25 Mayıs 2009

Nedim Saban'ın "Temiz Yayıncılık" Başlıklı Yazısına Katkı


Tiyatrokare'nin kurucusu,
sahibi ve sanat yönetmeni Nedim Saban, 21 Mayıs 2009 günü "Temiz Yayıncılık" başlıklı bir yazı yayımladı.

Bir yönüyle Saban'ın bu yazıyı kaleme almasına vesile olduğunu söyleyebileceğim, bir yönüyle bu yazının arka planı niteliğindeki, Nedim Saban'la yaptığımız yazışmayı (Sayın Saban'ın iznini de alarak) yayımlamanın yararlı olacağını düşündüm.


Çünkü bu yazışma aynı zamanda, "Temiz Tiyatro", "Temiz Tiyatro Yayıncılığı" kisvesi altında tertiplenen, ancak gerçekte, sadece ve doğrudan doğruya tiyatro yazarı Coşkun Büktel ile tiyatrocu Hilmi Bulunmaz'ı hedef göstermekten, karalamaktan başka hiçbir amaca hizmet etmediği son derece açık olan, "Kınıyoruz" başlıklı düzmece ve "şaibeli" linç kampanyasıyla ilgili bir belge niteliği taşıyor (Hem konuyla ilgili üçüncü kişiler hem de konunun kamuoyuna yansımış bölümüyle ilgisi bakımından).

Nedim Saban'la yaptığımız bu yazışmayı, yukarıdan aşağıya tarih sırasıyla, Tiyatro Fanzini ziyaretçilerinin dikkatine sunuyorum:



-------------------------------------------------------------------------------------
1. Mesaj
-------------------------------------------------------------------------------------


----- Original Message -----
From: Nedim Saban
To: Feridun Cetinkaya
Sent: Tuesday, 12 May, 2009 6:01:46
Subject: katılımınız bizi onurlandıracaktır


TİYATRO SANATÇILARI SEYİRCİ KALMAYIN DİYOR

Türk Tiyatrosu'nun değişik isimleri, oyuncuları, özel tiyatro sahipleri, eleştirmenler, tiyatro yazarları, yönetmenler, sahne tasarımcıları, sahne emekçileri, ülkemizde yaşanan son gelişmelere duyarsız kalınmaması konusunda 18 Mayıs 2009 Pazartesi 11.00'de Galatasaray Lisesi önünde buluşup Taksim Özgürlük Anıtına Çelenk bırakarak, Ulu Önder Atatürk'e saygı duruşunda bulunacaklardır.

"Sessiz Kalmayın" başlığıyla düzenlenecek olan gösteride,
katılımcı dernek ve tiyatrolar aşağıdaki sloganların yer aldığı pankartları taşıyacaklar:

*YARGI SİYASALLAŞIYOR. SEYİRCİ KALMAYIN!
*ÇAĞDAŞ EĞİTİM HERGÜN DARBE YİYOR. SEYİRCİ KALMAYIN!
*ONLAR–BİZLER DİYE KUTUPLAŞTIRILIYORUZ. SEYİRCİ KALMAYIN!

*LAİK CUMHURİYET TEHLİKEDE. SEYİRCİ KALMAYIN!

*BİLİMİN IŞIĞI KARARTILIYOR. SEYİRCİ KALMAYIN!


Ayrıca tiyatro ustaları aşağıdaki sloganları okuyacaktır.

*İNSAN ONURUNA SAYGI! BU HASRET BİZİM!
*ADALET! BU HASRET BİZİM!
*AYDINLIK YARINLAR! BU HASRET BİZİM!
*KUL DEĞİL YURTTAŞ! BU HASRET BİZİM!

*DÜŞÜNCE ÖZGÜRLÜĞÜ! BU HASRET BİZİM!

Değişik görüşlere sahip tiyatro sanatçılarının uzun süreden bu yana ülkenin yarınları için en büyük dayanışması olması beklenen sözkonusu protestoya katılmak isteyen dernek, kuruluş ve şahısların , 13 Mayıs Çarşamba gününe kadar ...................... e-posta adresine bildirmelerini rica ederiz.


YURUYUSUMUZU BELLI BIR ESTETIK VE DISIPLIN ICERISINDE
SONLANDIRMAK ICIN BASIN MENSUPLARININ YURUYUS SIRASINDAKI SORULARINA TOREN BITIMINDE YANIT VERMENIZ VE YURUYUSU KESIN BIR SESSIZLIK ICINDE TAMAMLAMANIZ RICA OLUNUR.
MESLEGIMIZLE ILINTILI HERKESE BU ILETIYI ULASTIRARAK KATILIMI COGALTABILECEGIMIZI UNUTMAYALIM.

SAYGI VE SEVGILERIMIZLE

DÜZENLEME KOMİTESİ
ENGIN CEZZAR,
FUSUN AKATLI,
GENCO ERKAL,
GULRIZ SURURI,
NEDIM SABAN,
TILBE SARAN,
ZUHAL OLCAY


-------------------------------------------------------------------------------------
2. Mesaj
-------------------------------------------------------------------------------------


----- Original Message -----
From: Feridun Cetinkaya
To:
Nedim Saban
Sent: Sunday, May 17, 2009 2:46 PM
Subject: Re: katılımınız bizi onurlandıracaktır


Sayın Nedim Saban,

Yaklaşık 15 gün önce, sizinle görüşmek niyetiyle asistanınızı telefonla aramıştım. Asistanınız konuyla ilgili sizi bilgilendireceğini ve benimle iletişim kurmanızı sağlayacağını belirtmişti.

Ancak aradan iki gün geçtiği halde, asistanınızdan ya da sizden herhangi bir yanıt gelmeyince (ki "Balıkesir Muhallebicisi" olayı hakkında bilgi almak için sizinle yine aynı yolla iletişim kurmaya çalıştığımda, bana hemen bir iki saat içinde ulaşmış, yanıt vermiş, beni hemen aramıştınız), asistanınızı yeniden arayarak notumu size ulaştırıp ulaştırmadığını sormuştum. Asistanınız, notumu size ilettiğini kesin olarak teyit ettikten sonra, bir geziye çıkmak üzere olduğunuzdan, benimle ancak bu gezinin dönüşünde (8-9 gün sonra) iletişim kuracağınızı söylemişti.

O gün bugündür sizden bir haber, bir ses bekliyordum ki aşağıdaki davetiniz tarafıma ulaştı; bu mesajınızdan sonra da sizden bir ses beklemeyi sürdürdüm (ta ki davette bulunduğunuz yürüyüşünüze bir gün kalaya kadar). Ancak sizden benim görüşme talebime karşılık hiçbir ses çıkmadı. Anlaşılan beni yürüyüşünüze davet etmeyi önemsiyor, ama nedense benim görüşme talebime aynı derecede önem vermiyorsunuz.

Ben yine de sizin
"TİYATRO SANATÇILARI SEYİRCİ KALMAYIN DİYOR" davetinizi duymazlıktan, görmezlikten geliyormuş, önemsemiyormuş gibi davranmayayım; insanlar arası iletişimin asgari bir gereği olarak, dürüstçe çağrınızı yanıtlamış olayım.

Şayet bana bu davet mesajını göndermeden önce beni aramış olsaydınız; sizinle aşağıdaki görüşlerimi ve hayal kırıklığımı paylaşacakım. Sizin de ilk imzacılarından olduğunuz Coşkun Büktel ve Hilmi Bulunmaz aleyhinde düzenlenen imza kampanyasına "beni ikna etmeniz halinde"(?) benim bile imza vermeyi düşünebileceğimi söyleyecektim(?) Sizin haksızlığı ve ikiyüzlülüğü böylesine açık, böylesine aşikâr bir kampanyaya hangi gerekçelerle destek vermiş olduğunuzu içtenlikle anlamaya çalışacaktım. Ama görüyorum ki "bugün" artık bunun hiçbir anlamı ve önemi kalmadı. Bunun cevabı son derece açık bir şekilde ortada görünüyor.

(Her zaman ve her durumda kanıt ve belge göstererek, isim vererek ülkemiz tiyatrosuyla ilgili somut gerçekleri yazmayı, hakikati söylemeyi şiar edindiği için, zaten 20 yıldır halihazırda son derece haksız bir biçimde dokuz köyden kovulmuş, aforoz edilmiş olan; 20 yıldır yakından bildiğim ve çok iyi tanıdığımı söyleyebileceğim)
Coşkun Büktel gibi "gerçek anlamda" dürüstlüğüyle maruf, liyakat sahibi, tutarlılık ve ahlak timsali çok önemli ve değerli bir insana karşı, ("üretimleriyle", oyunları, çevirileri, eleştiri ve inceleme kitaplarıyla çok açık bir şekilde ortada olduğu üzere oyun yazarı, çevirmen ve eleştirmen olarak) çok önemli ve değerli bir tiyatro insanına karşı, düzmece bir bildiri ve düzmece gerekçelerle tertiplenen "linç kampanyasına" destek vermeyi içinize sindirebilmiş olmanız, böyle kirli bir kampanyaya "alet olmanız", üzülerek söylüyorum ki, bende çok büyük bir hayal kırıklığı yarattı.

(Hele bunu, sırf Coşkun Büktel'e yönelik aforoza karşı çıktığım için beni de hedef alan, açıkça ve doğrudan kişiliğime yönelik mesnetsiz ve çirkin suçlamalarda bulunan, benim fotoğraflarımı da çeşitli biçimlerde deforme ederek, üzerine soru işaretleri yerleştirerek, açtıkları "fasistler.blogspot.com", "kanalizasyondan.blogspot.com" gibi intenet sitelerinde yayımlayan birtakım insanların peşine takılarak, "temiz tiyatro", "temiz tiyatro yayıncılığı" adına yapmış olmanız, ayrıca büyük bir talihsizlik olmuştur.

Dahası Coşkun Büktel'i gamalı haçlı fotomontajlarla resmedip Tiyatro Tiyatro Dergisi internet sitesinin anasayfasından günlerce ve defalarca yayımlamakta sakınca görmeyen insanların yaptıkları "kirli yayıncılığa" sessiz kalırken, bu insanların açtıkları kirli sitelerde sizi köşe yazarı gibi göstemelerinden herhangi bir rahatsızlık duymazken, sözde "Temiz tiyatro yayıcılığı" paravanı altında tertiplenen Büktel'e yönelik linç kampanyasına ortadaki bütün bu kabul edilemez tutarsızlıklara karşın, bütün bunları bile bile, imza vermenizi çok büyük bir şaşkınlıkla ve hayretle izledim.)

Burak Caney takma adlı internet sapığının ve destekçilerinin aylar boyunca özellikle Büktel ve Bulunmaz'ı hedef alan (mesela Coşkun Büktel'in fotoğrafını dansöz kıyafetiyle fotomontajlamak gibi, Hilmi Bulunmaz'ın 15 yaşındaki kızınını Facebook'taki fotoğrafını deforme ederek "Bataklıkta bir Bulunmaz" başlığıyla yayımlamak gibi) en iğrenç saldırılarına bugüne dek hiçbir tepki göstermeyip, üstüne üstlük Burak Caney'i desteklediklerini açıkça itiraf etmiş olan bu insanların peşine takılarak, yine doğrudan doğruya, (tiyatro alanında hakikatin ve hakikat sevgisinin hakim olması için mücadele veren) Büktel ile Büktel'e yönelik aforoza karşı çıkan Bulunmaz'ı hedefe koyan, "hedef gösteren" (ama ne ilginçir ki yine, Burak Caney takma adlı internet sapığı sözde tiyatro yayıncısının kirli faaliyetlerinden bir tek kelimeyle dahi olsun şikâyet etmeyen) bu son derece kirli, ikiyüzlü ve çifte standartlı Cadı Kazanı tertibine katılmış olmanız dolayısıyla; yani gerçekleri ve hakikati duruma, konjönktüre göre görmezden gelebilen bir anlayışta olduğunuzu çok açık bir şekilde sergilediğiniz için...

Sizin ve bu "düzmece" linç kampanyasına, Cadı Kazanı tertibine çanak tutmuş, alet olmuş pek çok "tiyatrocu"nun öncülük ettiği, katıldığı bu yürüyüşü de, böylesi kirli bir linç tertibine suçortaklığı etmekte sakınca görmemiş insanların sarf ettiği ,

*ONLAR –BİZLER DİYE KUTUPLAŞTIRILIYORUZ. SEYİRCİ KALMAYIN!
*BİLİMİN IŞIĞI KARARTILIYOR. SEYİRCİ KALMAYIN!
*İNSAN ONURUNA SAYGI! BU HASRET BİZİM!
*ADALET! BU HASRET BİZİM!
*DÜŞÜNCE ÖZGÜRLÜĞÜ! BU HASRET BİZİM!

gibi sloganları da samimi, inandırıcı ya da değerli bulmam mümkün değildir.

Bu nedenlerle, düzenleyicisi olduğunuz,
"TİYATRO SANATÇILARI SEYİRCİ KALMAYIN DİYOR" yürüyüşüne bırakın katılmayı, (Büktel ve Bulunmaz'ı karalamakta, bir anlamda linç etmekte sakınca görmeyen birtakım insanların kendilerini çağdaş, uygar, bilimsellikten ve düşünce özgürlüğünden yanaymış gibi "yutturmaya" çalşacakları) böylesi manipülatif bir eylemi herhangi bir biçimde desteklemem de söz konusu olamaz.

Bilginize.

Feridun Çetinkaya


-------------------------------------------------------------------------------------
3. Mesaj
-------------------------------------------------------------------------------------


----- Original Message -----
From: Nedim Saban
To: Feridun Cetinkaya
Sent:
Saturday, May 16, 2009 7:13:37 PM
Subject: katılımınız bizi onurlandıracaktır

Telınız kac bır yanlıs anlama var

Bu e-posta, Turkcell BlackBerry ile gönderilmiştir.



-------------------------------------------------------------------------------------
4. Mesaj
-------------------------------------------------------------------------------------


----- Original Message -----
From: Nedim Saban
To: Feridun Cetinkaya
Sent: Sunday, 17 May, 2009 20:31:45
Subject: Re: katılımınız bizi onurlandıracaktır

 Sevgili Feridun Çetinkaya,

Ben yurtdışındaydım.

Geldiğim günden bu yana sabah 06.00/14.00 yürüyüş organizasyonu, 15.00/21.00 Figaro provaları ile uğraşıyorum.

Ancak, beni arayan herkese geri dönerim. Kaldı ki, siz yazılarınız ve dünya görüşlerinizle benim için çok önemlisiniz. Sanırım asistanım notunuzu aktarmayı unuttu. Yoksa kesinlikle dönüş yapardım.

Hilmi, çocukluk arkadaşımdır. Coşkun Büktel, iyi bir entellektüel.

Mailinizden sonra; o aptal polemiğin imzacıları arasında yer aldığımı duydum. Mustafa'yı ziyaret ettiğimde, bu konuda bir yazı yazacağımı söyledim. Ama içeriğini bildirmedim. Ertuğrul Timur'a son derece saygı duyarım. Ama bu paparazzi diyalogu beni hiç ilgilendirmediği için,
imza vermem. Nasıl imzacı olduğumu inanın bilmiyorum. Konuyu araştıracağım ve imzamı, gerekçeleriyle 20 Mayıs'ya geri çekeceğim. Zaten vermediğim için geri çekmem sorun olmaz. Geri çekmek de denmez buna.

Fakat bütün bunların dışında, eyleme inanıyorsanız, katılmanız gerektiğine inanıyorum.

Ben de kırgın olduğum kişilerle beraber yürüyeceğim.

Kişisel kavgaları bırakalım, memleket sorunları için yürüyelim diyorum.

Yarın 11.00'da Galatasaray Lisesi'nde omuz omuza olmak dileğiyle...

Dostlukla...


-------------------------------------------------------------------------------------
5. Mesaj
-------------------------------------------------------------------------------------


----- Original Message -----
From: Feridun Cetinkaya
To: nedim saban
Sent: Sunday, May 17, 2009 11:12:48 PM
Subject: Re: katılımınız bizi onurlandıracaktır


Nedim Bey,

Mesajınızı aldım. Biliyorum, yarın önemli bir etkinliğiniz var.
Sizi bugün daha fazla meşgul etmeyeyim.

Gönderdiğiniz açıklamayla ilgili görüşlerimi size bilahere yazacağım.

İyi akşamlar.

Feridun Çetinkaya

Telefonum: (...) ... .. ....

-------------------------------------------------------------------------------------
6. Mesaj
-------------------------------------------------------------------------------------


----- Original Message -----
From: Nedim Saban
To: Feridun Cetinkaya
Sent: Thursday, May 21, 2009 10:06:05 AM
Subject: temiz yayıncılık






TEMİZ YAYINCILIK



İnternet medyasında uzun zamandır süregelen Hilmi Bulunmaz/ Coşkun Büktel, Mustafa Demirkanlı/ Ertuğrul Timur polemiğinin Temiz Yayıncılık kampanyasıyla sona ereceğini umuyordum. Hatta Mustafa Demirkanlı’ya bu kampanyaya destek vereceğimi söyledim. Bu kampanya hakkında ilk yazıyı ben yazmak istiyordum. Araya 18 Mayıs tiyatro eylemi girdi, ilk yazıyı yazmak mümkün olamadı, umarım bu son yazı olur. (Benim için ilk ve sondur)

Bu polemiği son derece yakışıksız ve çirkin bulduğum için, kendi adıma son yazı olacak. Yani polemiğin içine girmem! Niçin girmem?

Vaktim yok, çok önemli bir adam olduğum için mi? Yoo, insan iki saat erken uyanır ve vakit bulur isterse.

Çok önemli bir adamım, dedikodu sevmem diye mi? Aman yapmayın, herkes dedikoduya bayılır. Ama dedikodunun değişik formatları var. Bazıları dedikodu programı seyreder, kimi dedikodu yaparken çekirdek çıtlatır, kimi interneti gıdıklar, kimi dedikodunun içine büyük sözcükler koyup, onu sosyalist söylemmiş gibi gösterir!

Peki niye girmeyeceğim polemiğin içine! Eee tabi, serde azıcık bulaşığa bulaşmama korkusu da var. Hilmi, benim çocukluk arkadaşımdır. Bilir misiniz, çocukluk arkadaşlarınızı 30 yıl görmeseniz de höt derseniz korkarlar sizden. Anladığım kadarıyla bu Hilmi, ara sıra kendini tutamayıp pek de bulunmaz olmayan şeyler yapıyormuş. Onlara azzz sonra değineceğim.

Fakat bu polemiğe girmeme ve böylece son yazıya imza atma nedenimin, beş temel nedeni var:

1) Polemiğe çekilen isimler Özdemir Nutku’lar, Talat Halman’lar, yahu politik olarak katılın ya da katılmayın hayatlarını bilime adamış olan kişiler. Şu dönemde bir bilim adamı kaybetmeye hakkımız var mı? Tam da bizden bu beklenirken?

2) Coşkun Büktel’i, herhalde(?) sevmem. Herhalde diyorum çünkü tanımıyorum. Bir iki defa selam verdim, almadı. Böyle zorla selam alan tipler vardır, gıcık ederler beni. Acaip sevdiğim bir yazar da var aralarında. Dostum aynı zamanda. Ama kendisine selam vermek için 450 kalori harcamak gerek. Uğraşmıyorum. Polemiğe niye girmiyorum biliyor musunuz, hiç sevmediğim, selam bile vermediğim, Coşkun Büktel uğruna? Çünkü onun da entelektüel birikimine saygım var. (Entelektüel zekasından kuşkuluyum ama olsun ) Bu Coşkun Büktel, Theope diye çok önemli bir eser yazdı. Theope’yi ister tersten, ister düzden okuyun, önemlidir bence. Ardından, bir akıl oyunu olan Shakespeare’siz Herifler geldi. O da zekiceydi. Sonra Büktel, kendisini öfkeye verdi. Bu da bir yol. Biliyorsunuz, dünyada öfke edebiyatı diye bir şey var! (Bkz. John Osborne) Yazsana adam. Öfkeni yeni oyunlar yazarak kus. Yok bizim Büktel, yazmakla, internetten küfür etmeyi karıştırdı. İşte ben hiç sevmediğim, 450 kalori harcamamak için selam vermeyeceğim Büktel’in yeni eserlerini beklediğim için polemiğe girmek istemiyorum ve bu konudaki son yazıma bu nedenle imza atıyorum.

3) Ertuğrul Timur, çok önemli bir insan. Sosyalist olarak yazıyor, sosyalist olarak yaşıyor. Tiyatronun pisliklerini gördü, kenara çekildi. Ama sosyal anlamda, gençleri örgütleme ve çevresine yararlı işler yapmayı sürdürdü. Onu tanımıyorum. Bir iki kez yazıştık, dostça selamlaştık. Onu sayıyorum. Yıpranmasını istemiyorum. Polemiğe girersem, onların ya da ötekilerin tarafına çekilirim. Ne fenerli, ne galatalı olmaktan korkan salak tavırlı sanatçılardan değilim. Ama Ertuğrul’un dostluğunu kaybetmek istemem.

4) Feridun Çetinkaya çok önemli bir insan. Analitik zekaya sahip, tiyatro adına önemli yazılara imza atıyor.Onu tanımıyorum. Bir iki kez yazıştık, telefonda konuştuk. Böyle adamlar kolay kolay yetişmez Onu sayıyorum. Yıpranmasını istemiyorum. Polemiğe girersem, onların ya da ötekilerin tarafına çekilirim. Ne fenerli, ne galatalı olmaktan korkan salak tavırlı sanatçılardan değilim. Ama Feridun’un dostluğunu kaybetmek istemem.

5) Demirkanlı’nın kişiliğini bilmem, fazla tanımam ama dile kolay 16 yıldır bir dergi yaşatıyor. Bakın internet sitesi ayakta tutmak başkadır, matbaasıyla, SSK’sıyla, vergisiyle uğraşmak başka. Mustafa mutlaka yanlışlar yapmıştır. Çocukluk arkadaşım olmadığı için hött desem korkutamam ama saygı duyarım bu adama! Yıpranmasını istemiyorum. Polemiğe girersem, onların ya da ötekilerin tarafına çekilirim. Ne fenerli, ne galatalı olmaktan korkan salak tavırlı sanatçılardan değilim. Ama Mustafa’nın dostluğunu kaybetmek istemem. (Kaldı ki ben Rahmi Dilligil’i insan olarak çok severim, bu konuda Mustafa ile karşı karşıya da gelmişimdir. Tiyatro Dergisi’nde oyunlarım hakkında kötü eleştiriler çıkmıştır ve umarım hem kötü, hem iyi yazılar çıkmaya devam eder. Fakat bu dergiyi yaşatmak bir sosyal sorumluluktır kanımca.)


Ulan Nedim Saban, sen ne kadar çanak yalayıcıymışsın ki, sırf dost kaybetmemek için, polemikten korkuyorsun?


2009, 2010, 2011, 2012, 2013,2014 ( yapılırsa genel seçimlere kadar) dost kaybetme yılı değildir. 27 Mart tarihinde AKM önündeki konuşmamda avazım çıktığı kadar bağırdım, sonra da sesim geri gelsin diye dört gün iğne yedim. Birbirimizi sevmek zorunda değiliz ama memleketin ortak çıkarlarında birleşmek zorundayız diye düşünüyorum.

Nedir ortak çıkarlar? En basitinden üretme hakkı, konuşma özgürlüğü, “ben Atatürk’ü seviyorum ya da sevmiyorum, Marksistim, Leninistim, Komünistim, ateistim, laik değilim” diyebilme hakkı!

Bu nedenle dün Amatör Tiyatrolar Çevresi’nin de çağrısını son derece doğru bulduğumu yineliyorum.

Kaldı ki, insan Tiyatro Dergisi’nin ya da tiyatroyun sitesinin ya da Coşkun Büktel’in sitesinin ziyaretçisi olduğu zaman Augusto Boal hakkında geniş bir yazı okumak ister, oyunculuk teknikleri hakkında bilgilenmek ister! Kime ne Demirkanlı ile Bulunmaz kavgasından? (Çok mu ünlüsünüz de, sizin birbirinizle kavganızla ilgilensin necip milletimiz? Ya da pek mi yakışıklısınız da, yakışıksız hareketlerinizle dikkat çekiyorsunuz?)


Demirkanlı beni Temiz Yayıncılık konusunda aradığında ilk yazıyı yazacağımı söyledim, destekleyeceğimi söyledim, maili çok kişiye ulaştıracağımı söyledim ama imza vereceğimi söylemedim. Belki de aramızda iletişimsizlik olmuştur, imza da vermişimdir. (Ne güzel değil mi, imzaları ver ver, sonra Öztürk Serengil’in aydınlar dilekçesini kooperatif çağrısı sanması gibi önce sağa, sonra sola…) Eee doğrusu serde azıcık Bulunmaz/ Büktel korkusu da yok değil….

Bu korkumu psikyatrımla paylaşmak için paracıklarımı ayırmayı düşünürken, kapı çaldı. Bu saatte (07.14) kapı çalmaz…. Neyse polis değilmiş. Dün saatimi tamire vermiştim. Erken uyandığımı bildiği için saatçi çocuk, işe gitmeden önce çatkapı yapmış.

Bankamı aradım geçen gün. Kredi kartı borcunu geciktirdiğimi biliyorum. Ödemek üzere onlar aramadan, ben çatkapı ettim. Telefondaki operatör doktor “Yakın takiptesiniz” dedi. Serde serserilik var, telefonlar da banka tarafından dinlemeye alınıyor ya, bir çığlık benden: “Polise mi verdiniz?” Kadıncağız, sakinleştirdi: “Öyle değil efendim , biz takip ediyoruz”

Şimdi, bu Bulunmaz/ Büktel de bizim toplumsal paranoyamızdan faydalanarak bir yol geliştirmişler. (Pardon şu anda yanıma köpeğim Çiço geldi)

Kendilerine karşı gelen herkesi teşhir etme, adlandırma, sınıflandırma.
Onların yanındaysan bulunmazsın, yanlarında değilsen, bulunursun.

Çanak yalayıcısın!

Evet, bir dönem, ben çanak yalayıcısı köpek olmuştum çünkü Bakanlıktan yardımı alıyor tiyatrom. (Tamam Çiço, sakin ol, oğlum)

Çiço, biz hangi bakanlıklardan yardım alıyorduk?

Evet Sanayi, Dışişleri, İçişleri, Tarım ve Hayyyvancılıkkkk….

Sonra Atatürk Kültür Merkezi eyleminden sonra, ödeneğimizi yarıya düşürdüler. Herhalde bizden artan parayla AKM’yi onarıyorlardır.

Mustafa Demirkanlı, ben kooperatif yardımı sandığım halde , temiz yayıncılık kampanyasının altına imzamı koymuş, Baktım ki , birden linç kampanyacısı oluvermişim. (Yahu çocuklara bile arkadaşını sıfatlandırma diyoruz. “güzel” “akıllı” deme, tanımlarsan tanıyamazsın çünkü)


Şimdi imzamı geri çeksem, demokrat olacağım. İmzam yerinde dursa… (dur Çiço, sana oyuncağını, yazı bittikten sonra vereceğim.)

Temiz Yayıncılık Kampanyası pek de temiz durmuyor çünkü taraflar birbirlerine masadan masaya meyve göndermeye devam ediyorlar. Demirkanlı’ya temiz yayıncılık kampanyasına başlar başlamaz, tüm kirli yayınları kesmek yaraşırdı ama o, halen devam etti.

Kaldı ki, işin sonunda, savcılar polisler var, ki solcunun solcuyu savcı polis mahkemeyle korkutması zaten nahoş!

Evli olmadığım için günün önemli bir bölümünü internette geçirdiğim halde temiz yayıncılık kampanyasında imzam olduğunu Feridun Çetinkaya’dan öğrendim.

Ama farz edin ki imza vermişim, Bulunmaz Tiyatro’nun, bin kişinin kenetlendiği 18 Mayıs eylemine, sırf onların aleyhinde imzam var diye katılmaması, tuhaf değil mi? Yahu orada 20 yıldır kavgalı olan kişiler kenetleniyor. Sen, eylemin söylemini beğenmiyorsan katılmazsın, bu demokratik hakkındır, ama ben varım ya da diğer imzacılar var diye gelmemek, sana karşı gelene hemen bir sıfat yakıştırmak, işte Hilmi Bulunmaz, genel seçimler yapılana kadar, sana bunu yasaklıyorum.

Çocukluk arkadaşım Hilmi’ye höt demek için telefon açtığımda, onun sosyalist ahlağından bir kez daha emin oldum. “Sana karşı ayrımcılık yapılırsa, yine yanındayım” diye kapattı telefonu.

Burak Caney diye kusmuktan bir sanal kahraman yaratılması, insanların özeline girilmesi, aptal saptal fotomontajlarla zaman harcayarak yetenek köreltmeler konusunda mutlaka iki tarafın da söyleyecekleri vardır. “Düşmana, düşmanın teknikleriyle saldırıyoruz!”

Ben de diyorum ki, siz birbirinizden nefret ediyorsunuz ama düşman değilsiniz, olamazsınız! Daha doğrusu olmamalısınız, olsanız da çaktırmamalı, bu konuda çok fazla kalori harcamamalısınız.

Amatör Tiyatrolar Çevresi’nin bildirisinde olduğu gibi, bu saldırılarda magazin teknikleri kullanılması, depolitizasyon oyunlarına başvurulması, aslında tarafların beyinlerinin sadece yüzde onluk kısmını kullanmalarından ibarettir!

Şimdi tarafların beyinlerinin, varsa diğer yüzde doksanını gösterme zamanı gelmiştir çünkü varsa düşmanlar örgütlenmekte ve varsa düşmanlar aynen bu kavgaları beklemektedir.

Hep olumsuzluklardan mı sözedeceğiz, biz en önce tatlıcıyız, değil mi efendim:

1) Bu siteler toplumun bilinçaltını ortaya çıkardıkları için bir kontrol mekanizması oluşturmuşlardır. Yazının başında kim dedikoduyu sevmez demiştik ya, bu siteleri sırf kim kime düşmüş diye okuyan pek çok kişi vardır. Şimdi, site sahipleri, varsa beyinlerinin yüzde doksanını kullanarak, işi akademik eleştiri boyutlarına taşımak zorundadırlar.

2) Hazır Özdemir Hocalar, Talat Hocaları bile aşağılamışken, daha iyisini yapın da görelim. Kendi kendinizin çıtasını yükselttiniz.

3) Coşkun Büktel, Türk Tiyatrosu’nun korkulan adamıdır ama Türk Tiyatrosu’na faydası sadece Theope değil: Ali Taygun gerçeği olmuştur! Amerika’da tiyatro öğrencisiyken (gençtim, güzeldim), Barış Derneği davasından tutuklu Ali Taygun için imza topluyordum ve Robert Brustein (ki artık ben de artık Şehir Tiyatroları kurumunu yıpratmamak için genel sanat yönetmeni hakkında sansür ve sanatçı hakları dışında genel seçimlere kadar tek bir söz yazmamaya karar verdim...isterlerse Amerika’nın politik figürü Robert Brustein hakkında bir araştırmayı tiyatroyun’a armağan ederim ) başta olmak üzere, herkes Taygun için genius (dahi) diyordu ve düşünmeden imza veriyordu. Sonra değerli Ali Taygun hapisten çıktı, kendisine selam vermek için sırasıyla 150/ 250/350/450 kalori harcamak lazım geldi. Ancak Theope’ye çattıktan sonra, haddim olmayarak söyleyeyim rejisör olarak ciddi biçimde genius çizgisini tutturmak için zorlanır oldu. Yani Coşkun Büktel, bir yazar olarak bir yönetmeni ciddi biçimde zorladı. Büktel’den herhalde her yönetmen korkar. Ama belki Büktel yazar, Bulunmaz yönetir, ya da yeni bir genius bulunur ya da hapiste birisi varsa ona imza desteği verilir.


Çiço havladığı için, lafı şöyle bağlıyorum.

Temiz Yayıncılık çağrısına imza verdiysem, ben bunu bal gibi kooperatif çağrısı sanmıştım. İmza geri çekilecekse, bunu bal gibi geri çekiyorum.

Ama imzamı geri çektiğim için, Hilmi Bulunmaz beni kahraman ilan edecekse, “erken kalkanın kahraman olduğu bir çağda” aman bu kahramanlık kalsın. O zaman iki üç imza daha veriyorum!

İmza vermeseydim, zaten bu kampanya çok temiz olmadığı için şimdiden sonra kesinlikle vermezdim. Sitelerinizin değerini bilin. Zamanında deniz manzaralı siteleri kapmışsınız. Erkenden doğalgaz bağlatmışsınız. Ziyaretçileriniz var diye şımarmayın. Türkiye’de kaçak inşaat diktirmekten daha kolay bir şey yok. Sitenizin üzerine iki kat çıkarlar vallahi! Birbirinizle kavga etmeye devam edecekseniz, temiz yayıncılık dahil olmak üzere ne yaparsanız yapın, ama o zaman ben de buradan şu çağrıyı yaparım: Ey eleştirmenler, tiyatro sahipleri, tiyatrocular, sivil toplum örgütleri gelin birleşelim, onlar kavga etsinler, biz bu kavgaya taraf olmamak için temiz yayıncılığı başlatalım:

BUGÜNDEN İTİBAREN MEMLEKETİN EN BÜYÜK KAVGASININ BU OLDUĞUNU SANANLARA, HİÇBİR BASIN BÜLTENİ, FOTOĞRAF, HABER, YAZI, ARAŞTIRMA GÖNDERMEYELİM.

Bırakın, sadece birbirlerini yazsınlar.

Dostlukla...


-------------------------------------------------------------------------------------
7. Mesaj
-------------------------------------------------------------------------------------


----- Original Message -----

From: Feridun Cetinkaya
To:
Nedim Saban
Sent: Thursday, May 21, 2009 7:14 PM
Subject: Re: katılımınız bizi onurlandıracaktır

Sayın Nedim Saban,

Öncelikle, aşağıdaki "Temiz Yayıncılık" başlıklı yazınızda geçen hakkımdaki "dozunu titizlikle ayarladığınız" övgüleriniz için "teşekkür ederim".

En başta ve özellikle hakkımdaki bu, "iki tokat saldıran çocuğa, iki tokat da saldırıya maruz kalan çocuğa adalet anlayışınızla" bağışladığınız "sayıyla hesaplı" övgüleriniz olmak üzere, yazınızdaki bir tek virgülü bile herhangi bir şekilde samimi, anlamlı ya da değerli bulmadığımı söylemek istiyorum.

***

Ben, gönderdiğiniz yürüyüş davetine neden icabet etmeyi uygun görmediğimi açıklayan bir yanıt göndermiştim size. Sizden herhangi bir talepte bulunmadığım halde, siz bunun üzerine gönderdiğiniz mesajda kendi kendinize aynen şöyle bir beyanda bulunmuştunuz:

"Ama bu paparazzi diyalogu beni hiç ilgilendirmediği için,
imza vermem. Nasıl imzacı olduğumu inanın bilmiyorum. Konuyu araştıracağım ve imzamı, gerekçeleriyle 20 Mayıs'ya geri çekeceğim."

Ama bugün görüyorum ki, sırf yekten, açıkça ve kolay anlaşılır bir şekilde, "ben imza atmadım, imzam benim iradem dışında kullanılmış" dememek için, sizin bilginiz ve inisiyatifiniz dışında ortaya çıktığını söylediğiniz bu nahoş vaziyeti kurtarmak amacıyla, karmakarışık ve tümüyle inandırıcılıktan uzak, son derece anlamsız ve kötü bir yazı kaleme almışsınız.

(Böyle bir yazıyı, 20 gündür imzanız orada durmadan önce, hatırladığım kadarıyla ilk beş ya da on imzacı arasında sizin ve tiyatronunuzun adı geçmeden/yem olarak "kullanılmadan" önce yazmış ve yayımlamış olsaydınız, belki ancak o zaman bir nebze de olsa inandırıcı ve anlamlı olabilirdi. Ayrıca, günlerdir internet sitelerinin manşetinden inmeyen bu kampanyada sizin ve tiyatronuzun imzasının olduğunu bilmemeniz de, bundan haberinizin olmamasını da hiç inandırıcı bulmadığımı eklemeliyim.)

***

Gördüğüm kadarıyla yazınızda, haksızlık edildiğini düşündüğünüz, ("Fransızca'da 16. yüzyılda yazılmış Theope diye bir oyun var" diyerek tiyatro yazarı Coşkun Büktel ve oyunu Theope hakkında şaibe yaratmak amacıyla ortaya bir iddia atan ve CD kaydıyla belgelenen bu iddiasını 5 yıldır belgeleyemediği, kanıtlayamadığı halde herhangi bir biçimde Büktel'den özür dilemeye de yanaşmayan) Özdemir Nutku'yu bile araya sıkıştırıp tenzih etmeye, savunmaya mesai ayırırken (tiyatro yazarı Coşkun Büktel'e iftira mı edilmiş? Boşver canım Büktel'i, değil mi Coşkun, değil mi Büktel? Haşa, Özdemir Nutku'nun Büktel'e ve yapıtına açıkça iftira etmesi mesele değildir, mutlaka bir "yanlış anlaşılma" olmuştur, sadece ve olsa olsa bu konunun açıkça konuşulması tartışılması suçtur[?] Tiyatro da hakikat de bu demek değil midir zaten!) aynı zamanda beni de Timur'un çirkin saldırılarının bir mağduru olarak değil sanki bu tartışmanın bir tarafıymışım gibi araya sıkıştırmış, sanki siz polemiğe dahil olursanız nedense ben de "yıpranması" muhtemel bir kişi olacakmışım gibi bir izlenim yaratmışsınız.

Belki farkındasınız, belki de değilsiniz ama: Ben, bugüne dek ne
bu tümüyle haksız "linç kampanyası"nı tertipleyenler ne de bu kampanyayı imzalarıyla destekleyenler arasında yer aldım, ne de bu konuda bir Büktel ve Bulunmaz "taraftarı" olarak hareket ettim.

Demirkanlı-Timur ve Büktel-Bulunmaz arasındaki, kendimce en doğru şekilde "Özdemir Nutku Skandalı ve Burak Caney Kirliliği Üzerine Bir Polemik" olarak tanımlayabileceğim ipe sapa gelmez tartışmanın sapa sapa geldiği bu linç, bu toplumsal histeri noktasında, kampanya düzenleyicileri ve destekçilerinden (örneğin Can Törtop'tan ve sizden bile) daha tarafsız bir konumda bulunuyorum. (Coşkun Büktel'in yakın bir dostu olmam, sizin son derece saygı duyduğunuz Demirkanlı ve Timur'un deyimleriyle, Büktel'in "müridi", "adamı", "uşağı" olmamın konuyla ilgisi dışında.)

Bu durumda, sizin bu polemiğe girmeniz beni neden yıpratsın ki? Bunu anlayamadım...

Beni yazınızda, neden tıpkı Ertuğrul Timur'un uzun bir süredir yapmaya uğraştığı gibi bu polemiğin "bir tarafı" imişim gibi göstermeye çalıştınız ve herhangi bir şekilde "yıpranmam" kaygısını duydunuz acaba...

Ortada benim yıpranmamı gerektirecek herhangi bir durum mu var?

Zaten sizin zahmet etmenize de, çok geç kalmış bir kaygı duymanıza da gerek yok, son derece saygı duyduğunuzu söylediğiniz Ertuğrul Timur, bu konuda beni son derece çirkin yöntemlerle yıpratmak ve bu pisliğe çekmek için bugüne dek yapmadığını bırakmadı. Elinden geleni ardına komadı. Bu tavrını hâlâ bugün de sürdürüyor.

Ben size, sadece Büktel'i destekleyen yazılar yazdığım için, fotoğrafımın üzerine soru işaretleri konularak bu tartışmaya çekilmeye çalışıldığımdan, Büktel'i kirli yayıncılıkla itham edenlerin bizatihi kendilerinin Büktel'in gamalı haçlı fotomontajlarını imal edip sitelerinin anasayfasında yayınladıklarından vb. ilk mesajımda söz etmiştim. Ama siz (Coşkun Büktel'in size selam vermemesinden ve Hilmi Bulunmaz'ın hiçbir zaman tasvip etmediğimi açıkça kendisine ifade ettiğim ve yüzüne karşı sert bir şekilde eleştirdiğim çanak-köpek resimlerinden "haklı olarak" açıkça isim vererek söz ettiğiniz halde, Büktel ve Bulunmaz'ı açıkça adlarıyla sanlarıyla mahkûm etmekten kaçınmadığınız halde) Demirkanlı ve Timur'un fotomontaj rezaletlerinden (şu gamalı haçlı Büktel fotomontajı mesela ya da şu en yenisinden ampül içindeki Ulvi Alacakaptan fotomontajından) bir tek kelimeyle dahi olsun (yine özenle) açıkça söz etmeden, bu kirli yayıncılığı adıyla sanıyla anmaktan kaçınmışsınız. FAŞİSTLER ve KANALİZASYONDAN adlı siteler kurup açıkça insanlara çirkin saldırılar yapan A. Ertuğrul Timur'u hâlâ önemli bir insan diye lanse etmeye çalışmışsınız.

Bununla da kalmamış, bir de beni bu pisliğe bulaştırarak, ne alâkası varsa "yıpranmamı" istemediğinizi söylemişsiniz.

*****

Sayın Nedim Saban, aşağıdaki yazınızdan doğru dürüst anlaşılan tek şey sizin Büktel ve Bulunmaz'ı açıkça mahkûm ettiğiniz.

Onun dışında, imzanız bu kirli linç kampanyasına sizin bilginiz dışında mı "alet edildi", söz konusu kirli kampanyadan imzanızı çektiniz mi çekmediniz mi, bunlar dahi açıkça anlaşılmıyor.

Şayet imzanız gerçekten de sizin bilginiz dışında bu işe "alet edildiyse" bile bundan hiçbir rahatsızlık duymamış görünüyorsunuz. Bu durumdan hiç şikâyet eder gibi bir haliniz yok.

Sayın Nedim Saban, hepimiz yetişkin insanlarız, hepimizin bir görüşü, hayat karşısında bir duruşu var.

Görüşlerimiz, üsluplarımız farklı olabilir.

Ama kanımca hayatımızda olmazsa olmaz, eksikliği yokluk demek olan, çok önemli bir şey var: Samimiyet, içtenlik.

Açıkça söylemeliyim ki, ne "Temiz Tiyatro" başlıklı yazınızda ne de bu konuyla ilgili tavrınızda bu samimiyeti herhangi bir şekilde görebildiğimi, bulabildiğimi söylemem mümkün değil.

Yazınızı okuduktan sonraki düşüncelerim, çok daha önemlisi "duygularım" bunlar.


İyi günler.

Feridun Çetinkaya


-------------------------------------------------------------------------------------
8. Mesaj
-------------------------------------------------------------------------------------


----- Original Message -----
From: Nedim Saban
To: Feridun Cetinkaya
Sent: Thursday, May 21, 2009 8:12:33 PM
Subject: Re: katılımınız bizi onurlandıracaktır



Sayın Çetinkaya,

Bu polemiğe girmeyeceğim için, yanıtım çok kısa olacak.

Ben bu paparazzi diyalogunda akademik değeri olan kişilerin yıpranacağını düşünüyorum. Bunlardan biri de doğal olarak sizsiniz. (Yazılarınızdan okuduğum kadarıyla)

Aynı biçimde Theope'nin yazarı da böyledir. Özdemir Hoca da yadsınamaz.

Samimi bulmak ya da bulmamak tabi ki hakkınız. Bir gün tanışırsak samimiyetime inanırsınız ya da inanmazsanız. Bu en doğal hakkınızdır.

Sanırım yazımda son derece açık. İmza vermedim ama yanlış anlaşılmışsa ve verdim sanıldıysa, geri çektim.

28 Nisan'da yurtdışına çıktım, 11 Mayıs'ta döndüm. Günün 9 saatini yürüyüş eylemini organize etmek, 6 saatini prova yapmak, kalanını da uyumak ve yemek yemekle geçirdim. Kınıyoruz linkine tıklayıp imzacılara bakmak hiç aklıma gelmedi doğrusu!

Ama imzamı geri çekerek kahraman olacaksam, kalsın. Çünkü polemik olması gereksiz ve aptalca.

Sanırım Burak Caney ve o iğrenç fotomontaj konusu da gayet açık. O işi yapanları, o haltı karıştıranları da kınadığım net ve ortada.
"Burak Caney diye kusmuktan bir sanal kahraman yaratılması, insanların özeline girilmesi, aptal saptal fotomontajlarla zaman harcayarak yetenek köreltmeler konusunda mutlaka iki tarafın da söyleyecekleri vardır.
“Düşmana, düşmanın teknikleriyle saldırıyoruz!” cümlesi....


Yazıyı kötü bulma hakkınız var. Zaten sizi bu yüzden önemsiyorum.
Akademik kariyeriniz var, daha iyisini yazın. Analitik zekanız var. Daha önemli yazılara imza atın.

Türkiye zor bir dönemden geçiyor.
Lütfen geçmişe değil, geleceğe bakalım.


Nedim

Dostlukla...


-------------------------------------------------------------------------------------
9. Mesaj
-------------------------------------------------------------------------------------


----- Original Message -----
From: Feridun Cetinkaya
To:
Nedim Saban
Sent: Friday, May 22, 2009 10:03 AM
Subject: Re: katılımınız bizi onurlandıracaktır

Sayın Nedim Saban,

Maruz kaldığım çirkin saldırılardan sonra, her şeyin çarpıtıldığı ve iğrenç bir şekilde malzeme yapıldığı, kirli ve şaibeli olduğu son derece açık bu linç kampanyası konusunda, adımın geçtiği durumlarda, kendi adıma düzeltme ya da tekzip yapmak dışında herhangi bir yazı yazma gereği duymuyorum.

Bu açıdan baktığımda da, aşağıdaki yazışmamızı yayımlamak bile benim bu konuda yazacağım herhangi bir yazıdan çok daha yararlı olacaktır.

Çünkü bana yazdıklarınız, en azından kamuoyu önündeki beyanınız olan "Temiz Tiyatro" yazınızdaki belirsizliği giderecek nitelikte.

Eğer bu yazışmanın yayımlanmasının sizin için bir mahsuru yoksa, siz de isterseniz, izin verirseniz tabii.

Feridun Çetinkaya



-------------------------------------------------------------------------------------
10. Mesaj
-------------------------------------------------------------------------------------


----- Original Message -----
From: Nedim Saban
To: Feridun Cetinkaya
Sent: Friday, May 22, 2009 11:15:56 AM
Subject: Re: katılımınız bizi onurlandıracaktır



Demirkanlı dün imzayı geri çekmiş.
İstediğiniz yazıyı yayınlamak konusunda serbestsiniz.



-------------------------------------------------------------------------------------
11. Mesaj
-------------------------------------------------------------------------------------




----- Original Message -----
From: Feridun Cetinkaya
To:
Nedim Saban
Sent: Friday, May 22, 2009 11:58:16 AM
Subject: Re: katılımınız bizi onurlandıracaktır




Nedim Bey,

İlginiz için tekrar teşekkür ederim.

Çalışmalarınızda başarılar diliyorum.
Sağlıcakla kalın.

İyi günler.

Feridun Çetinkaya