2 Haziran 2009

İstanbul Şehir Tiyatroları, Kadir Topbaş ve Kenan Işık gibi belediye zabıtalarının şamaroğlanı olmaktan ne zaman kurtulacak?



I can see their divine patience,
but where is their divine fury?

(Galileo, Bertolt Brecht,
English Version by Charles Laughton,
Edited and with an Introduction by Eric Bentley,
Grove Press, 1966, New York, s.85)


***

Küçük Keşiş:
Peki siz gerçeğin, eğer gerçek ise,

kendisini biz olmadan da kabul ettireceğine
inanmıyor musunuz?

Galileo:
Hayır! Gerçek, ancak bizim kabul
ettirebildiğimiz kadarıyla vardır. Siz Fucino'lu
köylüleri anlatırken onların kulübelerini kaplayan
yosunlardan söz eder gibisiniz!
O köylüler harekete geçmedikleri ve kendileri için
düşünmeyi öğrenmedikleri takdirde,
en güzel sulama tesisleri bile işlerine yaramayacaktır.
Köylülerinizin o tanrılara layık sabırlarını görebiliyorum,
ama ya tanrılara layık öfkeleri nerede?

Küçük Keşiş: Siz yorgunsunuz!


(Bertolt Brecht,
Galileo, Çev. Ahmet Cemal,
Bütün Oyunları Cilt 7, Mitos BOYUT Yayınları,

İstanbul, 1997, s.140.)




Yaklaşık bir buçuk yıldır İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları (İBBŞT) genel sanat yönetmenliği görevini vekâleten yürüten Orhan Alkaya,
29 Mayıs 2009 günü, tiyatrocu Kenan Işık’ın sanat danışmanlığını yaptığı İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş tarafından, kendisine herhangi bir gerekçe gösterilmeden, (aynen kendisinin de bu göreve getirildiği gibi) antidemokratik siyasi bir müdahaleyle görevinden alındı.

Alkaya’nın yerine İBBŞT genel sanat yönetmenliğine, bu sefer kurum dışından bir isim, tiyatro oyuncusu ve yönetmeni Ayşenil Şamlıoğlu getirildi.


İBBŞT’de bundan önce yaşanan benzer genel sanat yönetmeni değişikliklerinde olduğu gibi, bir önceki Nurullah Tuncer-Orhan Alkaya değişikliğinde de tanıklık ettiğimiz gibi, Orhan Alkaya-Ayşenil Şamlıoğlu değişikliği de, yine tümüyle şeffaflıktan uzak, ilkesiz, “antidemokratik”, “anti-sanatsal/tiyatral” ve hepsinden önemlisi, “anti-insani” bir yaklaşım ve yöntemle gerçekleştirildi.


Kenan Işık’ın sanat danışmanlığını yaptığı Belediye Başkanı Kadir Topbaş, İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatroları Yönetmeliği
nin kendisine tanıdığı İstanbul Şehir Tiyatroları’na Genel Sanat Yönetmeni atama yetkisini, bir kere daha, son derece yanlış ve usturupsuz kullandı.


***

Hatırlanacağı üzere, Kenan Işıkın sanat danışmanlığını yaptığı Kadir Topbaş, yaklaşık bir buçuk yıl önce de, tiyatro sezonunun tam ortası denilebilecek bir dönemde, kamuoyuna hiçbir açıklama yapmadan, hiçbir gerekçe göstermeden, yine antidemokratik siyasi bir müdahaleyle, zamanın İBBŞT Genel Sanat Yönetmeni Nurullah Tuncer’i sorgusuz sualsiz görevden almış ve yine kamuoyuna hiçbir açıklama yapmadan, hiçbir gerekçe göstermeden yerine Orhan Alkaya’yı atamıştı.

Aynı Kadir Topbaş ve Kenan Işık ikilisi, bugün, yine kamuoyuna hiçbir açıklama yapmadan, hiçbir gerekçe göstermeden, aynı ben yaptım oldu dayatmasıyla bu kez (daha bir buçuk yıl önce yine kendi tasarruflarıyla bu makama getirdikleri) Orhan Alkaya’yı sorgusuz sualsiz görevden alıp (yani bir bakıma Alkaya'yı bu göreve getirmelerinin yanlış bir karar olduğunu kabul ederek, itiraf ederek, ama bu konuda kamuoyuna karşı bir özeleştiri, bir hesap verme sorumluluğunu yerine getirme gereği de duymadan), yine hiçbir açıklama yapmadan, hiçbir gerekçe göstermeden, yerine Ayşenil Şamlıoğlu’nu atadılar.


“...Ama Beni İktidar Yapan Müdahale İyidir” başlıklı yazımda ilkesel olarak sorguladığım ve eleştirdiğim Nurullah Tuncer-Orhan Alkaya değişikliği gibi, Orhan Alkaya-Ayşenil Şamlıoğlu değişikliğinin de tasvip edilebilecek, saygı duyulabilecek herhangi bir yanı olmadığı, bu müdahalenin de rutin, doğal ya da masum bir “görev değişimi” olarak görülemeyeceği açıktır.

Tiyatro eleştirmeni Seçkin Selvi’nin çok doğru ve haklı olarak “bir skandal”[1] diye nitelediği bu ilkesiz ve keyfi genel sanat yönetmeni değişikliğinin de, genel olarak tiyatro sanatının, özelde de, yaklaşık yüz yıllık köklü bir geçmişe sahip İstanbul Şehir Tiyatroları’nın değerleri, gerçekleri, doğruları, menfaatleri ve ihtiyaçları göz önünde bulundurularak yapılmadığı ortadadır.

Belediye Başkanı Kadir Topbaş ve Kenan Işık ikilisinin şeffaflıktan uzak ve antidemokratik bir yaklaşımla dayattıkları Orhan Alkaya-Ayşenil Şamlıoğlu değişikliği de,
neresinden bakılırsa bakılsın, özünde sanatı, sanatçıyı, tiyatroyu ve tiyatrocuları hedef alan, vandalca bir siyasi müdahaledir.


***

Tiyatronun doğası gereği, tiyatrocuların
ilkesel olarak, istisnasız her şart ve durumda, her türlü haksızlığa, adaletsizliğe, her türlü antidemokratik müdahale ve yaptırıma karşı çıkmaları, karşı durmaları beklenir. Hele hele bir sanat kurumuna, bir tiyatroya yönelik haksız ve uygunsuz bir müdahale söz konusuysa, bir tiyatro sanatçısının buna, en azından refleks olarak, ciddi bir tepki göstermesi kaçınılmazdır. Bu tepkiyi göstermek bir bakıma her tiyatro insanının yükümlü olduğu bir görev, bir sorumluluktur.

Bir tiyatro sanatçısı olarak İstanbul Şehir Tiyatroları genel sanat yönetmenliği görevine layık görülen Ayşenil Şamlıoğlu’nun, kamuoyuna yapacağı ilk açıklamalarla ortaya koyacağı yaklaşım ve tutumu, bu çerçevede büyük önem ve anlam taşımaktadır.


Bakalım, yeni İBBŞT Genel Sanat Yönetmeni Ayşenil Şamlıoğlu, yöneticilik koltuğuna oturur oturmaz, tiyatrocu ve sanatçı kimliğini unutmadan, bir politikacı gibi demagoji yapmadan, İstanbul Şehir Tiyatroları için umut vaadedecek ilkeli bir duruş sergileyebilecek mi?

Şamlıoğlu, öncelikle ve esas olarak, Belediye’nin İstanbul Şehir Tiyatroları ve genel sanat yönetmenlerini hedef alan keyfi ve antidemokratik her türlü siyasi müdahalesinin sanatın ve tiyatronun doğası gereği kabul edilemez olduğunu dürüstçe, açıkça ve kararlılıkla ifade edip bu durumu eleştirebilecek mi?

Daha da önemlisi, kamuoyuna öncelikle İstanbul Şehir Tiyatroları üzerindeki bu antidemokratik vesayeti ortadan kaldırmak üzere çalışacağını, önündeki en önemli ve öncelikli görevin İstanbul Şehir Tiyatrolarını gerçek anlamda özerk bir yapıya kavuşturabilmek için mücadele etmek olacağını beyan ve taahhüt edebilecek mi? Yağmasa da gürleyebilecek mi?

Yoksa Şehir Tiyatroları’nın çiçeği burnunda Genel Sanat Yönetmeni Şamlıoğlu da, tıpkı çiçeği burnunda bir genel sanat yönetmeniyken “...Nurullah Tuncer hangi gerekçeyle alındı?' diye bir soru sormuyorum. Çünkü Nurullah'ın görevden alınması değil görevin bana verilmesi söz konusu olan. Bu son derece doğal bir genel sanat yönetmeni değişimi. Dünyanın her yerinde birisinin başarısızlığından ötürü görevden alınması değil birisinin projesiyle birlikte göreve gelmesidir esas olan.”[2] diye kestirip atan Orhan Alkaya gibi
, gözlerimizin içine baka baka, Demirelvari demagojilerle, kendisine genel sanat yönetmenliği bahşeden bu değişikliğin, “son derece doğal bir genel sanat yönetmeni değişimi” olduğunu söyleyip, daha en baştan Alkaya gibi omurgasız bir davranış mı sergileyecek?

Selefi Alkaya gibi Ayşenil Şamlıoğlu da, kendisine genel sanat yönetmenliği koltuğunu bahşedenlere şirin görünmek uğruna, Kadir Topbaş ve Kenan Işık’ın, İstanbul Şehir Tiyatroları’na ölümcül darbeler vuran, dolayısıyla Türkiye tiyatrosuna telafi edilmez zararlar veren antidemokratik uygulamalarına, siyasi müdahalelerine çanak tutmayı, bu ve benzeri siyasi müdahaleleri meşru göstermeyi mi tercih edecek?

Bu soruların yanıtlarını şimdilik bilmiyoruz. Ayşenil Şamlıoğlu'nun bu konulardaki tutumunu zaman içinde hep birlikte görüp değerlendireceğiz.


***

Ancak şu çok açıktır ki, Şamlıoğlu, kamuoyuna yapacağı ilk açıklamalarda, öncelikle ve esas olarak Belediye’nin İstanbul Şehir Tiyatroları ve genel sanat yönetmenliği makamı üzerindeki antidemokratik vesayetini ortadan kaldırmak üzere çalışacağını, mücadele edeceğini beyan ve taahhüt etmediği sürece ve gerçekten de öncelikle bu konuda mücadele vermedikçe, kamuoyunun gözünde inandırıcı olamayacak, kamuoyunun güvenini ve desteğini yanında bulamayacaktır.
Akıbeti Kadir Topbaş ve Kenan Işık’ın iki dudağı arasından çıkacak bir çift söze bağlı olan genel sanat yönetmenliği de (tıpkı Alkaya’nınki gibi) tiyatro kamuoyu indinde meşruiyet kazanamayacak, kabul görmeyecektir.

Çünkü özellikle İstanbul Şehir Tiyatroları
na yönelik siyasi müdahalelerin etkisiyle ayyuka çıkan samimiyetsizliğe, ilkesizliğe ve kirliliğe tanıklık eden tiyatro kamuoyu ile tiyatroseverlerin önemli bir kısmı, bugün artık en azından sezgisel olarak şu gerçeği idrak etmiş durumdadırlar:

Tiyatrocular, gelen ağam giden paşam zihniyetini terk etmedikçe, ilkeli ve tutarlı bir duruş sergileyip, kişiliklerini ve kimliklerini savunarak gerçek karakterlerini, tiyatrodan, tiyatrocu olmaktan gelen güçlerini açıkça ortaya koymadıkça; merkezi ve yerel yönetimlerin tiyatro sanatı ve sanat kurumları üzerindeki antidemokratik vesayetlerini ve yetkilerini, bu iktidar odaklarının tahakküm ve dayatmalarını ciddi ve kararlı bir şekilde sorgulamadıkça, bunlara karşı açıkça tavır alıp mücadele etmedikçe; koltuk sevdasına, iktidar uğruna, ancak siyasal iktidarlardan aldıkları icazetle ve ancak onların uygun gördüğü, izin verdiği sınırlar içinde kalarak var olmayı doğal saydıkları sürece, ülkenin kültür sanat yaşamına da, ülke tiyatrosuna da herhangi bir şekilde değerli ve anlamlı bir katkıda bulunamayacaklardır.



Feridun Çetinkaya
2 Haziran 2009



____________________________
[1] Cumhuriyet gazetesi, 31 Mayıs 2009.
[2] Orhan Alkaya, “
Alkaya Memnun: Projelerim Onay Görmüş”, Efnan Atmaca ile Röportaj, Radikal Gazetesi,10 Ocak 2008