17 Kasım 2009 günü yayımladığım, “Türkiye Tiyatrolar Birliği değil ‘Türkiye Tiyatrolar Çiğliği’: Türkiye Tiyatro Kurultayı değil ‘Türkiye Linçsever Tiyatrolar Kurultayı’” başlıklı yazımda, Ömer Faruk Kurhan'ın gerek sahnetozu adlı e-posta grubunda Genco Erkal'ın kaleme aldığı "Birtakım Azizlikler" adlı oyun üzerine yapılan bir tartışma çerçevesinde gönderdiği mesajlarda, gerekse Kurhan'ın aynı konuyu ele aldığı ve Tiyatrom.com adlı internet sitesinde yayımladığı "Bir Takım Azizlikler Kimin?" başlıklı yazısında "birtakım" sözcüğünü sürekli olarak "bir takım" biçiminde ayrı yazdığına, "birtakım" sözcüğünü "bir kerecik bile doğru yazamadığına" dikkat çekmiştim. Kurhan'ın Genco Erkal tarafından kitap olarak da yayımlanan "Birtakım Azizlikler" adlı oyununun adını yazarken dahi bu sözcüğü "Bir takım" diye yazmakta ısrar ettiğinin altını çizmiştim. Ayrıca, yine Tiyatrom.com internet sitesinde yayımlanan "Saban-Özinel Polemiği ve Yine Irkçılık" başlıklı yazısının altına da 2009 yılında olmamıza rağmen 2010 diye tarih atan Kurhan'ı bu tür dikkatsizlikleri konusunda nazikçe uyarmıştım.

Her ne kadar Ömer Faruk Kurhan bana hâlâ "parazit" falan diye küfrediyor olursa olsun, hakkaniyet anlayışım ve fikri takip ilkem gereği, bu konuda bir güncelleme, bir düzeltme yapmak zorundayım: Ömer Faruk Kurhan, yine Tiyatro... Tiyatro... Dergisi internet sitesinde yayımlanan "Aziz Nesin’in Başına Gelen Azizlikler" başlıklı son yazısında, bu sefer "birtakım" sözcüğünü hiç sektirmeden, her defasında doğru yazmayı becermiş.

Bu da gösteriyor ki, Kurhan aslında çabuk öğrenebiliyor, aslında güzel konuşma ve yazmaya istidadı var. Bugüne kadar "birtakım" yazmayı bile öğrenememiş olması demek ki onun kabahati değilmiş. Demek ki isteyince oluyormuş. Belli ki Kurhan'a yıllarca eğitim ve öğrenim gördüğü Galatasaray Lisesi ile Boğaziçi Üniversitesi Felsefe Bölümü'ndeki hocaları yeterli gelmemiş. Ona benim gibi ömür boyu unutmayacağı dersler verecek bir hoca gerekiyormuş. Galatasaray Lisesi ile Boğaziçi Üniversitesi Felsefe Bölümü'ndeki hocalarının 10-12 senede öğretemediklerini, Kurhan benim bir yazımla hemen kavradı, hemen öğrendi. Hatta öğrendiklerini birkaç günde cümle içinde kullanmayı bile becerdi.

Tabii ne olursa olsun ders, hoca, öğretmen yine de bir yere kadar işe yarıyor. İnsan, Ömer Faruk Kurhan gibi fikir tartışması yapmak yerine acz içinde işi kestirmeden sağa sola tehditler savurarak "Cadı Kazanı" kaynatmaya, etrafa "kusmuk", "parazit" diye salya sümük saldırmaya vardırınca, hem kendisinde insanlara "özgürce" iftira etme hakkı bulup hem de iftirası suratına çarpıldığında sansürden medet umacak denli omurgasız bir karaktere sahip olunca, bırakın tiyatroyu, eğitimi, hiçbir şeyin ama hiçbir şeyin kıymeti ve önemi kalmıyor. "Ben sana 'tiyatrocu olamazsın' demedim..." deyişini Tiyatro Fanzini'nin en tepesine boşuna koymadım ve orada boşuna tutmuyorum...)

İşte bütün bu manzaraya bakınca, bu saatten sonra beni artık ne Ömer Faruk Kurhan ne de Mustafa Demirkanlı ilgilendiriyor. Bundan sonra bütün bu konularda; Tiyatro... Tiyatro... Dergisi gibi "ilkellik ve iğrençliğe devam etmeyi" şiar edinmiş,
tiyatro ortamını manipüle etmeyi, terörize etmeyi yayıncılık anlayışı olarak benimsemiş ve sadece tiyatrodan nemalanmayı amaçlayan bir tiyatro dergisine, bir iftira ve linç yayınına arka çıkarak bu "kirli yayın"ı ve bu "kirli yayıncılığı" yıllardır Devlet Tiyatroları reklam bütçeleriyle desteklemekte, halkın parasıyla beslemekte sakınca görmeyen, doğru dürüst okuru olmadığı halde bu dergiyi ayakta tutmaya çalışarak finanse eden Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Lemi Bilgin tek muhatabım olacaktır.


Eski İstanbul DT Müdürü Osman Wöber, Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Lemi Bilgin, Tiyatro... Tiyatro... Dergisi Yayın Yönetmeni ve Yazıişleri Müdürü Mustafa Demirkanlı (Soldan sağa) 

Türkiye tiyatrosunda genel sanat yönetmenliği ve genel müdürlük gibi iktidar koltuklarına oturanlar, yönettikleri ödenekli tiyatroların reklam bütçelerini 18 yıl boyunca Mustafa Demirkanlı'nın Tiyatro... Tiyatro... Dergisi'ne peşkeş çekerek, bu manipülatif dergiye "canıgönülden" destek verip çanak tuttular. Hemen hemen bütün tiyatro iktidarları, ne ihya ettikleri ne de yok olmasına izin verdikleri Tiyatro... Tiyatro... Dergisi'ni bugüne dek tadında, kıvamında, azar azar, gıdım gıdım yemleyerek, bu derginin iplerini her daim ellerinde tuttular. Çünkü her geçen gün daha fazla itibar kaybeden Türkiye tiyatrosundaki çürüme ve yozlaşma gerçeğini manipüle eden, gerçekleri çarpıtan, hakikati gizleyen Tiyatro... Tiyatro... Dergisi aracılığıyla tarihe, tarihsel gerçekleri yanlış aktaran, çarpıtan birtakım belgeler bırakmak bütün liyakatsiz ve beceriksiz tiyatro iktidarlarının bugüne dek işlerine geldi. Önümüzde duran fotoğrafta görüldüğü gibi bugün de işlerine geliyor.

Başta Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Lemi Bilgin olmak üzere, özellikle ödenekli tiyatrolarımızı yönetenler bu suçortaklığına derhal son vermeliler. Türkiye tiyatrosunun saatini, tiyatroyu sevmediğini defalarca deklare etmiş olan, sansürcü, iftiracı ve linççi, kirli tiyatro yayıncısı Mustafa Demirkanlı ile onun "ilkelliğe ve iğrençliğe devam etmeyi ilke olarak" benimsemiş Tiyatro... Tiyatro... Dergisine göre ayarlamaktan bir an önce vazgeçmeliler. Yönettikleri ödenekli kurumların tiyatroseverlerin önüne çıkardıkları işlerin sanatsal kalite ve değer çıtasını, tiyatroyu sevmeyen ve bilmeyen Mustafa Demirkanlı'nın zekâ ve beğeni düzeyini baz alarak değil, tiyatro tutkunu gerçek tiyatro insanlarının (Örneğin Coşkun Büktel'in) birikim, zekâ ve yeteneğini baz alarak, esas alarak belirlemeliler. Devletin tiyatro yapılsın diye ayırdığı bütçe ve kadrolarla tiyatroseverlere, tiyatro seyircilerine, Mustafa Demirkanlı ve onun yalan, tahrif ve iftiralarla dolu, dezenformatif Tiyatro... Tiyatro... Dergisi gibi davranmaktan acilen vazgeçmeliler.

İşte bütün bu nedenlerle; 7 yıldır hemen hemen hiçbir ciddi muhalefetle karşılaşmadan Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü görevini yürüttüğü halde bugüne dek bu gerçekleri idrak edemeyen ve 7 yıl boyunca sergilediği yöneticilik anlayışı ve icraatlarında Mustafa Demirkanlı ve dergisinin düzeysizliğini baz alarak Devlet Tiyatroları'nı "Ensesine vur, Taksim Sahnesi'ni al; ensesine vur, AKM'sini al" itibarsızlığıyla malul hale getiren Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Lemi Bilgin istifa etmelidir.


Not: Göreve daha bu yıl başlayan İstanbul Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni Ayşenil Şamlıoğlu'na karşı da, İstanbul Devlet Tiyatrosu Müdürü Şakir Gürzumar'a karşı da herhangi bir önyargım yok.


Feridun Çetinkaya
Miladi 24 Kasım 2009 (Kurhani 24 Kasım 2020)
Kurtuluş

20 Kasım 2009

Ömer F. Kurhan’ın Nedim Saban’ı bahane ederek Feridun Çetinkaya’ya yönelttiği ırkçılık iftirasını bizzat Nedim Saban yalanlıyor



(Ömer F. Kurhan’ın 19 Kasım 2009 günü Tiyatro... Tiyatro... Dergisi internet sitesinde yayımlanan, “Feridun Çetinkaya’nın Irkçılığın Avukatlığına Soyunması Neyi İma Ediyor?” başlıklı, düpedüz bana iftira etmek, çamur atmak amacıyla kaleme alındığı aşikâr, "kirli" yazısına karşı yanıt hakkımı kullanma talebimle birlikte bugün sabah Tiyatro... Tiyatro... Dergisi'ne de bir kopyasını göndererek Mustafa Demirkanlı'dan
Tiyatro... Tiyatro... Dergisi internet sitesinde yayımlamasını istediğim tekzip niteliğindeki bu yazımı, Tiyatro Fanzini ziyaretçileri ve kamuoyunun dikkatine sunuyorum. Feridun Çetinkaya / 20.11.2009, Cuma.)

*******   Güncelleme Notu (20 Kasım 2009, Cuma, 23:37)  *******
Tiyatro... Tiyatro... Dergisi Yayın Yönetmeni ve Sorumlu Yazıişleri Müdürü Mustafa Demirkanlı ile Ömer Faruk Kurhan'ın bu yazıma yanıt olarak kaleme aldıkları açıklamayı, noktasına virgülüne dokunmadan
bu yazının altına ekliyorum.


***

Tiyatro Fanzini adlı kişisel internet sitemde, 17 Kasım 2009 günü, “Türkiye Tiyatrolar Birliği değil ‘Türkiye Tiyatrolar Çiğliği’: Türkiye Tiyatro Kurultayı değil ‘Türkiye Linçsever Tiyatrolar Kurultayı’”(1) başlıklı belgesel bir yazı yayımladım. (Bkz. http://tiyatrofanzini.blogspot.com/2009/11/turkiye-tiyatrolar-birligi-degil.html)

O yazımda, Genco Erkal’ı bile isyan ettiren “Türkiye Tiyatrolar Birliği”nin gerçek yüzünü tiyatroseverlere göstermeye çalıştım. Burak Caney adlı tiyatro ve insanlık düşmanı internet sapığından(2) üreyen ve Türkiye tiyatrosunda uzun bir süredir “Cadı Kazanı” kaynatarak, “düşman” icat edip iftira ve linç kampanyaları düzenleyerek, bir çeşit güç odağı, kerameti kendinden menkul fetva makamı, bir çeşit astığım astık kestiğim kestik çetesi haline gelmeye çalışan “Türkiye Tiyatrolar Birliği” ve “Türkiye Tiyatro Kurultayı” adlı yapılanmaları teşhir ettim. Aynı yazıda, “Türkiye Tiyatrolar Birliği” adlı tehdit(3) ve tedhiş yapılanmasının elebaşılarından Ömer Faruk Kurhan’ı da (somut kanıt ve belgeler göstererek, yazısından alıntı yaparak, son derece şeffaf bir şekilde, konu ettiğim yazılarına, üzerine tıklanınca hemen okunabilecek şekilde aktif link vererek) nesnel bir üslupla eleştirdim.

Kendisiyle ilgili belgeli ve haklı eleştirlerime karşı verecek doğru düzgün bir yanıt bulamadığı anlaşılan Ömer Faruk Kurhan; tıpkı daha önce hamiliğini üstlendiği İATP-G öncülüğünde, tiyatrocu Mehmet Esatoğlu’na “tacizci” diye iftira edip, kadın örgütlerini de iftiralarına alet ettiği bir imza kampanyasıyla Esatoğlu’nu yargısız infaz edip hedef gösterdiği gibi(4); tıpkı daha önce Coşkun Büktel ile Hilmi Bulunmaz’a “iftiracı” ve küfürbaz” diye kara çalıp “linççilere” hedef gösterdiği gibi(5); tıpkı Yeni Tiyatro Dergisi Sahibi ve Yayın Yönetmeni Erbil Göktaş’ı “Bıçak sırtı yazılar için bıçakların bilenmeye başladığını belirtmekte fayda var…” diyerek tehdit ettiği gibi(6); tıpkı daha önce çeşitli defalar Özgür Tiyatro Sanat Yönetmeni Özgür Başkaya’ya aba altından sopa göstermeye kalkıştığı gibi; tıpkı daha birkaç gün önce kaleme alıp Tiyatrom.com internet sitesinde yayımladığı “Saban-Özinel Polemiği ve Yine Irkçılık”(7) başlıklı yazısıyla ateşini harlandırmaya çalıştığı “Cadı Kazanı”nın son kurbanı olarak Tuncay Özinel’i insafsızca bir “ırkçılık” suçlaması ile hedef tahtasına yerleştirdiği gibi, gerek hakkındaki eleştirilerime gerekse “Türkiye Tiyatrolar Birliği” ve “Türkiye Tiyatro Kurultayı” adlı yapılanmaları teşhir eden, haklı ve belgeli eleştirlerime yanıt verememenin acziyle, şimdi de (üstelik çirkin bir şekilde Nedim Saban’ı bahane ederek, Nedim Saban’ı malzeme yapıp kullanarak) beni “Irkçılığın avukatlığına soyunma” iftirasıyla suçluyor, hatta daha da ileriye giderek “Irkçı yayınların yanında saf tutmakla” itham edip, “kusmuk” vb. ifadelerle sıvadığı “kirli” bir yazıyla hedef gösteriyor. (Ömer F. Kurhan’ın 19 Kasım 2009 günü Tiyatro... Tiyatro... Dergisi internet sitesinde yayımlanan, “Feridun Çetinkaya’nın Irkçılığın Avukatlığına Soyunması Neyi İma Ediyor?” başlıklı yazısı için Bkz. http://www.tiyatrodergisi.com.tr/yazi.php?hng=181)(8)

Sırf, hayatta hiç yüz yüze gelmediğim ve herhangi bir şekilde diyaloğum olmayan Tuncay Özinel’in linç edilmesine, bir kalemde bu kadar kolay bir şekilde “ırkçı” ilan edilmesine vicdanım el vermediği için, bu yeni “Cadı Kazanı” tertibine de itiraz edip karşı durduğum için, Ömer Faruk Kurhan’ın hakkımda uydurduğu aşağılık ve iğrenç iftiraya sanırım en güzel ve anlamlı cevap, magazinci Aykut Işıklar’ın ırkçı saldırısına hedef olduğu günlerde, Nedim Saban’a “Tiyatrocu Nedim Saban’ı hedef alan ırkçı saldırıyı kınıyorum”(9) başlıklı yazımla verdiğim ivedi ve açık destekten dolayı Nedim Saban’ın bana gönderdiği teşekkür mektubunda geçen ve ırkçılık karşısındaki açık ve ilkeli duruşuma tanıklık eden şu ifadeleri olacaktır:

“Sevgili Feridun Çetinkaya,

Destek yazınız için çok teşekkür ederim. Bundan birkaç ay önce tiyatro savaşçılığı konusunda kefil olabileceğim yakın arkadaşım Hülya Karakaş ile ilgili cesur yazınız da beni yüreklendirmişti.

Açıkçası  sizin gibi bir aydından iki tane güzel söz için, on tane Aykut Işıklar küfrünü göğüslerim.

Aykut Işıklar, ciddiye almadığım bir vatandaşımız. Hatta eskiden iyi yazılar da yazmıştı hakkımda. Umurumda değil.

Tabi ki, bu ırkçı yazıyla birilerini hoş tutmaya çalışmış.

Ama işin ilginç yanı, gerek bazı seyircilerimin tepkilerine,gerek eleştirmenlere verdiği yanıtlardır. Bu yanıtları birisi kendisini sufle ediyor. Yoksa, hayatında tiyatro kapısından girmemiş biri, nerden bilsin 27 Mart eylemini ya da devlet yardımını.

Takdir edersiniz ki, insan düşmanını bilince savaşır ama ne yazık ki bazı meslektaşlarımız sırf çıkarları uğruna ya da koltuk kavgası yüzünden, zavallı yazılar yazdırtıyorlar. İçimizdeki düşman, bizi kemiriyor.

Benim kaybedecek birşeyim olmadığı için, sokakta başlattığım tiyatro mücadelemi gerekirse sokakta sürdürürüm ama açıkçası ırkçılığa izin verilirse, tehlikeli bir yol açılmış olur. (Yıllarca yapılanmasına emek verdiğim Tiyatro Oyuncuları Derneği ve Tiyatro Yapımcıları Derneği'nin sessiz ve güdümlü tavrı da bir başka konu tabi.)

İyi ki sizin gibi öncüler var. Yalnızlığım dağılıyor, kara bulutların arasında güneşi görür gibi oluyorum.

Dostlukla....

Nedim Saban”

(Kaynak: Nedim Saban’dan Feridun Çetinkaya’ya e-posta mesajı, 30 Ocak 2009, Cuma)

Bu mektubunu hedef olduğum iftiraya karşı kullanmak için kendisinden izin istemek üzere telefonla konuştuğum Nedim Saban, Ömer Faruk Kurhan’ın hakkımdaki çirkin iftirasıyla ilgili ayıntılı tepkisini, “Türkiye Tiyatro Kurultayı Ankara Buluşması”nın açılışında yapacağı konuşmada dile getireceğini, ayrıca Kurhan’ın bu iftirasıyla ilgili tepkisini “Kurultay” kapsamında yazılı olarak da kayda geçireceğini vaat etti.

Dilerim Nedim Saban bu linç iftiracılarına yine pabuç bırakmaz, vaadinin gereğini, söz verdiği gibi yerine getirir.

Bu tekzip vesilesiyle, kaynatılan “Cadı Kazanı”nın vahameti konusunda Tiyatro kamuoyuna bir de çağrı yapma gereği duyuyorum: Bugün “Türkiye Tiyatrolar Birliği” ve “Türkiye Tiyatro Kurultayı” kisvesi altında kaynatılan “Cadı Kazanı” içinde düzenlenen iftira ve linç kampanyaları, dün başka başka tabelalar altında Mehmet Esatoğlu’nu, Hilmi Bulunmaz’ı, Coşkun Büktel’i, Erbil Göktaş’ı, Özgür Başkaya’yı hedef aldı, “Cadı Kazanı”nın son hedefinde Tuncay Özinel ve Feridun Çetinkaya var. Bakalım, “püf diyenin dudağını” kesen iftiracı linççilerin hedefinde yarın kim olacak?

Belki yarın, belki yarından da yakın… Er ya da geç…

Susma, sustukça sıra sana gelecek!

20 Kasım 2009
Kurtuluş



Bu yazının orijinalindeki aktif linkler:
(1) http://tiyatrofanzini.blogspot.com/2009/11/turkiye-tiyatrolar-birligi-degil.html
(2) http://coskunbuktel.com/linkburakcaneyyazilari.htm
(3) http://www.coskunbuktel.com/tehditsayfasi.htm
(4) http://www.iatp-web.org/headline.asp?act=view&hid=223
(5) http://www.coskunbuktel.com/lincimzacilari.htm
(6) http://www.coskunbuktel.com/tehditsayfasi.htm
(7) http://www.tiyatrom.com/2010_O_faruk_kurhan_04.htm
(8) http://www.tiyatrodergisi.com.tr/yazi.php?hng=181
(9) http://tiyatrofanzini.blogspot.com/2009/01/tiyatrocu-nedim-saban-hedef-alan-irk.html



-----------------------------------------------------------
Yukarıda okuduğunuz yazım üzerine Tiyatro... Tiyatro... Dergisi Yayın Yönetmeni ve Yazıişleri Müdürü Mustafa Demirkanlı
ile Ömer Faruk Kurhan'ın yanıtı
-------------------------------------------------------------------------


Ömer F. Kurhan: “Irkçılığın Avukatlığına Soyunan Feridun Çetinkaya’nın Kullanım Ömrü Çabuk Bitti”

Nedim Saban’la polemiğinde açıkça Türkiye Yahudi cemaatini aşağılayan ve tehdit unsuru olarak gösteren ifadeleriyle muhatabını susturmayı deneyen Tuncay Özinel’i yargısız infaz kurbanı ilan eden Feridun Çetinkaya, tiyatrodergisi.com.tr’da bir “tekzip” yayınlatmayı denemiş.

     Doğal olarak tiyatrodergisi.com.tr editörü bu talebi ciddiye bile almamış. Zekâsını kullanma ve akıl yürütme kapasitesi dibe vurmuş görünen Feridun Çetinkaya, ırkçılık içeren, ırkçılığı savunan ve ırkçılığı ırkçılık değilmiş gibi sunan yazıları yayınlamaktan uzak durmanın Tiyatro Yayıncıları Birliği’nin ilke kararı olduğunu doğal olarak anlamıyor.

     Buradan bir kez daha kendisine sesleneyim:

     Şu anda benim tarafımdan ciddiye alınmanın tek nedeni var: Teşhir edilmek. Irkçılık bir insanlık suçudur ve görüldüğü her yerde üzerine gidilmelidir. Bu eylemin gereğini yerine getirmenin ötesinde Feridun Çetinkaya’yı ciddiye almanın bir anlam ve önemi yoktur. Efendime hizmet edeyim derken ırkçılığa da bulaşma ve bulaştığı ırkçılık pisliğini örtbas etme gayreti içindedir.

    Feridun Çetinkaya’nın ırkçılığı desteklemedim savunusuna gelecek olursam. Akıl yürütmesi örneğin şöyle bir şey:

     Dün seni gördüğümde selam vermiştim. / Bugün seni gördüğümde selam vermedim. / Öyleyse bugün seni gördüğümde selam vermemiş olamam.
   
     Şimdi bu akıl yürütmenin absürtlüğü ortadadır sanırım. Gelelim Feridun Çetinkaya absürtlüğüne:

     2009 Ocak ayında Aykut Işıklar ırkçılık yaptığında ırkçılığa karşı çıktım. / 2009 Kasım ayında Tuncay Özinel ırkçılık yaptığında ırkçılığa karşı çıkmadım ve savundum. / Öyleyse 2009 Kasım ayında Özinel ırkçılık yaptığında ırkçılığa karşı çıkmamış ve savunmuş olamam.

    Feridun Çetinkaya’nın “tekzip” diye yolladığı paçavranın özü bundan ibarettir. Son incisi şu: “Tuncay Özinel’in linç edilmesine, bir kalemde bu kadar kolay bir şekilde ‘ırkçı’ ilan edilmesine vicdanım el vermediği için …” Daha önce yargısız infaz edildi dediği Tuncay Özinel’in ırkçılık yapmadığını savunamıyor. “Vicdanı” da ırkçılığa tavır alanların aleyhine çalışıyor.

    Sonuç: Irkçılık şebekesinin öne sürdüğü bir piyon olarak Feridun Çetinkaya’nın kullanım ömrü çok çabuk bitmiştir. Irkçı söylemin sahiplerine gözyaşı dökerek durumu idare etmeye çalışıyor.

    20 Kasım 2009



Editörün notu: Ömer F. Kurhan’ın açıkladığı TİYAB’ın ilke kararının dışında “tekzip” adı altında gönderilen yazıyı yayımlamamamızın bir diğer nedeni, bizim yayınlarımızda “çöp kutusu” diye bir bölüm yok, insanları aşağılayarak, “yanıt hakkını çöp kutusunda yayımladık, git çöp kutusuna bak” diyerek insanları aşağılamayı hiç düşünmedik. Bir diğer not, Çetinkaya önce adlı adınca yazılı ve video kayıtlarında “O… Çocuğu” diye küfreden, sonrasında TDK ile açıklamaya çalışan arkadaşlarını ya onaylasın ya da kınasın ki dürüstlüğüne, kemikli bir entelektüel olduğuna inanalım. Çok arzu ediyorsa tiyatroyunblog’un çöp kuyusu diye tanımladıkları bölümde de yayımlanan Kurhan’ın yazısına orada yanıt versin.

    Ayrıca, arkadaşlarına şunu söylemelisin: \"Benim eski yazımı değil, Ömer F. Kurhan\'ın beni eleştirdiği yazımı yayınlamanız daha doğru olur, benim \"ırkçılıkla\" suçlandığım yazımı es geçmiş, eski yazımı kullanmışsınız, okuru salak yerine koymak olmuyor mu?\"

(Kaynak: Tiyatro... Tiyatro... Dergisi, http://www.tiyatrodergisi.com.tr/yazi.php?hng=182)


***

"Editörün notu" ifadesinde kastedilen "Editör", Tiyatro... Tiyatro... Dergisi Yayın Yönetmeni ve Yazıişleri Müdürü Mustafa Demirkanlı'dır. (FÇ)

17 Kasım 2009

Türkiye Tiyatrolar Birliği değil "Türkiye Tiyatrolar Çiğliği": Türkiye Tiyatro Kurultayı değil "Türkiye Linçsever Tiyatrolar Kurultayı"



Genco Erkal'ın, "Türkiye Tiyatrolar Birliği" Dönem Sözcüsü Zafer Gecegörür'ü intihal (aşırma) ve "emeğe saygısızlık"la suçlaması üzerine "sahnetozu" adlı e-posta grubunda başlayan tartışma çerçevesinde, 12 Kasım 2009 günü yaptığı zehir zemberek açıklama, benim "Türkiye Tiyatrolar Birliği" yerine, Türkiye Tiyatrolar Çiğliği ya da Türkiye Linçsever Tiyatrolar Birliği adını daha çok yakıştırdığım, iftira ve linç "çatı örgütü"nün ipliğini bir kez daha pazara çıkardı.

Hatırlanacağı üzere, kerameti kendinden menkul bir şekilde, kendi kendine gelin güvey olarak, gülünç biçimde kendine peşin peşin "Türkiye Tiyatrolar Birliği" diye paye biçen bu iftira ve linç "örgütlülüğü"; tiyatro yazarı Coşkun Büktel'in dansöz kıyafetli ve penis resimli iğrenç fotomontajlarını imal edip internette yayımlayan Burak Caney takma adlı tiyatro ve insanlık düşmanı internet sapığının "Tiyatrooyun" adlı sitesine, Bademler Köyü Tiyatro Şenliği vesilesiyle, üstelik Erkan Yücel ismini de alet ederek, "2008 Erkan Yücel İnternet Ödülü" adı altında, "örnek yayıncılık ödülü" vermekte hiçbir sakınca görmemişti. Böylece aslında ta o gün "birlik" değil de nasıl bir "çiğlik" olduğunu bizzat cümle aleme ilan etmiş, kanıtlamıştı.

Burak Caney takma adlı tiyatro ve insanlık düşmanı internet sapığına ödül verme çiğlinin ardından Tiyatro... Tiyatro... Dergisi'nin Yayın Yönetmeni ve Sorumlu Yazıişleri Müdürü Mustafa Demirkanlı ile "işbirliğine", suçortaklığına giden aynı "Türkiye Tiyatrolar Birliği" ve sempatizanları; önce "Temiz Tiyatro" adlı manipülatif iftira ve linç kampanyasıyla tiyatrocu Coşkun Büktel ve Hilmi Bulunmaz'ı hedef gösterip açık açık bir yargısız infaz ve linç çağrısı yapmış, sonra bunun ardından çeşitli iftira ve tehditlerle Erbil Göktaş, Özgür Başkaya gibi tiyatrocuları hedef tahtasına koymuşlardı. Bugün görüyoruz ki, kendilerine bu sefer de "Türkiye Tiyatro Kurultayı Koordinasyon Komitesi" adını takan ama benim "Türkiye Linçsever Tiyatrolar Kurultayı" demeyi uygun gördüğüm ve artık "iyiden iyiye" bir çete görüntüsü arz etmeye başlayan aynı grup ve kişilerin yeni hedefinde bu kez de tiyatrocu Tuncay Özinel yer alıyor. (Bkz. "Örgütlü Bir Tiyatro İçin Türkiye Tiyatro Kurultayı Koordinasyon Komitesi"nin tiyatrocu Tuncay Özinel'i bir çeşit yargısız infaz yaparak "ırkçı" ilan eden, "Tiyatroda Irkçılığa Son" başlıklı, 17 Kasım 2009 tarihli bildirisi, tiyatrom.com internet sitesi, http://www.tiyatrom.com/2010_haber_0085.htm; yine tiyatrom.com internet sitesinde bu sefer, yine iftira ve linç imzacılarından biri olan Ömer Faruk Kurhan imzasıyla yayımlanan "Saban-Özinel Polemiği ve Yine Irkçılık" başlıklı ve 13 Kasım 2010 tarihli yazı [Tabii henüz 2009 yılında olduğumuz için siz Kurhan'ın yazısının altına tarih atarken 2010 yazmış olmasına itibar etmeyin] http://www.tiyatrom.com/2010_O_faruk_kurhan_04.htm)

Peki Genco Erkal, "Türkiye Tiyatrolar Birliği" yerine, benim Türkiye Tiyatrolar Çiğliği ya da Türkiye Linçsever Tiyatrocular Birliği adını daha çok yakıştırdığım, bu iftira ve linç "örgütlülüğünün" ipliğini bir kez daha nasıl pazara çıkardı, oraya gelelim.

***

Tiyatrocu Coşkun Büktel ile Hilmi Bulunmaz'a karşı "Temiz Tiyatro" kisvesi altında tertiplenen, iftira ve linç kampanyasının imzacılarından Genco Erkal, 31 Ekim 2009 günü, "sahnetozu" adlı e-posta grubuna gönderdiği mesajla, (yine Coşkun Büktel ile Hilmi Bulunmaz'a karşı tertiplenen linç kampanyasının imzacılarından) linççi "Türkiye Tiyatrolar Birliği"nin dönem sözcüsü Zafer Gecegörür hakkında çok ciddi ve vahim bir intihal (aşırma) suçlamasında bulundu.

Genco Erkal'ın intihal (aşırma) suçlaması, Bartın Sanat Tiyatrosu Genel Sanat Yönetmeni Zafer Gecegörür'ün, 14.Uluslararası Ankara Tiyatro Festivali programı içinde sahneleyecekleri "Birtakım Azizlikler" adlı oyunun duyurusunu "sahnetozu" adlı e-posta grubuna göndermesi üzerine gündeme geldi.

Genco Erkal, Aziz Nesin hikâyelerinden uyarladığı ve kitap olarak da yayımlanmış olan "Birtakım Azizlikler" adlı oyununu sahneleyen Bartın Sanat Tiyatrosu'nun bu oyunu sahnelemek için de, "Birtakım Azizlikler" adını kullanmak için de kendisinden izin almadığına dikkat çekmiş, en hafifinden "emeğe saygısızlık" olarak tabir ettiği bu davranışı nedeniyle, "Türkiye Tiyatrolar Birliği Dönem Sözcüsü" olmasına da özellikle vurgu yaparak Zafer Gecegörür'den bu "saygısızlığın" hesabını sormuştu. Genco Erkal'ın intihale yönelik serzenişini dile getirdiği 31 Ekim tarihli 1. mesajı şöyleydi:

"Sayın Zafer Gecegörür

Aziz Nesin'in yazdığı 'Birtakım Azizlikler' adında bir oyun yok. Buna karşılık Genco Erkal'ın Aziz Nesin'in yapıtlarından uyarladığı ve kitap olarak da aynı adla iki kez yayımlanan bir oyunu var. Ankara Festivali'nde oynayacağınız metnin kapağına bakarsanız bu gerçeği göreceksiniz.
Peki ama siz bu oyunun yazarından izin aldınız mı? Dilerse oyununuzu engellemeye, durdurmaya hakkı olduğunu biliyor musunuz?
Sizden beklenen telif hakkı falan değil, sadece emeğe saygı göstermek.

'Türkiye Tiyatrolar Birliği'nin Dönem Sözcüsü' olan birinden bu kadarını istemek çok mudur acaba?

Birliğin yöneticileri ve üyeleri bu konuda ne düşünürler bilmek isterim doğrusu.

Saygıyla
Genco Erkal
(Genco Erkal, sahnetozu e-posta grubu, http://groups.google.com.tr/group/sahnetozu/browse_thread/thread/31ff3760072ab84e)

Tiyatro yazarı Coşkun Büktel ile tiyatrocu Hilmi Bulunmaz'a karşı, bu iki muhalif tiyatrocuyu susturmak, aforoz etmek amacıyla "Temiz Tiyatro" kisvesi altında tertiplenen, iftiracı, yargısız infaz ve linç kampanyasının çağırıcılarından, linççi "Türkiye Tiyatrolar Birliği" Dönem Sözcüsü Zafer Gecegörür hakkında, yine linç imzacısı tiyatroculardan biri olan Genco Erkal tarafından gündeme getirilen bu intihal suçlaması üzerine, "sahnetozu" adlı e-posta grubunda "linççiler arasında" bir "etik tartışması" başladı. ("Linççi"lerin bu ibretlik "etik" tartışmasını kaynağından okumak için: http://groups.google.com.tr/group/sahnetozu/browse_thread/thread/31ff3760072ab84e)

İntihalle suçlanan ve kendisinden bir açıklama yapması istenen "Türkiye Tiyatrolar Birliği" Dönem Sözcüsü Zafer Gecegörür, Genco Erkal'ın bu son derece ağır ithamı karşısında sessiz kalmayı yeğledi. Ne söz konusu e-posta grubu üyelerine ne de kamuoyuna herhangi bir açıklama yaptı.

"sahnetozu" e-posta grubu üyelerinden, yine tıpkı Genco Erkal ve Zafer Gecegörür gibi linç imzacısı olan, "Temiz Tiyatro" adlı manipülatif linç kampanyasına alet olup çanak tutmuş, Üstün Akmen, M. Nurkut İlhan, Gılman Kahyaoğlu Peremeci, Prof. Dr. Özdemir Nutku ile birlikte, "Temiz Tiyatro" adlı manipülatif linç kampanyasına kanmayan, itibar etmeyen Hamit Demir, Kemal Oruç, Atilla Alpöge gibi tiyatrocular ve Gençoyuncular Sahnesi adlı tiyatro grubu, intihal ve "emeğe saygısızlık" şikâyeti konusunda Genco Erkal'ı destekleyen açıklamalarda bulundular.

Genco Erkal'ın söz konusu mesajının sonunda, konuyla ilgili olarak özellikle ne düşündüklerini sorduğu "Türkiye Tiyatrolar Birliği" tarafından herhangi bir kurumsal açıklama yapılmazken, "Türkiye Tiyatrolar Birliği" üyesi kimi topluluk ve kişilerden, örneğin Balçova Belediye Tiyatrosu'ndan, feshedilen İstanbul Alternatif Tiyatrolar Platformu-Girişim (İATP-G) eski üyesi ve "Türkiye Tiyatrolar Birliği" yeni üyesi Ömer Faruk Kurhan'dan ve Toplumsal Araştırmalar Kültür Sanat İçin Vakıf (TAKSAV) Festival Yönetmeni Yener Aksu'dan birbiri ardına, ortadaki ciddi ve önemli intihal (aşırma) suçlamasının vahametini görmezlikten gelen, konunun büyütülmemesini, abartılmamasını telkin eden, "Türkiye Tiyatrolar Birliği" Dönem Sözcüsü Zafer Gecegörür'ü "kayırmaya", savunmaya yönelik açıklamalar geldi.

Türkiye Tiyatrolar Çiğliği ya da nam-ı diğer Türkiye Linçsever Tiyatrocular Birliği adlı örgüt ile "Türkiye Tiyatro Kurultayı" çatısı altında yuvalanmaya çabalayan linç imzacısı ve internet sapığı Burak Caney destekçisi sözde "tiyatrocu"lar; tıpkı daha önce, video kaydıyla belgelenmiş "Özdemir Nutku Skandalı"nda yaptıkları gibi, hakikatin ortaya çıkarılması için çaba gösterip Genco Erkal'ın gündeme getirdiği iki kere ikinin dört etmesi kadar kesin ve açık intihal (aşırma) ve "emeğe saygısızlık" şikâyetinin haklılığını ve vahametini teslim etmek yerine, yine "kol kırılır yen içinde kalır" diyerek bu utanç verici "emeğe saygısızlık" konusunu da örtbas etmeye, sümen altı etmeye çalıştılar. Ancak bunu bu sefer de başaramadılar. Karşılarında bu sefer de Genco Erkal'ı buldular.

Kendisinden manipülatif yargısız infaz ve linç kampanyalarına imza verip sansürcü linççilere alet olmasını değil, her zaman ilkeli duruşuyla hakikatin yanında yer almasını beklediğimiz ve umduğumuz Genco Erkal, bu kez iftira ve linç organizasyonuna pabuç bırakmadı. Bu kez kendisinden beklenen ilkeli duruşu sergileyerek "Türkiye Tiyatrolar Birliği" adlı linç çetesinin gerçek yüzünü kamuoyuna ifşa etti.

Genco Erkal, 12 Kasım 2009 günü sahnetozu e-posta grubuna gönderdiği 2. mesajla; feshedilen İstanbul Alternatif Tiyatrolar Platformu-Girişim (İATP-G) eski üyesi ve "Türkiye Tiyatrolar Birliği" yeni üyesi Ömer Faruk Kurhan ile onun "Bir Takım Azizlikler Kimin?" başlıklı yazısında açıklamasına yer verdiği Toplumsal Araştırmalar Kültür Sanat İçin Vakıf (TAKSAV) Festival Yönetmeni Yener Aksu'yu yalanladı. Genco Erkal, el çabukluğuyla "konunun kapandığını", bir bakıma tatlıya bağlandığını açıklayan ve yazan Ömer Faruk Kurhan ile Yener Aksu'yu tekzip etti.

"Türkiye Tiyatrolar Birliği" üyesi Ömer Faruk Kurhan, Tiyatrom.com internet sitesinde yayımlanan ve intihalle suçlanan "Türkiye Tiyatrolar Birliği" Dönem Sözcüsü Zafer Gecegörür'ü "kayırmaya" çalıştığı "Bir Takım Azizlikler Kimin?" başlıklı yazısını 12 Kasım 2009'da şu notla güncellemişti:

"Uluslararası Ankara Tiyatro Festivali Direktörü Yener Aksu’nun 10 Kasım 2009 tarihli, Sahne Tozu’nda yayımlanan açıklamasından:

'Genco Bey eleştirisinin tiyatro dünyasında buna benzer çok sıkça yapılan işlere karşı toplu bir gönderme niteliğinde olduğunu, yoksa amacının ilgili oyunun oynatılmaması veya telif isteme amaçlı olmadığını, içeriği farklı da olsa kendi yazdığı eserin adının kullanılmasından önce bilgi verilmesinin doğru olduğunu, kendi yazısından sonra Zafer Bey’in kendisine mail yoluyla yanıt verip bilgilendirdiğini ve uygun bir zamanda da kendisinin Zafer Bey’e döneceğini söylemiştir. Zafer Bey’in oyunun uyarlayanı olarak Genco Bey’in adını yazabiliriz önerisi için de, farklı bir kurgu olabilir o nedenle isim yazmaya gerek yok demiştir Genco Bey. Konuştuklarımızı Zafer Beye de ilettim. Zafer Bey Genco Beyin eleştirisini olgunluk ve saygıyla karşıladığını,konunun bu mecrada tartışılmasına sebep olduğundan duyduğu üzüntülerini de Genco Bey’e iletmemi söylemiştir. Bundan sonra bu tür konularda daha duyarlı olunması gerektiği konusunda hem fikir olunmuş ve konu kapanmıştır.'"

(Ömer Faruk Kurhan, "Bir Takım Azizlikler Kimin?", 10 Kasım 2009 [Güncelleme 12 Kasım 2
009], http://www.tiyatrom.com/2010_O_faruk_kurhan_03.htm)

Ne var ki Yener Aksu ve Ömer Faruk Kurhan'ın tatlıya bağlanmıştır, "kapanmıştır" dedikleri konu hakkında, söz konusu güncellemenin yapıldığı aynı gün, 12 Kasım 2009 günü, Genco Erkal sahnetozu adlı e-posta grubuna şu 2. mesajını göndermiş:

"Arkadaşlar

İlk yazdığım uyarıdan sonra biraz bekledim, bakalım tepkiler nasıl olacak diye. Sağlıklı tepkilerin yanısıra, "bizimkiler suç işledi dedirtemezsiniz" türünden, kol kırılılır, yen içinde kalır hesabı kayırmaları hep birlikte izledik. Kimileri de suskun kalmayı yeğlediler.

Zafer Gecegörür arkadaş bana özel bir mail atarak açıklamalarda bulundu. Özel bir yazı olduğu için onu sizlere iletmem yakışık almaz. Kendi istiyorsa gruba bir açıklama yapar. Ben fazla ikna oduğumu söyleyemem.

Açıklamasından anladığım kadarıyla oyunun önemli bir bölümünü (ne kadar olduğunu, metni ya da oyunu görmediğim için söyleyemiyorum) benim uyarlamamdan almış. Oyun da aynı adı taşıyor.

İzin alınmamış olması bir yana, başka bir oyun oynanıyorsa neden bu ad kullanılıyor. Bu ad kullanılıyorsa neden o metne sadık kalınmıyor, bunları anlamak mümkün değil.

Zafer arkadaş yeniden afiş bastırıp uyarlayan olarak benim adımı yazacağını söylüyor. Ben de ne olduğunu bilmediğim bir oyuna adımı vermem diyorum.

Şimdi tek isteğim bu oyunun "Birtakım Azizlikler" adıyla oynanmaması. Gerisi için sorun çıkartmayacağım.

Bugüne dek bir çok tiyatro benim uyarladığım metni başka başka adlarla, orasını burasını değiştirerek oynadı. Oysa Aziz Nesin'in kitaplarından daha nice uyarlamalar yapılabilir. Neden biraz çalışıp araştırmıyoruz da hep başkasının emeğinin üstüne konuyoruz?

Zaten derdim kendi haklarımı korumak değil,  tiyatro dünyamızdaki birtakım çarpıklıklara parmak basmak, bir tartışma ortamı sağlamaktı. Biraz olsun bazı konularda taşları kıpırdatabildimse o bile yeter.

Saygı ve selamlar
Genco Erkal

(Genco Erkal, 12 Kasım 2009, sahnetozu e-posta grubu, http://groups.google.com.tr/group/sahnetozu/browse_thread/thread/31ff3760072ab84e)

Bu ikinci mesajıyla Genco Erkal, intihalin, "emeğe saygısızılığın", ahbap çavuş dayanışmasıyla örtbas edilmeye çalışılmasına, güya "anlaşma", "uzlaşma" telkin ve çarpıtmalarına yanaşmayarak çok önemli ve gerekli bir çıkış yapmıştır. "Biraz olsun bazı konularda taşları kıpırdatabilmek" ne kelime, Türkiye tiyatrosuna büyük bir hizmette bulunmuştur.

Zira gerek İATP-G ve "Türkiye Tiyatrolar Birliği", gerekse "Temiz Tiyatro", "Türkiye Tiyatro Kurultayı" ve "Tiyatro Yayıncılar Birliği" gibi tabelalar etrafında yuvalanan, yuvalanmaya çalışan, tiyatro ve insanlık düşmanı internet sapığı Burak Caney destekçisi kişi ve grupların maskelerini bir kez daha düşürmüştür.


***

Ömer Faruk Kurhan gibi daha "birtakım" sözcüğünün bitişik yazıldığına dahi dikkat etmeyen, hatta Genco Erkal'ın oyununun adı "Birtakım Azizlikler" olduğu halde, gerek "sahnetozu" grubuna yazdığı mesajlarda gerekse Tiyatrom.com adlı internet sitesinde yayımlanan (yine Mimesis dili kullanarak sanki ortada "Birtakım Azizlikler" adlı oyunun kimin olduğu üzerine bir belirsizlik ya da anlaşmazlık varmış gibi bir izlenim yaratmayı amaçladığı görülen) "Bir Takım Azizlikler Kimin?" başlıklı yazısında, defalarca "Bir Takım" yazmaktan kendisini alamayan lafta tiyatrocuların, "Bu kadar cehalet ancak tahsille mümkün olur"* dedirten ibretlik ve evlere şenlik intihal "tartışmasını", "Tanı bu Burak Caney takma adlı tiyatro ve insanlık düşmanı internet sapığından medet uman, linççi kifayetsiz muhterisleri, tanı da büyü!" diyerek, Tiyatro Fanzini ziyaretçilerine duyurmayı gerekli gördüm.

Feridun Çetinkaya
17 Kasım 2009, Salı
Kurtuluş


* Bir Celal Yalınız, nam-ı diğer Sakallı Celal, deyişi. Bu deyişin Sakallı Celal'e ait olduğunu belirtmem için arkadaşım Coşkun Büktel'in yaptığı uyarı nedeniyle kendisine teşekkür ederim.


Güncelleme Notu (19 Kasım 2009): Yazıma bazı eklemeler yaptım ve bu eklemeleri italik vurgusuyla gösterdim.

8 Kasım 2009

Harbiye Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu bir başka bahara mı?



İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin Ekim 2009'da seyircileriyle buluşacağı, perde açacağı vaadiyle 1,5 yıldır tiyatrocuları, tiyatroseverleri ve kamuoyunu beklenti içine sokan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş ile sanat danışmanı Kenan Işık ve İstanbul Şehir Tiyatroları eski Genel Sanat Yönetmeni Orhan Alkaya verdikleri sözü tutamadı.

Ekim ayını geride bırakmamıza rağmen yeni Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi ne perde açtı ne de düzenli olarak seyircisiyle buluşmaya başladı. Şu an için yeni Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin Kasım ayı içinde perde açma ya da seyirciyle buluşma ihtimaline dair de ortada şu ana kadar herhangi bir bilgi ya da belirti bulunmuyor.




İstanbul Şehir Tiyatroları'na bağlı müstakil Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi, yerine daha iyi, daha modern ve çağdaş bir tiyatro binası yapılacağı bahane edilerek, ama gerçekte sırf Kongre Vadisi adı verilen rant ve betonlaşma projesini hayata geçirebilmek uğruna peşkeş çekilmek üzere, 2008 Nisan'ında vandalca yıkılıp yok edilmişti.



(Sanki bu yıkımı sırf tiyatronun kara kaşı, kara gözü hatırına yapıyorlarmış gibi, "Yıkacağız, yıkayacağız ama daha iyisini, daha çağdaşını, daha modernini yapmak için" aldatmacasıyla sureti haktan görünerek müstakil Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi'ni ranta ve betonlaşmaya peşkeş çeken moloz kafalarla, "Yıktılar, yıktılar ama daha iyisini, daha çağdaşını, daha modernini yapacaklar, beni ikna ettiler" diyerek bu zihniyete arka çıkan, yardakçılık eden bazı vandal tiyatrocuların, yarın bir gün aynı kafayla Ankara'daki Büyük Tiyatro ile Küçük Tiyatro'yu da "çağdaşlaştırma", "modernleştirme", "daha iyileştirme" projelerine, benzer rant tertiplerine çanak tutmalarını hiç de küçük bir ihtimal olarak görmediğimi bu vesileyle yazmış olayım.)
 

Yıkımın ardından, geçen 1,5 yıl süresince, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş ile onun sanat danışmanı Kenan Işık ve dönemin İstanbul Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni Orhan Alkaya, gerek birlikte düzenledikleri basın toplantılarında gerekse basına ayrı ayrı verdikleri çeşitli demeçlerde, müteakip defalar, yeni Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin "2009 yılının Ekim ayı içinde" perdelerini açacağı vaadinde bulunmuşlardı.

Hatırlayalım:



İstanbul Şehir Tiyatroları'nın Görevden Alınan
Eski
Genel Sanat Yönetmeni Orhan Alkaya

Müstakil Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin yıkılıp yok edilmesi için işbirliği yaptığı Belediye Başkanı Kadir Topbaş ve danışmanı Kenan Işık'ın "tasarrufuyla", 29 Mayıs 2009 günü,  İBBŞT genel sanat yönetmenliği görevinden alınan Orhan Alkaya, 1 Haziran 2009 günü, genel sanat yönetmenliği görevine veda niteliğindeki basın toplantısında giderayak, hâlâ işbirliği yapıp suçortaklığı ettiği Topbaş-Işık yıkım ekibinin gönüllü sözcülüğünü yapmayı da ihmal etmeyerek şöyle iddialı bir açıklama yapmıştı:

"Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi inşaatı sürüyor ve daha önce açıkladığımız gibi 2009 Ekim ayında sahnemiz seyircimizle buluşacak."

(Orhan Alkaya, İBBŞT Eski Genel Sanat Yönetmeni Orhan Alkaya’nın Basın Toplantısı, Tiyatro... Tiyatro... Dergisi İnternet Sitesi)
Gelgelelim, bugün 8 Kasım 2009 ve eski İstanbul Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni Orhan Alkaya'nın vaadine rağmen, Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi hâlâ seyirciyle buluşmadı, hâlâ perdelerini açmadı.

 
Hatırlayalım:





İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş

Müstakil Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin yıkılıp yok edilme projesini tanıttığı basın toplantısında, kendisine biat etmeye teşne bazı tiyatro insanlarının ağzına bir parmak bal çalarcasına “Şişhane’deki Türk Hava Yolları (THY) eski binasını çok önemli ve ideal boyutta bir sahne haline getireceğiz” diyerek bol keseden vaatte bulunan Belediye Başkanı Kadir Topbaş'ın, bu vaadini yerine getirmediği, bu sözünün arkasında durmadığı, kamuoyunu ve İstanbul halkını aldattığı, tiyatro yazarı ve eleştirmeni Coşkun Büktel tarafından belgelenmişti. (Bkz. İstanbul Şehir Tiyatrosu Sanatçıları Derneği'nin (İŞTİSAN) "Müdahale Karşıtı"(?) Bildirisine Eleştirel Bir Katkı: Tiyatro Kurumunuza Değil, Tiyatro Sanatına ve Demokratik İlkelere Aidiyet Duyun, Coşkun Büktel, 24 Haziran 2009, www.coskunbuktel.com)

"Şişhane’deki Türk Hava Yolları (THY) eski binasını çok önemli ve ideal boyutta bir sahne haline getirme" vaadini yerine getirmeyerek, aynı zamanda verdiği sözlerin güvenilirliği konusunda kötü bir sicile de sahip olan Kadir Topbaş, daha önce çeşitli vesilelerle defalarca beyan ettiği, yeni Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin 29 Ekim 2009'da perde açacağı vaadini daha üç ay önce bir kere daha teyit etmişti:

"Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu da kongre merkezinden biraz daha geç bir tarihte 29 Ekim’de açılacak."

(Kadir Topbaş, Harbiye Kongre Vadisi Ağustos'ta bitecek, Milliyet, 27 Temmuz 2009)


Gelgelelim, bugün 8 Kasım 2009 ve İstanbul Belediye Başkanı Kadir Topbaş'ın vaadine rağmen, Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi hâlâ seyirciyle buluşmadı, hâlâ perdelerini açmadı.

Kadir Topbaş, tıpkı "Şişhane’deki Türk Hava Yolları (THY) eski binasını çok önemli ve ideal boyutta bir sahne haline getirme" sözünü tutmadığı gibi, yeni Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi'ni 29 Ekim 2009'da açma sözüne de sadık kalmadı.


***

Bu tablo, Kadir Topbaş, Kenan Işık ve Orhan Alkaya gibi insanların ve iktidarı elinde tutan bu tür insanlara menfaatleri icabı çanak tutanların ipiyle kuyuya inilmeyeceğini bir kez daha gösterdi.

Topbaş, Işık, Alkaya üçlüsü Muhsin Ertuğrul Sahnesi'ni 2009 Ekim ayı içinde açma sözlerini tutmadılar. Ağızlarından çıkan ve defalarca tekrarladıkları sözün arkasında duramadılar. Sözlerinde durmadıkları gibi, Muhsin Ertuğrul Sahnesi 2009 Ekim ayı içinde açılacak diye saf saf, kuzu kuzu bekleyen tiyatroseverleri ve kamuoyunu adam yerine koyup herhangi bir açıklama yapma, hesap verme gereği de duymadılar.

Gelinen noktada artık Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin ne zaman açılacağına dair, bu tiyatronun ne zaman düzenli olarak perde açabileceğine dair somut ve belirgin bir tarih de yok ortada. Şimdi elde var bir belirsizlik.

İstanbul Şehir Tiyatroları resmi internet sitesindeki "Sahneler" başlıklı sayfasında, "Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi" linkine tıklandığında, "Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi (Harbiye Kongre Vadisi İnşaatı devam etmektedir.)" biçiminde bir ifadeyle karşılaşılıyor. Bunun dışında Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin perdelerini ne zaman açacağına dair herhangi bir açıklama ya da bilgi yer almıyor. (Bkz. İstanbul Şehir Tiyatrosu internet sitesi, Sahneler, Muhsin Ertuğrul Sahnesi)





Yine İstanbul Şehir Tiyatroları Kasım Ayı Programı incelendiğinde de, ufukta, Kasım ayı içinde "Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi"nde perdelerin açılacağına, oyun izlenebileceğine dair herhangi bir ifadeye rastlanmıyor. (Bkz. İstanbul Şehir Tiyatroları 2009 Kasım Oyun Düzeni)

Bu yazı içinde değindiğimiz iki somut örnekte açıkça görüldüğü üzere, Kadir Topbaş'ın verdiği sözleri yerine getirme konusundaki olumsuz sicili Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu'nun akibeti konusundaki kaygıları haklı olarak artırıyor.

Dilerim Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu'nun açılışı bir başka bahara ertelenmeden ve İstanbul Şehir Tiyatroları yöneticileri, sanatçıları ve tiyatroseverler daha fazla beklemek zorunda kalmadan, bir an önce Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu'nda yeniden dolu dolu tiyatroyu yaşamaya başlarlar.


Feridun Çetinkaya
8 Kasım 2009

Kurtuluş