27 Mayıs 2009

Sözde Temiz Tiyatro Yayıncılığı Kampanyası Tertipçilerinden Can Törtop’un “Beni Bağlamaz” Diyerek Yayımlamayı Reddettiği Bir Açıklama ve Kınama


“Feridun Çetinkaya'dan Açıklama ve Kınama” başlıklı aşağıdaki metni yayımlanması isteğiyle gönderdiğim Tiyatro Dünyası adlı internet sitesinin sahibi ve editörü İsmail Can Törtop,
yanıt olarak gönderdiği mesajda, açıklamamın haklılığını ve gerekliliğini kabul ve teyit etmekle birlikte, “Beni bağlamaz” diyerek bu metni kendi sitesinde yayımlamayı reddeti.

Bu açıklama ve kınamayı, bu konuda İsmail Can Törtop ile yaptığımız yazışmayı da ekleyerek Tiyatro Fanzini ziyaretçilerinin ilgisine sunuyorum.


Feridun Çetinkaya
27 Mayıs 2009, Çarşamba




Feridun Çetinkaya’dan Açıklama ve Kınama


Bugün artık özellikle, “Temiz Tiyatro Yayıncılığı” kisvesi altında tertiplenen “Kınıyoruz” başlıklı şaibeli ve kirli linç kampanyasının düzenleyicilerinden biri, diye nitelemeyi uygun gördüğüm Tiyatro Dünyası internet sitesi editörü İsmail Can Törtop ile yaklaşık yirmi gün önce bir telefon görüşmesi yapmıştım.


Daha önce yaptığımız birkaç telefon görüşmesi ve yazışmalarla oluşan hukukumuza güvenerek, o zaman henüz kamuoyuna ilan edilmemiş bu linç kampanyasıyla ilgili samimi duygu ve düşüncelerimi kendisiyle paylaşmak amacıyla yaptığım bir görüşmeydi bu.

Can Törtop’a, Burak Caney takma adlı internet sapığını ve onun etrafında yürütülen kirli yayıncılık faaliyetlerini görmezlikten gelen, yok sayan, bundan bir tek kelimeyle dahi olsun söz etmeyen herhangi bir “Temiz Tiyatro Yayıncılığı” kampanyasının daha en baştan çifte standartlı, samimiyetsiz ve inandırıcılıktan uzak bir girişim olacağını söylemiştim. (Burak Caney’in yürüttüğü “Temiz Tiyatro Yayıncılığı”(?) faaliyetleri hakkında; http://coskunbuktel.com/linkburakcaneyyazilari.htm ve http://hilmibulunmaz.blogspot.com/2007/10/burak-caney-fotoraf-sergisi.html internet adresindeki sayfalardan bilgi edinilebilir.)

Can Törtop’un bu apaçık gerçeği nasıl olup da göremediğini anlamaya; ona bu kirli kampanyaya katılarak “Temiz Tiyatro Yayıncılığı”ndan ya da herhangi bir temiz yayıncılık ilkesinden yana olduğunu değil, sadece Coşkun Büktel ve Hilmi Bulunmaz’ı hedef göstermeyi, linç etmeyi amaçlayan kirli bir “Cadı Kazanı” tertibine suçortaklığı ettiğini göstermiş olacağını anlatmaya çalışmıştım.

Bu kampanyayı tertipleyenler arasında yer almasının, Burak Caney takma adlı internet sapığı “kirli yayıncıyı” kirli faaliyetlerinden dolayı tebrik eden, Burak Caney adlı bu internet korsanını desteklediklerini açıkça itiraf eden, yani bir anlamda kendileri gırtlaklarına kadar kirli yayıncılık batağına saplanmış insanlarla ittifak yaptığı, onlarla birlikte hareket ettiği anlamına geleceğini söylemiştim.

Bu çifte standartlı ve düzmece kampanyaya, bu kirli hesaplaşmaya alet olarak büyük bir haksızlık, büyük bir hata yapacağı konusunda Can Törtop’u dostça uyarmaktı amacım.

Görüşmemiz çok da samimi bir havada gerçekleşmiş ve iyi niyetli bir çerçevede tamamlanmıştı.

Törtop da bana, “Lionslar”ın da kendisine bu işe bulaşmamasının doğru olacağı yönünde telkinde bulunduklarını, ayrıca kendisinin de bu kampanyanın herhangi bir yarar sağlayacağına inanmadığını ama her şeye rağmen bu kampanyayı düzenleyenler arasında yer almayı uygun gördüğünü ifade etmişti.

Can Törtop’a tümüyle iyi niyetli ve insani amaçlarla yaptığım bu görüşmeyi herhangi bir kimsenin adına yapmadığımı, yalnızca kendi vicdani kanaatlerim doğrultusunda ve kendi inisiyatifimle yaptığımı da hem konuşmamın en başında söylemiş hem de o görüşme boyunca her fırsatta sık sık vurgulamıştım.

Bu görüşmenin çarpıtılarak kötü amaçlarla kullanılabileceğine yönelik kaygılarımı daha en baştan Törtop’la paylaşmış, bu konudaki çekincelerimi, uyarılarımı kendisine iletmiştim. Kendisi aracılığıyla herhangi bir arabuluculuğa soyunmak gibi bir niyetim olmadığını, bu görüşmenin üçüncü kişilere birtakım mesajlar vermek ya da göndermek amacıyla yapılmış bir görüşme değil, sadece kendisiyle yaptığım kişisel ve özel bir görüşme, insani bir iletişim çabası olduğunu da yine defalarca belirtmiştim.

Ne var ki, bu görüşmenin üzerinden daha 12 saat bile geçmeden, İsmail Can Törtop’un bu görüşmeyi, (nasıl bir zihniyetin ve hâletiruhiyenin ürünü oldukları ve kirlilikleri adlarından da açıkça anlaşılan “faşistler.blogspot.com” ve “kanalizasyondan.blogspot.com” gibi birtakım internet sitelerinde, hakkımda, bedenimin ne zaman bir mezarlığın çukurunu dolduracağının umursanmadığı gibi tüyler ürpertici ifadeler sarf edilmesi ve bir fotoğrafımın tahrif edilip fotomontajla üzerine –ne demekse- bir soru işareti[?] yerleştirilerek kullanılması da dahil olmak üzere) aleyhimde yaptığı karalamaya yönelik sistemli yayınlarla bana karşı bir husumet beslediği açıkça görülen ve bilinen bir kişiye “yetiştirdiği”, servis ettiği ortaya çıktı.

Tiyatro yazarı Coşkun Büktel’e uygulanan aforoza karşı çıktığım bazı yazılarımda, artık tarihi bir bilgi niteliği kazanmış birtakım gerçeklere atıfta bulunmuş, dile getirmiş olmam dolayısıyla bana husumet beslediği açıkça görülen bu kişi de, tam da tahmin ettiğim gibi, Törtop’un kendisine naklettiği bu görüşmeyi hemen çarpıtarak kullanmış, aşağılayıcı ifadelerle kişiliğimi hedef alan bir dizi yeni kirli saldırıya malzeme yapmıştı.

O gün, bu konudaki rahatsızlığımı ve sitemimi ivedilikle kendisine ilettiğim Törtop da, yaptığının (kendi ifadesiyle) “şık olmadığını”(?) kabul ve beyan etmişti.

Elbette, normal koşullarda, Törtop’un görüşmemizi anlamına ve içeriğine sadık kalarak üçüncü kişilerle paylaşmasında herhangi bir sakınca yoktu.

Ancak, Törtop’un, yaptığımız görüşmeyi üçüncü kişilerle paylaşması doğal olarak ona bir “sorumluluk” yüklüyordu. Bu aşamadan sonra, ikimizini arasındaki görüşmenin çarpıtılarak şahsıma yönelik bir hakaret ve iftira biçimine sokulup kamuoyuna açık bir internet sitesinde kullanılmasının vebali artık Can Törtop’a aitti. Bu konudaki çarpıtmalara itiraz etme, karşı çıkma sorumluluğu da tabii ki öncelikle ve esas olarak Can Törtop’a düşüyordu.

Ne var ki, Törtop, tüm uyarılarıma rağmen, bu sorumluluğunun gereğini açık bir şekilde yerine getirmekten bugüne dek ısrarla kaçındı. Kendisinin üçüncü kişilere aktardığı görüşmemizin çarpıtılarak kötü amaçlı değerlendirmelere alet edilmesi, bu görüşmenin aşağıda bir örneğini verdiğim şekilde benim aleyhimde sanki bir ayıp, bir suç unsuruymuş gibi lanse edilerek kullanılması karşısında, görüşmemizin gerçek niteliğine ilişkin bugüne dek herhangi bir açıklama yapmadı. Benim aleyhimde yapılan ve kendisinin çanak tuttuğu bu “kirli yayıncılığa” karşı açıkça herhangi bir tepki göstermedi, tavır almadı.

Bugün görülüyor ki, Törtop’un bu konudaki tavrından cesaret bulan aynı kişi bu görüşmeyi çarpıtmayı bugün de sürdürerek, sanki aleyhimde kullanılabilecek bir suç kanıtıymış gibi sunmaya, bunun üzerinden doğrudan kişiliğimi hedef alan şunun gibi birtakım çirkin saldırılarda bulunmaya devam ediyor:


“Sansürcübaşının has adamlarından Feridun Çetinkaya'nın Nedim Saban'ı aradığını öğreniyoruz. Üstelik bu kadarla da kalmıyor, Can Törtop'un da yine kampanyanın başında Feridun Çetinkaya'nın defalarca arayıp onu sözde onore edecek cümleler kurarak vazgeçirmeye çalıştığını da biliyoruz. Bunlar bildiklerimiz ya bilmediklerimiz? Eğer Coşkun Büktel Feridun'a bu görevi ben vermedim diyorsa bu en iyi ihtimalle bir kraldan fazla kralcılık örneğidir ki o halde Feridun'un kulağını çeksin de kendini yalancı çıkarmasın. Bizim adımıza kimse aramadı türü cümleler kurarken...”


(Sansürcübaşı Dezenformasyoncu Utanmaz Küfürbaz Coşun Büktel Hala Kendini Savunabileceğini Zannediyor! A. Ertuğrtul Timur, 20 Mayıs 2009, [Alıntıdaki vurgu benim-FÇ], http://ozgursanat.blogspot.com/2009/05/sansurcubasi-dezenformasyoncu-utanmaa.html)

Bu çirkin ve haksız ifadelerden kendisini haberdar ettiğim Can Törtop, telefonda bana bu konuda şikâyet etmekte haklı olduğumu, hatta bu çarpıtmayla kendisinin de zor durumda bırakıldığını açıkça söyleyip benden özür diliyor.

Gelgelelim, sözde “Temiz Tiyatro Yayıncılığı” kampanyasını düzenleyicilerinden Can Törtop, bu konuda bana telefonda söylediklerini çıkıp kamuoyu önünde söylemeye, bu konuda bir açıklama yapmaya yanaşmıyor. Kendisiyle yaptığımız görüşmenin, kendisinin naklettiği üçüncü kişiler tarafından kamuoyuna açık bir internet sitesinde alenen çarpıtılmasıyla ilgili herhangi bir yalanlamada bulunmuyor, düzeltme yapmıyor.

Daha da fenası, bu konuda muhatabımın kendisi değil, bu ifadeleri yazan kişi olduğunda ısrar ediyor ve bana bu ifadeleri yazan (herhangi bir şekilde muhatap olmak, tartışmaya girmek istemediğim, bana olmadık hakaretleri eden, fotoğrafımın üzerine soru işareti çeken, reklam sektöründe çalışıyor olmamı dahi bir günah, bir suçmuş gibi çarpıtarak günlerce aleyhimde kirli bir yayın yürüten) kişiden düzeltme yapmasını istememi öğütlüyor.

Sözde “Temiz Tiyatro Yayıncılığı” kampanyasını düzenleyicilerinden Can Törtop, kendisi yüzünden yukarıda örneğini verdiğim türden kirli saldırılara hedef olmamdan dolayı bir suçluluk ya da rahatsızlık duymuyor.

Üstüne üstlük bir de alay eder gibi; kendisinin sorumsuzca “dedikodu” yaparak sebep olduğu, beni bulaştırdığı pisliği, yine bu pisliğin mağduru olan benim temizlememi salık veriyor bana.

Tiyatro Dünyası internet sitesi editörü İsmail Can Törtop’un, kendisiyle yaptığım son derece iyi niyetli bir görüşmeyi, çekincelerimi tümüyle hiçe sayarak, sorumsuzca, kötü amaçlı bazı kişilere malzeme olarak sunmuş olmasını ve kendisinin zemin hazırladığı, kişiliğime yönelik bu çirkin saldırılara karşı bugüne dek herhangi bir itirazda bulunmaktan da “özenle/dikkatle” kaçınmasını son derece çirkin buluyor ve kınıyorum!

***

Tüm dürüst ve temiz yayıncılık ilkeleri çiğnenerek, ayaklar altına alınarak, Tiyatro Dünyası internet sitesinde sorumsuzca yayımlanan, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları (İBBŞT) yönetimi ile fotoğrafçısı Nesrin Kadıoğlu’nu zan altında bırakan iftira niteliğindeki, kanıtsız ispatsız, “Tiyatrocuların Taksim Yürüyüşüne Katılan Şehir Tiyatroları Sanatçılarının Fişlendiği İddia Edildi!” başlıklı haber ile bu haber üzerine İBBŞT sanatçısı Can Doğan’ın 19 Mayıs 2009 günü Tiyatro Dünyası’nda yayımladığı, yerden göğe kadar haklı “Can Doğan'ın Sitemizde Yayınlanan İddia ile İlgili Yazısı” başlık yazısı da, Tiyatro Dünyası internet sitesi editörü İsmail Can Törtop’un “Temiz Tiyatro Yayıncılığı” konusundaki samimiyetsizliğini çok açık bir şekilde teşhir ettiği için, ayrıca sözü daha fazla uzatmaya gerek duymuyorum.

Törtop, Can Doğan’ın yazısının altındaki yorum bölümünde kendisini nasıl savunuyor: “…iddialar ile ilgili yazdıklarınıza cevap veremem, iddia benim değil, doğruluğunu ispatlamak bana düşmez, isim açıklamam doğru olmaz...” (Bkz. “Can Doğan'ın Sitemizde Yayınlanan İddia ile İlgili Yazısı”) Yani ne diyor Törtop: Ben insanları açık açık suçlanmasına aracılık ederim, insanların kanıtsız ispatsız zan altında bırakılmasında sakınca görmem, kanıt göstermek, kaynak göstermek gibi bir zorunluluk ya da sorumluluk da duymam.

Coşkun Büktel gibi dürüst, ilkeli ve ahlak timsali bir insanı bile, hiç utanıp sıkılmadan, haddini bilmez bir şekilde, “ahlaki bir tutum geliştirmeye” davet eden kirli linç kampanyası bildirisinin hazırlayıcılarından Can Törtop’un “Temiz Tiyatro Yayıncılığı”ndan ve ahlaki tutum geliştirmekten anladığı, bu açıklamada örneklediğim türden bir “sorumsuzluk” ve “arsızlıksa” ne demeli daha, ört ki ölem(?)

Tiyatro alanında, iftira destekçisi sansürcü yayınlar ve yayıncılar, takma isimli internet sapıklarını açıkça gerçek adlarıyla sanlarıyla desteklemekte sakınca görmeyecek tıynette tiyatrocular, kirli linç kampanyaları ve Tiyatro Dünyası internet sitesi editörü İsmail Can Törtop’un sergilediği türden bir yayıncılık anlayışı prim yaptığı sürece, öncelikle ve hassasiyetle bütün bu yozlaşma, kirlenme ve çürümeyle yüzleşilmediği sürece, Türkiye’de bırakın “temiz tiyatro”yu herhangi bir şekilde gerçek anlamda “tiyatro” diye adlandırılmayı, değer verilmeyi hak eden değerde bir şeyden söz etmek de, ne yazık ki, asla mümkün olamayacaktır.


Feridun Çetinkaya
21 Mayıs 2009, Perşembe


Ek:


“Feridun Çetinkaya'dan Açıklama ve Kınama” başlıklı yukarıdaki yazı vesilesiyle Tiyatro Dünyası internet sitesi editörü İsmail Can Törtop ile yaptığım yazışma.



----------------------------------------------------------------------
1. Mesaj
----------------------------------------------------------------------


----- Original Message -----
From: Feridun Çetinkaya
To: Can Törtop, Tiyatro Dünyası
Sent: Friday, 22 May, 2009 11:26:51
Subject: Feridun Cetinkaya'dan Aciklama ve Kinama
Ek: cetinkaya'dan kinama.doc

İsmai Can Törtop Merhaba,



Ekteki, "Feridun Çetinkaya'dan Açıklama ve Kınama" başlıklı açıklamamı/yazımı yayımlamanız isteğiyle gönderiyorum.


Okuyun, değerlendirin. Yayımlama ya da yayımlamama konusundaki olumlu ya da olumsuz yanıtınızı bekleyeceğim.


(Dilerim, bu açıklamamı/yazımı yayımlamak yerine, benim bilgim ve rızam dışında, yine, bana husumet besleyen ve yayın yoluyla doğrudan kişiliğimi hedef alan saldırılarda bulunan birtakım üçüncü kişilere servis etmek gibi hiç de "şık" olmayacak bir davranışta bulunmazsınız.)


İyi günler.


Feridun Çetinkaya


----------------------------------------------------------------------
2. Mesaj
----------------------------------------------------------------------


----- Original Message -----
From: Can Törtop
To: Feridun Çetinkaya
Sent: Friday, 22 May, 2009 12:48:56
Subject: Feridun Cetinkaya'dan Aciklama ve Kinama

Merhabalar


ben telefonda da size söylediğim gibi bu yazıyı yayınlamayacağım.

bugüne kadar hilmi bulunmaz, mustafa demirkanlı, coşkun büktel, ertuğrul timur, feridun çetinkaya, burak caney adlı yazarların teope ile başlayan, burak caneyle devam eden tartışmalarından hiçbir yazıyı yayınlamadım. bu tartışmayı değerli ve önemli bulmuyorum ve hiç sayfalarımıza taşımadım. bu konuda herkes haksızlıklar yaptı, ayıplar etti; bence susmak ve tamam demek en doğrusu. çünkü haklı yok ve herkes kendisini %100 haklı kabul ediyor.

yazdığınız yazı da bu tartışmanın devamındadır, bizim sitemizde bu tartışmaya yer yoktur. bir şekilde adımın geçiyor olması yazıyı ben yazmadığım için beni bağlamaz.

şimdi şöyle düşünün, ertuğrul timur "ben aydın doğan ile konuştum, can yalancıdır dedi" diye bir yazı yazsa ben hürriyet, milliyet, posta, cumhuriyet, radikal'de tekzip yayınlatma hakkına mı sahibim?
hakkınızda yazılanlarla ilgili tekzip muhatabınız, ilgili sitelerdir.
aşağıda verdiğim bilgilerle yazdıklarınızın bir kısmını resmen teyit edeceğim, dilerseniz yazınızda bunları kullanabilirsiniz, yazacaklarınız için elinizde belge olur:

- telefon konuşmalarımız aktardığınız gibi geçmiştir. siz beni bu konuda 1 kez aradınız, onore etmeye çalışmadınız, vazgeçirmeye çalışmadınız, katılma nedenimi öğrenmek istediniz, bunu benden beklemediğinizi şaşırdığınızı söylediniz...

- bunun haricinde yazılanlar tamamen yorumdur, beni bağlamaz

- ben sizler arasındaki bu tartışmaların tamamen dışındayım. bence hiç önemli değil, ne tiyatroya ne de yayıncılığa bir faydası var. olayı tamamen kişisel egoların tatmini olarak görüyorum. hilmi bulunmaz ve coşkun büktel'in hakkımda yazdıklarını seyrek de olsa okuyorum, uslubu beğenmiyor olsam da zaman zaman hakkımda doğru eleştirileri de fark ediyorum. hilmi bey benim yazılarıma cevap vermediğinden artık ben de hiçbirşey yazmıyorum, benimle ilgili çözümsüzlüğün kaynağının bu tavır olduğunu düşünüyorum
.

- ben sizinle yaptığım telefon konuşmasından sonra akşam ertuğrul timur ile görüşeceğimi, sizin haklı noktalarınız olduğunu ve bunu gündeme getireceğimi size söyledim ve gündeme getirdim. konuşulanlar ile ilgili yorumlar beni bağlamaz, yorumu yapan ben değilim. yazılanlarla ilgili doğruları bu mailde size yazıyorum. bu yaşananlar benim için de kırıcı durumlardır.

- yazınızı kimseye göndermiyorum.

ben sizinle ilgili bir hakarette bulunmadım, bu konuda muhatabınız ben değilim, bir yerde yazan yazı beni bağlamaz, yorumdur, yapan kişiyi bağlar. ben size öyle söylemediğimi teyit ediyorum ve bu maili kullanabilirsiniz diyorum. bu benim şahitliğimdir, ancak tartışmanın içine girmeyeceğim. tartışmanın birşeye faydası olduğunu düşünsem, tiyatronun bundan kazancı olduğunu düşünsem elbet girerim. ancak ego savaşına dönüşmüş bu konunun ben dışındayım...

yukarıdaki teyitlerim dışında telefon konuşması ile ilgili hiçbir yorumum yok, işin gerçeği budur, bundan sonrası sizlerin yorumu olacaktır. siz bir yorum yapsanız ve ertuğrul timur tekzip et dese, ben doğrular diye yine bu maili gönderirim. benim şahitliğim budur.

başkasının yaptığı yoruma benim cevap vermem çok saçma.
tekrar yazayım, yıllardır süren ve artık tartışmanın çıkışının bile hatırlanmadığı, kimseye faydası olmayan bu konuya bizim sitemizde yer olmadı, olmayacak.

benim sizimle hiçbir sorunum yok, sizin hakkınızda kötü birşeyler yazmadım. bundan sonra da bir problemim yok.
iyi çalışmalar diliyorum

can törtop


www.tiyatrodunyasi.com



----------------------------------------------------------------------
3. Mesaj
----------------------------------------------------------------------


----- Original Message -----
From: Feridun Çetinkaya
To: Can Törtop
Sent: Friday, 22 May, 2009 5:38:02
Subject: Feridun Cetinkaya'dan Aciklama ve Kinama
Ek: cetinkaya'dan kinama.doc

Tekrar Merhaba Can,



Burak Caney takma adlı internet korsanı yayıncıyı desteklediklerini açıkça itiraf etmiş kişilerle omuz omuza vererek, işbirliği yaparak, doğrudan doğruya tiyatro yazarı Coşkun Büktel ve tiyatrocu Hilmi Bulunmaz'ı hedef göstermekten başka hiçbir amacı olmadığı son derece açık bir şekilde ortada olan, (bak bir kere bu çok önemli) "çitfe standartlı", kirli ve şaibeli bir linç kampanyasının tertipleyicisi durumundayken ve halihazırda sahibi ve editörü olduğun internet sitesinin en gözalıcı köşelerinden birinde bu kampanyanın propagandasını yapan bir banner kullanırken, yani açıkça en hafif deyimiyle "sorumlu" durumdayken, hangi hakla bana akıl ve ders vermeye kalkışabiliyorsun şaşıyorum. Benim adımı, hangi hakla Burak Caney'in körüklediği tartışmanın sanki bir "tarafıymışım" gibi kullanma cüretini ve hadini kendinde bulabiliyorsunuz hayret ediyorum... Diyeceğim, ama mesajında kullandığın "beni bağlamaz" türünden bir "Temiz Tiyatro Yayıncılığı" ilkesini ve terminolojisini gördükten sonra, tabii ki hiçbir söylediğine, yazdığına şaşmıyor, hayret etmiyorum :)

"bugüne kadar hilmi bulunmaz, mustafa demirkanlı, coşkun büktel, ertuğrul timur, feridun çetinkaya, burak caney adlı yazarların teope ile başlayan, burak caneyle devam eden tartışmalarından hiçbir yazıyı yayınlamadım. bu tartışmayı değerli ve önemli bulmuyorum ve hiç sayfalarımıza taşımadım. bu konuda herkes haksızlıklar yaptı, ayıplar etti; bence susmak ve tamam demek en doğrusu. çünkü haklı yok ve herkes kendisini %100 haklı kabul ediyor. yazdığınız yazı da bu tartışmanın devamındadır, bizim sitemizde bu tartışmaya yer yoktur. bir şekilde adımın geçiyor olması yazıyı ben yazmadığım için beni bağlamaz"


...diye yazmışsın, keşke her şey bu kadar masum ve basit olsaydı, ama sen de çok iyi
biliyorsun ki, ne yazık ki gerçekler öyle değil: Hem iki insan hakkında hedef gösterir nitelikte (bak burası çok önemli) çifte standartlı, kirli ve şaibeli bir linç kampanyası tertipleyeceksin ve açıkça taraf olacaksın, hem de iş işten geçtikten sonra,"bu konuda herkes haksızlıklar yaptı, ayıplar etti; bence susmak ve tamam demek en doğrusu. çünkü haklı yok ve herkes kendisini %100 haklı kabul ediyor" gibi, af edersin ama, ahkâm keseceksin... Bunu en başta ben olmak üzere, herhangi bir insanın kolay kolay anlamasını, samimi bulmasını bence boşuna bekleme Can.



(Ayrıca, daha dün Nedim Saban'ın aynı konudaki "Temiz Tiyatro" başlıklı yazısını Tiyatro Dünyası adlı sitende yayımlayan da sen değil miydin? Benim gönderdiğim yazı neden ve nasıl söz konusu bu tartışmanın bir parçası oluyor anlayamıyorum. Asıl Nedim Saban ve siz, söz konusu linç kampanyasının tertipleyicisi ve destekleyicisi olarak adınız geçtiği için, Burak Caney'in körüklediği tartışmanın açık bir tarafı durumundasınız. Bu yönüyle asıl tam da Nedim Saban'ın yazısı söz konusu tartışmanın bir devamı niteliğindedir. Çünkü Nedim Saban'ın imzasının bilgisi dışında kullanıldığını açıkladıktan sonra o kirli imza kampanyasının tertipçileri olarak sizler, Nedim Saban'ı bile inisiyatifi dışında bu işe alet etmiş, bulaştırmış durumuna düştünüz. Nedim Saban neden acaba bu kampanyaya imza vermekten kaçındı, kaçınıyor dersin? Bu da ilgiye değer başka bir konu tabii.)


Öncelikle senin bu konudaki bir ifadeni de düzeltmeden geçmeyeyim. Senin açından belki pek önemli olmayabilir. Ama benim açımdan son derece önemli ve yanlış bir ifade kullanıyorsun: Burak Caney'in körüklediği tartışmaya, ben taraf olarak herhangi bir yazımla bugüne dek katılmadım, girmedim. Böylesi bir haksız "suçlamayı" asla kabul etmem. (Burak Caney'in körüklediği ve Demirkanlı-Timur ve Büktel-Bulunmaz arasında bu kirli linç kampanyasını düzenleme noktasına gelen süreçte, benim doğrudan doğruya bu konuda bir "taraf" olarak yazdığım ve doğrudan doğruya Burak Caney ya da Demirkanlı ya da Timur'u muhatap alan, bu kişilere hitap eden bir tek yazım olsun yoktur.) Bunu seni telefonla aradığımda da detaylı olarak anlatmıştım. Belki, bir ihtimal de ola sonuç alınabilecek, üçüncü bir taraf, seçenek yaratılabileceğini anlatmaya çalışmıştım.


Tam tersine, ne yazık ki, bu tartışmada açıkça "taraf konumunda olan", taraf olduğunu "ilan eden" hiçbir şekilde ben değilim; "Temiz Tiyatro", "Temiz Tiyatro Yayıncılığı" kisvesi altında doğrudan doğruya ve sadece Coşkun Büktel ve Hilmi Bulunmaz'ı hedef alan kirli ve şaibel bir linç kampanyasının tertipçisi ve imzacısı pozisyonunda olan, ne yazık ki sensin asıl, Sevgili Can. Hem de benim bütün uyarılarıma rağmen.


Şimdi ise hâlâ "ben bu pisliğe bulaşmadım, bulaşmak istemiyorum" bahanesi arkasına saklanarak, benim son derece haklı açıklamamı, "haklılığını sizin de açıkça teyit, tescil ve kabul ettiğin açıklamamı", sahibi olduğun sitenin okurlarından ve kamuoyundan gizlemeye "sansürlemeye" kalkışıyorsun.


Eğer "Lionslar"ın ya da benim haklı ve samimi uyarılarıma kulak asmış olsaydın ve bu kirli kampanyaya bulaşmasaydın, daha doğrusu alet olmasaydın, belki ancak o zaman bunu bir gerekçe olarak anlamlı ve önemli bulabilirdim. Ama şu haliyle, ne yazık ki, bu sudan bir bahane olmanın ötesine geçmiyor.


Gönderdiğiniz mesajda, benim ismimi yan yana yazarak (son derece kötü niyetli bulduğum bir şekilde), sanki ben Burak Caney'in körüklediği tartışmalarda açıkça taraf olmuşum, sanki ben doğrudan doğruya Burak Caney'i ya da Demirkanlı'yı ya da Timur'u muhatap alan yazı ya da yazılar yazmışım gibi bir izlenim uyandıracak birtakı cümleler kurmuşsun.


Seni, Burak Caney'in körüklediği ve Demirkanlı-Timur ve Büktel-Bulunmaz arasında bu kirli linç kampanyasını düzenleme noktasına gelen süreçte benim doğrudan doğruya bu konuda bir "taraf" olarak yazdığım, Burak Caney ya da Demirkanlı ya da Timur'u muhatap alan, bu kişilere hitap eden bir tek yazımı olsun göstermeye çağırıyorum, diyeceğimi sanma, bu aşamadan sonra senden böylesine "seni bağlayacak" bir düzeltme ya da açıklama zaten beklemiyorum. Senin tavrın, duruşun, niyetin ortada. Ne diyeceğini tahmin edebiliyorum, "seni bağlamaz".


Ayrıca, Burak Caney'i bile bir yazar saymış olmanın şakası bile hoş değil. O cümlede adı geçen herkese büyük bir saygısızlık etmişsin bence.


Can, hâlâ, söz konusu tartışmanın "Özdemir Nutku'nun 16. yüzyılda yazılmış Theope adlı ikinci bir oyun var" ifadesiyle başladığını bile telaffuz edemeyecek kadar, özensiz, kaçamak, hesapçı, samimiyetsiz bir dille konuşmaya uğraşıyorsun. Bana akıl vermeyi bırakıp önce bu konularda kendini geliştirmeni öneririm.


Bana gönderdiğin mesajda, çok şükür ki, en azından, yaptığın yanlışın beni zor durumda bıraktığını açıkça kabul ediyorsun.


Ancak yaptığın yanlışı telafi etmek yerine, hâlâ samimiyetsiz ve inandırıcılıktan uzak birtakım sudan bahaneler ileri sürüp, (Yok Aydın Doğan şöyle derse, Hürriyet'te, Radikal'de şöyle olur muymuş gibi? komik akıl yürütmelerle) yaptığın bu yanlışı, Tiyatro Dünyası adlı sitenin okurlarından saklamak istiyorsun.


Yani açıkça sansür uyguluyorsun. Yaptığın haksızlığı, bana göre yeni bir haksızlıkla, aklın sıra gizlemeye çalışıyorsun.


Olabilir, işinize böylesi geliyor olabilir. Ne diyebilirim ki?


Mesajını "benim sizimle hiçbir sorunum yok, sizin hakkınızda kötü birşeyler yazmadım. bundan sonra da bir problemim yok." diye bitiriyorsunuz.


Yine de teşekkür ederim Can, benim de seninle hiçbir sorunum yok, ben de senin hakkınızda kötü bir şeyler yazmadım. Benim de seninle hiçbir zaman herhangi bir problemim olamaz.


Ancak ortada benim açımdan kabul edilemez bir "haksızılık" var. Kişiliğime yönelik çok açık bir saldırı var. İzin verirsen, kendimi savunmak, yapılan haksızlığı kendimce en doğru ve en etkili şekilde gidermek gibi bir hakkım olsun.


Güzel Türkçemizde çok güzel bir söz var, eminim sen de bilirsin Can: "Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz."


Ne yazık ki, mesajının sonundaki o tatlı sözlerini samimi bulamıyorum.


Ben artık söz hakkımı senin de "buyurduğun" gibi aşağıdaki yazılı teyidinle birlikte kullanacağım, yayımlayacağım.


İyi günler.


Feridun Çetinkaya


----------------------------------------------------------------------
4. Mesaj
----------------------------------------------------------------------


----- Original Message -----
From: Can Törtop
To: Feridun Çetinkaya
Sent: Friday, 23 May, 2009 1:17:06
Subject: Feridun Cetinkaya'dan Aciklama ve Kinama
Ek: cetinkaya'dan kinama.doc


Merhaba

gerginliğinizi anlamaya çalışıyorum, bu sebeple yazınızda haddi aşan yerlere herhangi birşey yazıp sonuçsuz bir tartışmaya girmek istemiyorum.

doğrudur, sizin burak caney vb konularda bir yazınız yoktur, ya da daha doğrusu ben okumadım. ancak bu yaşanan son konu da bu tartışmaların bir koludur.

ben nedim saban'ın yazısına tamamen katılıyorum.. o bir çağrı metni olsa altına imza atarım.

ben ertuğrul timur'un yazısını da yayınlamadım. tiyatro dergisinde yayınlanan yazılar bana da iletiliyor, hiçbirine yer vermedim. bu konu da bunların bir uzantısı. bu site benim malım değil, benim adım geçiyor diye kimsenin ilgilenmediği bir konuyu neden gündeme getirmeliyim? size uğradığınız haksızlık konusunda yardımcı olmak için elimden geleni yaptım.

ben size tekzip yayınlamanız için açıklamalar yaptım. yayınlanan yerde eş değerde cevap yazabilirsiniz. bunu daha geniş mecralara taşıma isteğiniz tuhaf. bunun yerine mahkemeye verin ama bu sonu gelmez konuları artık bir şekilde sonlandıralım lütfen.

hürriyet'te tekzip yayınlayamama örneğimi komik bulmanıza sevindim. bu şekilde neden bu tekzipin tiyatrodunyasi.com'da yayınlanmayacağı da anlaşılmış oldu sanırım..

iyi geceler

can törtop

www.tiyatrodunyasi.com

25 Mayıs 2009

Nedim Saban'ın "Temiz Yayıncılık" Başlıklı Yazısına Katkı


Tiyatrokare'nin kurucusu,
sahibi ve sanat yönetmeni Nedim Saban, 21 Mayıs 2009 günü "Temiz Yayıncılık" başlıklı bir yazı yayımladı.

Bir yönüyle Saban'ın bu yazıyı kaleme almasına vesile olduğunu söyleyebileceğim, bir yönüyle bu yazının arka planı niteliğindeki, Nedim Saban'la yaptığımız yazışmayı (Sayın Saban'ın iznini de alarak) yayımlamanın yararlı olacağını düşündüm.


Çünkü bu yazışma aynı zamanda, "Temiz Tiyatro", "Temiz Tiyatro Yayıncılığı" kisvesi altında tertiplenen, ancak gerçekte, sadece ve doğrudan doğruya tiyatro yazarı Coşkun Büktel ile tiyatrocu Hilmi Bulunmaz'ı hedef göstermekten, karalamaktan başka hiçbir amaca hizmet etmediği son derece açık olan, "Kınıyoruz" başlıklı düzmece ve "şaibeli" linç kampanyasıyla ilgili bir belge niteliği taşıyor (Hem konuyla ilgili üçüncü kişiler hem de konunun kamuoyuna yansımış bölümüyle ilgisi bakımından).

Nedim Saban'la yaptığımız bu yazışmayı, yukarıdan aşağıya tarih sırasıyla, Tiyatro Fanzini ziyaretçilerinin dikkatine sunuyorum:



-------------------------------------------------------------------------------------
1. Mesaj
-------------------------------------------------------------------------------------


----- Original Message -----
From: Nedim Saban
To: Feridun Cetinkaya
Sent: Tuesday, 12 May, 2009 6:01:46
Subject: katılımınız bizi onurlandıracaktır


TİYATRO SANATÇILARI SEYİRCİ KALMAYIN DİYOR

Türk Tiyatrosu'nun değişik isimleri, oyuncuları, özel tiyatro sahipleri, eleştirmenler, tiyatro yazarları, yönetmenler, sahne tasarımcıları, sahne emekçileri, ülkemizde yaşanan son gelişmelere duyarsız kalınmaması konusunda 18 Mayıs 2009 Pazartesi 11.00'de Galatasaray Lisesi önünde buluşup Taksim Özgürlük Anıtına Çelenk bırakarak, Ulu Önder Atatürk'e saygı duruşunda bulunacaklardır.

"Sessiz Kalmayın" başlığıyla düzenlenecek olan gösteride,
katılımcı dernek ve tiyatrolar aşağıdaki sloganların yer aldığı pankartları taşıyacaklar:

*YARGI SİYASALLAŞIYOR. SEYİRCİ KALMAYIN!
*ÇAĞDAŞ EĞİTİM HERGÜN DARBE YİYOR. SEYİRCİ KALMAYIN!
*ONLAR–BİZLER DİYE KUTUPLAŞTIRILIYORUZ. SEYİRCİ KALMAYIN!

*LAİK CUMHURİYET TEHLİKEDE. SEYİRCİ KALMAYIN!

*BİLİMİN IŞIĞI KARARTILIYOR. SEYİRCİ KALMAYIN!


Ayrıca tiyatro ustaları aşağıdaki sloganları okuyacaktır.

*İNSAN ONURUNA SAYGI! BU HASRET BİZİM!
*ADALET! BU HASRET BİZİM!
*AYDINLIK YARINLAR! BU HASRET BİZİM!
*KUL DEĞİL YURTTAŞ! BU HASRET BİZİM!

*DÜŞÜNCE ÖZGÜRLÜĞÜ! BU HASRET BİZİM!

Değişik görüşlere sahip tiyatro sanatçılarının uzun süreden bu yana ülkenin yarınları için en büyük dayanışması olması beklenen sözkonusu protestoya katılmak isteyen dernek, kuruluş ve şahısların , 13 Mayıs Çarşamba gününe kadar ...................... e-posta adresine bildirmelerini rica ederiz.


YURUYUSUMUZU BELLI BIR ESTETIK VE DISIPLIN ICERISINDE
SONLANDIRMAK ICIN BASIN MENSUPLARININ YURUYUS SIRASINDAKI SORULARINA TOREN BITIMINDE YANIT VERMENIZ VE YURUYUSU KESIN BIR SESSIZLIK ICINDE TAMAMLAMANIZ RICA OLUNUR.
MESLEGIMIZLE ILINTILI HERKESE BU ILETIYI ULASTIRARAK KATILIMI COGALTABILECEGIMIZI UNUTMAYALIM.

SAYGI VE SEVGILERIMIZLE

DÜZENLEME KOMİTESİ
ENGIN CEZZAR,
FUSUN AKATLI,
GENCO ERKAL,
GULRIZ SURURI,
NEDIM SABAN,
TILBE SARAN,
ZUHAL OLCAY


-------------------------------------------------------------------------------------
2. Mesaj
-------------------------------------------------------------------------------------


----- Original Message -----
From: Feridun Cetinkaya
To:
Nedim Saban
Sent: Sunday, May 17, 2009 2:46 PM
Subject: Re: katılımınız bizi onurlandıracaktır


Sayın Nedim Saban,

Yaklaşık 15 gün önce, sizinle görüşmek niyetiyle asistanınızı telefonla aramıştım. Asistanınız konuyla ilgili sizi bilgilendireceğini ve benimle iletişim kurmanızı sağlayacağını belirtmişti.

Ancak aradan iki gün geçtiği halde, asistanınızdan ya da sizden herhangi bir yanıt gelmeyince (ki "Balıkesir Muhallebicisi" olayı hakkında bilgi almak için sizinle yine aynı yolla iletişim kurmaya çalıştığımda, bana hemen bir iki saat içinde ulaşmış, yanıt vermiş, beni hemen aramıştınız), asistanınızı yeniden arayarak notumu size ulaştırıp ulaştırmadığını sormuştum. Asistanınız, notumu size ilettiğini kesin olarak teyit ettikten sonra, bir geziye çıkmak üzere olduğunuzdan, benimle ancak bu gezinin dönüşünde (8-9 gün sonra) iletişim kuracağınızı söylemişti.

O gün bugündür sizden bir haber, bir ses bekliyordum ki aşağıdaki davetiniz tarafıma ulaştı; bu mesajınızdan sonra da sizden bir ses beklemeyi sürdürdüm (ta ki davette bulunduğunuz yürüyüşünüze bir gün kalaya kadar). Ancak sizden benim görüşme talebime karşılık hiçbir ses çıkmadı. Anlaşılan beni yürüyüşünüze davet etmeyi önemsiyor, ama nedense benim görüşme talebime aynı derecede önem vermiyorsunuz.

Ben yine de sizin
"TİYATRO SANATÇILARI SEYİRCİ KALMAYIN DİYOR" davetinizi duymazlıktan, görmezlikten geliyormuş, önemsemiyormuş gibi davranmayayım; insanlar arası iletişimin asgari bir gereği olarak, dürüstçe çağrınızı yanıtlamış olayım.

Şayet bana bu davet mesajını göndermeden önce beni aramış olsaydınız; sizinle aşağıdaki görüşlerimi ve hayal kırıklığımı paylaşacakım. Sizin de ilk imzacılarından olduğunuz Coşkun Büktel ve Hilmi Bulunmaz aleyhinde düzenlenen imza kampanyasına "beni ikna etmeniz halinde"(?) benim bile imza vermeyi düşünebileceğimi söyleyecektim(?) Sizin haksızlığı ve ikiyüzlülüğü böylesine açık, böylesine aşikâr bir kampanyaya hangi gerekçelerle destek vermiş olduğunuzu içtenlikle anlamaya çalışacaktım. Ama görüyorum ki "bugün" artık bunun hiçbir anlamı ve önemi kalmadı. Bunun cevabı son derece açık bir şekilde ortada görünüyor.

(Her zaman ve her durumda kanıt ve belge göstererek, isim vererek ülkemiz tiyatrosuyla ilgili somut gerçekleri yazmayı, hakikati söylemeyi şiar edindiği için, zaten 20 yıldır halihazırda son derece haksız bir biçimde dokuz köyden kovulmuş, aforoz edilmiş olan; 20 yıldır yakından bildiğim ve çok iyi tanıdığımı söyleyebileceğim)
Coşkun Büktel gibi "gerçek anlamda" dürüstlüğüyle maruf, liyakat sahibi, tutarlılık ve ahlak timsali çok önemli ve değerli bir insana karşı, ("üretimleriyle", oyunları, çevirileri, eleştiri ve inceleme kitaplarıyla çok açık bir şekilde ortada olduğu üzere oyun yazarı, çevirmen ve eleştirmen olarak) çok önemli ve değerli bir tiyatro insanına karşı, düzmece bir bildiri ve düzmece gerekçelerle tertiplenen "linç kampanyasına" destek vermeyi içinize sindirebilmiş olmanız, böyle kirli bir kampanyaya "alet olmanız", üzülerek söylüyorum ki, bende çok büyük bir hayal kırıklığı yarattı.

(Hele bunu, sırf Coşkun Büktel'e yönelik aforoza karşı çıktığım için beni de hedef alan, açıkça ve doğrudan kişiliğime yönelik mesnetsiz ve çirkin suçlamalarda bulunan, benim fotoğraflarımı da çeşitli biçimlerde deforme ederek, üzerine soru işaretleri yerleştirerek, açtıkları "fasistler.blogspot.com", "kanalizasyondan.blogspot.com" gibi intenet sitelerinde yayımlayan birtakım insanların peşine takılarak, "temiz tiyatro", "temiz tiyatro yayıncılığı" adına yapmış olmanız, ayrıca büyük bir talihsizlik olmuştur.

Dahası Coşkun Büktel'i gamalı haçlı fotomontajlarla resmedip Tiyatro Tiyatro Dergisi internet sitesinin anasayfasından günlerce ve defalarca yayımlamakta sakınca görmeyen insanların yaptıkları "kirli yayıncılığa" sessiz kalırken, bu insanların açtıkları kirli sitelerde sizi köşe yazarı gibi göstemelerinden herhangi bir rahatsızlık duymazken, sözde "Temiz tiyatro yayıcılığı" paravanı altında tertiplenen Büktel'e yönelik linç kampanyasına ortadaki bütün bu kabul edilemez tutarsızlıklara karşın, bütün bunları bile bile, imza vermenizi çok büyük bir şaşkınlıkla ve hayretle izledim.)

Burak Caney takma adlı internet sapığının ve destekçilerinin aylar boyunca özellikle Büktel ve Bulunmaz'ı hedef alan (mesela Coşkun Büktel'in fotoğrafını dansöz kıyafetiyle fotomontajlamak gibi, Hilmi Bulunmaz'ın 15 yaşındaki kızınını Facebook'taki fotoğrafını deforme ederek "Bataklıkta bir Bulunmaz" başlığıyla yayımlamak gibi) en iğrenç saldırılarına bugüne dek hiçbir tepki göstermeyip, üstüne üstlük Burak Caney'i desteklediklerini açıkça itiraf etmiş olan bu insanların peşine takılarak, yine doğrudan doğruya, (tiyatro alanında hakikatin ve hakikat sevgisinin hakim olması için mücadele veren) Büktel ile Büktel'e yönelik aforoza karşı çıkan Bulunmaz'ı hedefe koyan, "hedef gösteren" (ama ne ilginçir ki yine, Burak Caney takma adlı internet sapığı sözde tiyatro yayıncısının kirli faaliyetlerinden bir tek kelimeyle dahi olsun şikâyet etmeyen) bu son derece kirli, ikiyüzlü ve çifte standartlı Cadı Kazanı tertibine katılmış olmanız dolayısıyla; yani gerçekleri ve hakikati duruma, konjönktüre göre görmezden gelebilen bir anlayışta olduğunuzu çok açık bir şekilde sergilediğiniz için...

Sizin ve bu "düzmece" linç kampanyasına, Cadı Kazanı tertibine çanak tutmuş, alet olmuş pek çok "tiyatrocu"nun öncülük ettiği, katıldığı bu yürüyüşü de, böylesi kirli bir linç tertibine suçortaklığı etmekte sakınca görmemiş insanların sarf ettiği ,

*ONLAR –BİZLER DİYE KUTUPLAŞTIRILIYORUZ. SEYİRCİ KALMAYIN!
*BİLİMİN IŞIĞI KARARTILIYOR. SEYİRCİ KALMAYIN!
*İNSAN ONURUNA SAYGI! BU HASRET BİZİM!
*ADALET! BU HASRET BİZİM!
*DÜŞÜNCE ÖZGÜRLÜĞÜ! BU HASRET BİZİM!

gibi sloganları da samimi, inandırıcı ya da değerli bulmam mümkün değildir.

Bu nedenlerle, düzenleyicisi olduğunuz,
"TİYATRO SANATÇILARI SEYİRCİ KALMAYIN DİYOR" yürüyüşüne bırakın katılmayı, (Büktel ve Bulunmaz'ı karalamakta, bir anlamda linç etmekte sakınca görmeyen birtakım insanların kendilerini çağdaş, uygar, bilimsellikten ve düşünce özgürlüğünden yanaymış gibi "yutturmaya" çalşacakları) böylesi manipülatif bir eylemi herhangi bir biçimde desteklemem de söz konusu olamaz.

Bilginize.

Feridun Çetinkaya


-------------------------------------------------------------------------------------
3. Mesaj
-------------------------------------------------------------------------------------


----- Original Message -----
From: Nedim Saban
To: Feridun Cetinkaya
Sent:
Saturday, May 16, 2009 7:13:37 PM
Subject: katılımınız bizi onurlandıracaktır

Telınız kac bır yanlıs anlama var

Bu e-posta, Turkcell BlackBerry ile gönderilmiştir.



-------------------------------------------------------------------------------------
4. Mesaj
-------------------------------------------------------------------------------------


----- Original Message -----
From: Nedim Saban
To: Feridun Cetinkaya
Sent: Sunday, 17 May, 2009 20:31:45
Subject: Re: katılımınız bizi onurlandıracaktır

 Sevgili Feridun Çetinkaya,

Ben yurtdışındaydım.

Geldiğim günden bu yana sabah 06.00/14.00 yürüyüş organizasyonu, 15.00/21.00 Figaro provaları ile uğraşıyorum.

Ancak, beni arayan herkese geri dönerim. Kaldı ki, siz yazılarınız ve dünya görüşlerinizle benim için çok önemlisiniz. Sanırım asistanım notunuzu aktarmayı unuttu. Yoksa kesinlikle dönüş yapardım.

Hilmi, çocukluk arkadaşımdır. Coşkun Büktel, iyi bir entellektüel.

Mailinizden sonra; o aptal polemiğin imzacıları arasında yer aldığımı duydum. Mustafa'yı ziyaret ettiğimde, bu konuda bir yazı yazacağımı söyledim. Ama içeriğini bildirmedim. Ertuğrul Timur'a son derece saygı duyarım. Ama bu paparazzi diyalogu beni hiç ilgilendirmediği için,
imza vermem. Nasıl imzacı olduğumu inanın bilmiyorum. Konuyu araştıracağım ve imzamı, gerekçeleriyle 20 Mayıs'ya geri çekeceğim. Zaten vermediğim için geri çekmem sorun olmaz. Geri çekmek de denmez buna.

Fakat bütün bunların dışında, eyleme inanıyorsanız, katılmanız gerektiğine inanıyorum.

Ben de kırgın olduğum kişilerle beraber yürüyeceğim.

Kişisel kavgaları bırakalım, memleket sorunları için yürüyelim diyorum.

Yarın 11.00'da Galatasaray Lisesi'nde omuz omuza olmak dileğiyle...

Dostlukla...


-------------------------------------------------------------------------------------
5. Mesaj
-------------------------------------------------------------------------------------


----- Original Message -----
From: Feridun Cetinkaya
To: nedim saban
Sent: Sunday, May 17, 2009 11:12:48 PM
Subject: Re: katılımınız bizi onurlandıracaktır


Nedim Bey,

Mesajınızı aldım. Biliyorum, yarın önemli bir etkinliğiniz var.
Sizi bugün daha fazla meşgul etmeyeyim.

Gönderdiğiniz açıklamayla ilgili görüşlerimi size bilahere yazacağım.

İyi akşamlar.

Feridun Çetinkaya

Telefonum: (...) ... .. ....

-------------------------------------------------------------------------------------
6. Mesaj
-------------------------------------------------------------------------------------


----- Original Message -----
From: Nedim Saban
To: Feridun Cetinkaya
Sent: Thursday, May 21, 2009 10:06:05 AM
Subject: temiz yayıncılık






TEMİZ YAYINCILIK



İnternet medyasında uzun zamandır süregelen Hilmi Bulunmaz/ Coşkun Büktel, Mustafa Demirkanlı/ Ertuğrul Timur polemiğinin Temiz Yayıncılık kampanyasıyla sona ereceğini umuyordum. Hatta Mustafa Demirkanlı’ya bu kampanyaya destek vereceğimi söyledim. Bu kampanya hakkında ilk yazıyı ben yazmak istiyordum. Araya 18 Mayıs tiyatro eylemi girdi, ilk yazıyı yazmak mümkün olamadı, umarım bu son yazı olur. (Benim için ilk ve sondur)

Bu polemiği son derece yakışıksız ve çirkin bulduğum için, kendi adıma son yazı olacak. Yani polemiğin içine girmem! Niçin girmem?

Vaktim yok, çok önemli bir adam olduğum için mi? Yoo, insan iki saat erken uyanır ve vakit bulur isterse.

Çok önemli bir adamım, dedikodu sevmem diye mi? Aman yapmayın, herkes dedikoduya bayılır. Ama dedikodunun değişik formatları var. Bazıları dedikodu programı seyreder, kimi dedikodu yaparken çekirdek çıtlatır, kimi interneti gıdıklar, kimi dedikodunun içine büyük sözcükler koyup, onu sosyalist söylemmiş gibi gösterir!

Peki niye girmeyeceğim polemiğin içine! Eee tabi, serde azıcık bulaşığa bulaşmama korkusu da var. Hilmi, benim çocukluk arkadaşımdır. Bilir misiniz, çocukluk arkadaşlarınızı 30 yıl görmeseniz de höt derseniz korkarlar sizden. Anladığım kadarıyla bu Hilmi, ara sıra kendini tutamayıp pek de bulunmaz olmayan şeyler yapıyormuş. Onlara azzz sonra değineceğim.

Fakat bu polemiğe girmeme ve böylece son yazıya imza atma nedenimin, beş temel nedeni var:

1) Polemiğe çekilen isimler Özdemir Nutku’lar, Talat Halman’lar, yahu politik olarak katılın ya da katılmayın hayatlarını bilime adamış olan kişiler. Şu dönemde bir bilim adamı kaybetmeye hakkımız var mı? Tam da bizden bu beklenirken?

2) Coşkun Büktel’i, herhalde(?) sevmem. Herhalde diyorum çünkü tanımıyorum. Bir iki defa selam verdim, almadı. Böyle zorla selam alan tipler vardır, gıcık ederler beni. Acaip sevdiğim bir yazar da var aralarında. Dostum aynı zamanda. Ama kendisine selam vermek için 450 kalori harcamak gerek. Uğraşmıyorum. Polemiğe niye girmiyorum biliyor musunuz, hiç sevmediğim, selam bile vermediğim, Coşkun Büktel uğruna? Çünkü onun da entelektüel birikimine saygım var. (Entelektüel zekasından kuşkuluyum ama olsun ) Bu Coşkun Büktel, Theope diye çok önemli bir eser yazdı. Theope’yi ister tersten, ister düzden okuyun, önemlidir bence. Ardından, bir akıl oyunu olan Shakespeare’siz Herifler geldi. O da zekiceydi. Sonra Büktel, kendisini öfkeye verdi. Bu da bir yol. Biliyorsunuz, dünyada öfke edebiyatı diye bir şey var! (Bkz. John Osborne) Yazsana adam. Öfkeni yeni oyunlar yazarak kus. Yok bizim Büktel, yazmakla, internetten küfür etmeyi karıştırdı. İşte ben hiç sevmediğim, 450 kalori harcamamak için selam vermeyeceğim Büktel’in yeni eserlerini beklediğim için polemiğe girmek istemiyorum ve bu konudaki son yazıma bu nedenle imza atıyorum.

3) Ertuğrul Timur, çok önemli bir insan. Sosyalist olarak yazıyor, sosyalist olarak yaşıyor. Tiyatronun pisliklerini gördü, kenara çekildi. Ama sosyal anlamda, gençleri örgütleme ve çevresine yararlı işler yapmayı sürdürdü. Onu tanımıyorum. Bir iki kez yazıştık, dostça selamlaştık. Onu sayıyorum. Yıpranmasını istemiyorum. Polemiğe girersem, onların ya da ötekilerin tarafına çekilirim. Ne fenerli, ne galatalı olmaktan korkan salak tavırlı sanatçılardan değilim. Ama Ertuğrul’un dostluğunu kaybetmek istemem.

4) Feridun Çetinkaya çok önemli bir insan. Analitik zekaya sahip, tiyatro adına önemli yazılara imza atıyor.Onu tanımıyorum. Bir iki kez yazıştık, telefonda konuştuk. Böyle adamlar kolay kolay yetişmez Onu sayıyorum. Yıpranmasını istemiyorum. Polemiğe girersem, onların ya da ötekilerin tarafına çekilirim. Ne fenerli, ne galatalı olmaktan korkan salak tavırlı sanatçılardan değilim. Ama Feridun’un dostluğunu kaybetmek istemem.

5) Demirkanlı’nın kişiliğini bilmem, fazla tanımam ama dile kolay 16 yıldır bir dergi yaşatıyor. Bakın internet sitesi ayakta tutmak başkadır, matbaasıyla, SSK’sıyla, vergisiyle uğraşmak başka. Mustafa mutlaka yanlışlar yapmıştır. Çocukluk arkadaşım olmadığı için hött desem korkutamam ama saygı duyarım bu adama! Yıpranmasını istemiyorum. Polemiğe girersem, onların ya da ötekilerin tarafına çekilirim. Ne fenerli, ne galatalı olmaktan korkan salak tavırlı sanatçılardan değilim. Ama Mustafa’nın dostluğunu kaybetmek istemem. (Kaldı ki ben Rahmi Dilligil’i insan olarak çok severim, bu konuda Mustafa ile karşı karşıya da gelmişimdir. Tiyatro Dergisi’nde oyunlarım hakkında kötü eleştiriler çıkmıştır ve umarım hem kötü, hem iyi yazılar çıkmaya devam eder. Fakat bu dergiyi yaşatmak bir sosyal sorumluluktır kanımca.)


Ulan Nedim Saban, sen ne kadar çanak yalayıcıymışsın ki, sırf dost kaybetmemek için, polemikten korkuyorsun?


2009, 2010, 2011, 2012, 2013,2014 ( yapılırsa genel seçimlere kadar) dost kaybetme yılı değildir. 27 Mart tarihinde AKM önündeki konuşmamda avazım çıktığı kadar bağırdım, sonra da sesim geri gelsin diye dört gün iğne yedim. Birbirimizi sevmek zorunda değiliz ama memleketin ortak çıkarlarında birleşmek zorundayız diye düşünüyorum.

Nedir ortak çıkarlar? En basitinden üretme hakkı, konuşma özgürlüğü, “ben Atatürk’ü seviyorum ya da sevmiyorum, Marksistim, Leninistim, Komünistim, ateistim, laik değilim” diyebilme hakkı!

Bu nedenle dün Amatör Tiyatrolar Çevresi’nin de çağrısını son derece doğru bulduğumu yineliyorum.

Kaldı ki, insan Tiyatro Dergisi’nin ya da tiyatroyun sitesinin ya da Coşkun Büktel’in sitesinin ziyaretçisi olduğu zaman Augusto Boal hakkında geniş bir yazı okumak ister, oyunculuk teknikleri hakkında bilgilenmek ister! Kime ne Demirkanlı ile Bulunmaz kavgasından? (Çok mu ünlüsünüz de, sizin birbirinizle kavganızla ilgilensin necip milletimiz? Ya da pek mi yakışıklısınız da, yakışıksız hareketlerinizle dikkat çekiyorsunuz?)


Demirkanlı beni Temiz Yayıncılık konusunda aradığında ilk yazıyı yazacağımı söyledim, destekleyeceğimi söyledim, maili çok kişiye ulaştıracağımı söyledim ama imza vereceğimi söylemedim. Belki de aramızda iletişimsizlik olmuştur, imza da vermişimdir. (Ne güzel değil mi, imzaları ver ver, sonra Öztürk Serengil’in aydınlar dilekçesini kooperatif çağrısı sanması gibi önce sağa, sonra sola…) Eee doğrusu serde azıcık Bulunmaz/ Büktel korkusu da yok değil….

Bu korkumu psikyatrımla paylaşmak için paracıklarımı ayırmayı düşünürken, kapı çaldı. Bu saatte (07.14) kapı çalmaz…. Neyse polis değilmiş. Dün saatimi tamire vermiştim. Erken uyandığımı bildiği için saatçi çocuk, işe gitmeden önce çatkapı yapmış.

Bankamı aradım geçen gün. Kredi kartı borcunu geciktirdiğimi biliyorum. Ödemek üzere onlar aramadan, ben çatkapı ettim. Telefondaki operatör doktor “Yakın takiptesiniz” dedi. Serde serserilik var, telefonlar da banka tarafından dinlemeye alınıyor ya, bir çığlık benden: “Polise mi verdiniz?” Kadıncağız, sakinleştirdi: “Öyle değil efendim , biz takip ediyoruz”

Şimdi, bu Bulunmaz/ Büktel de bizim toplumsal paranoyamızdan faydalanarak bir yol geliştirmişler. (Pardon şu anda yanıma köpeğim Çiço geldi)

Kendilerine karşı gelen herkesi teşhir etme, adlandırma, sınıflandırma.
Onların yanındaysan bulunmazsın, yanlarında değilsen, bulunursun.

Çanak yalayıcısın!

Evet, bir dönem, ben çanak yalayıcısı köpek olmuştum çünkü Bakanlıktan yardımı alıyor tiyatrom. (Tamam Çiço, sakin ol, oğlum)

Çiço, biz hangi bakanlıklardan yardım alıyorduk?

Evet Sanayi, Dışişleri, İçişleri, Tarım ve Hayyyvancılıkkkk….

Sonra Atatürk Kültür Merkezi eyleminden sonra, ödeneğimizi yarıya düşürdüler. Herhalde bizden artan parayla AKM’yi onarıyorlardır.

Mustafa Demirkanlı, ben kooperatif yardımı sandığım halde , temiz yayıncılık kampanyasının altına imzamı koymuş, Baktım ki , birden linç kampanyacısı oluvermişim. (Yahu çocuklara bile arkadaşını sıfatlandırma diyoruz. “güzel” “akıllı” deme, tanımlarsan tanıyamazsın çünkü)


Şimdi imzamı geri çeksem, demokrat olacağım. İmzam yerinde dursa… (dur Çiço, sana oyuncağını, yazı bittikten sonra vereceğim.)

Temiz Yayıncılık Kampanyası pek de temiz durmuyor çünkü taraflar birbirlerine masadan masaya meyve göndermeye devam ediyorlar. Demirkanlı’ya temiz yayıncılık kampanyasına başlar başlamaz, tüm kirli yayınları kesmek yaraşırdı ama o, halen devam etti.

Kaldı ki, işin sonunda, savcılar polisler var, ki solcunun solcuyu savcı polis mahkemeyle korkutması zaten nahoş!

Evli olmadığım için günün önemli bir bölümünü internette geçirdiğim halde temiz yayıncılık kampanyasında imzam olduğunu Feridun Çetinkaya’dan öğrendim.

Ama farz edin ki imza vermişim, Bulunmaz Tiyatro’nun, bin kişinin kenetlendiği 18 Mayıs eylemine, sırf onların aleyhinde imzam var diye katılmaması, tuhaf değil mi? Yahu orada 20 yıldır kavgalı olan kişiler kenetleniyor. Sen, eylemin söylemini beğenmiyorsan katılmazsın, bu demokratik hakkındır, ama ben varım ya da diğer imzacılar var diye gelmemek, sana karşı gelene hemen bir sıfat yakıştırmak, işte Hilmi Bulunmaz, genel seçimler yapılana kadar, sana bunu yasaklıyorum.

Çocukluk arkadaşım Hilmi’ye höt demek için telefon açtığımda, onun sosyalist ahlağından bir kez daha emin oldum. “Sana karşı ayrımcılık yapılırsa, yine yanındayım” diye kapattı telefonu.

Burak Caney diye kusmuktan bir sanal kahraman yaratılması, insanların özeline girilmesi, aptal saptal fotomontajlarla zaman harcayarak yetenek köreltmeler konusunda mutlaka iki tarafın da söyleyecekleri vardır. “Düşmana, düşmanın teknikleriyle saldırıyoruz!”

Ben de diyorum ki, siz birbirinizden nefret ediyorsunuz ama düşman değilsiniz, olamazsınız! Daha doğrusu olmamalısınız, olsanız da çaktırmamalı, bu konuda çok fazla kalori harcamamalısınız.

Amatör Tiyatrolar Çevresi’nin bildirisinde olduğu gibi, bu saldırılarda magazin teknikleri kullanılması, depolitizasyon oyunlarına başvurulması, aslında tarafların beyinlerinin sadece yüzde onluk kısmını kullanmalarından ibarettir!

Şimdi tarafların beyinlerinin, varsa diğer yüzde doksanını gösterme zamanı gelmiştir çünkü varsa düşmanlar örgütlenmekte ve varsa düşmanlar aynen bu kavgaları beklemektedir.

Hep olumsuzluklardan mı sözedeceğiz, biz en önce tatlıcıyız, değil mi efendim:

1) Bu siteler toplumun bilinçaltını ortaya çıkardıkları için bir kontrol mekanizması oluşturmuşlardır. Yazının başında kim dedikoduyu sevmez demiştik ya, bu siteleri sırf kim kime düşmüş diye okuyan pek çok kişi vardır. Şimdi, site sahipleri, varsa beyinlerinin yüzde doksanını kullanarak, işi akademik eleştiri boyutlarına taşımak zorundadırlar.

2) Hazır Özdemir Hocalar, Talat Hocaları bile aşağılamışken, daha iyisini yapın da görelim. Kendi kendinizin çıtasını yükselttiniz.

3) Coşkun Büktel, Türk Tiyatrosu’nun korkulan adamıdır ama Türk Tiyatrosu’na faydası sadece Theope değil: Ali Taygun gerçeği olmuştur! Amerika’da tiyatro öğrencisiyken (gençtim, güzeldim), Barış Derneği davasından tutuklu Ali Taygun için imza topluyordum ve Robert Brustein (ki artık ben de artık Şehir Tiyatroları kurumunu yıpratmamak için genel sanat yönetmeni hakkında sansür ve sanatçı hakları dışında genel seçimlere kadar tek bir söz yazmamaya karar verdim...isterlerse Amerika’nın politik figürü Robert Brustein hakkında bir araştırmayı tiyatroyun’a armağan ederim ) başta olmak üzere, herkes Taygun için genius (dahi) diyordu ve düşünmeden imza veriyordu. Sonra değerli Ali Taygun hapisten çıktı, kendisine selam vermek için sırasıyla 150/ 250/350/450 kalori harcamak lazım geldi. Ancak Theope’ye çattıktan sonra, haddim olmayarak söyleyeyim rejisör olarak ciddi biçimde genius çizgisini tutturmak için zorlanır oldu. Yani Coşkun Büktel, bir yazar olarak bir yönetmeni ciddi biçimde zorladı. Büktel’den herhalde her yönetmen korkar. Ama belki Büktel yazar, Bulunmaz yönetir, ya da yeni bir genius bulunur ya da hapiste birisi varsa ona imza desteği verilir.


Çiço havladığı için, lafı şöyle bağlıyorum.

Temiz Yayıncılık çağrısına imza verdiysem, ben bunu bal gibi kooperatif çağrısı sanmıştım. İmza geri çekilecekse, bunu bal gibi geri çekiyorum.

Ama imzamı geri çektiğim için, Hilmi Bulunmaz beni kahraman ilan edecekse, “erken kalkanın kahraman olduğu bir çağda” aman bu kahramanlık kalsın. O zaman iki üç imza daha veriyorum!

İmza vermeseydim, zaten bu kampanya çok temiz olmadığı için şimdiden sonra kesinlikle vermezdim. Sitelerinizin değerini bilin. Zamanında deniz manzaralı siteleri kapmışsınız. Erkenden doğalgaz bağlatmışsınız. Ziyaretçileriniz var diye şımarmayın. Türkiye’de kaçak inşaat diktirmekten daha kolay bir şey yok. Sitenizin üzerine iki kat çıkarlar vallahi! Birbirinizle kavga etmeye devam edecekseniz, temiz yayıncılık dahil olmak üzere ne yaparsanız yapın, ama o zaman ben de buradan şu çağrıyı yaparım: Ey eleştirmenler, tiyatro sahipleri, tiyatrocular, sivil toplum örgütleri gelin birleşelim, onlar kavga etsinler, biz bu kavgaya taraf olmamak için temiz yayıncılığı başlatalım:

BUGÜNDEN İTİBAREN MEMLEKETİN EN BÜYÜK KAVGASININ BU OLDUĞUNU SANANLARA, HİÇBİR BASIN BÜLTENİ, FOTOĞRAF, HABER, YAZI, ARAŞTIRMA GÖNDERMEYELİM.

Bırakın, sadece birbirlerini yazsınlar.

Dostlukla...


-------------------------------------------------------------------------------------
7. Mesaj
-------------------------------------------------------------------------------------


----- Original Message -----

From: Feridun Cetinkaya
To:
Nedim Saban
Sent: Thursday, May 21, 2009 7:14 PM
Subject: Re: katılımınız bizi onurlandıracaktır

Sayın Nedim Saban,

Öncelikle, aşağıdaki "Temiz Yayıncılık" başlıklı yazınızda geçen hakkımdaki "dozunu titizlikle ayarladığınız" övgüleriniz için "teşekkür ederim".

En başta ve özellikle hakkımdaki bu, "iki tokat saldıran çocuğa, iki tokat da saldırıya maruz kalan çocuğa adalet anlayışınızla" bağışladığınız "sayıyla hesaplı" övgüleriniz olmak üzere, yazınızdaki bir tek virgülü bile herhangi bir şekilde samimi, anlamlı ya da değerli bulmadığımı söylemek istiyorum.

***

Ben, gönderdiğiniz yürüyüş davetine neden icabet etmeyi uygun görmediğimi açıklayan bir yanıt göndermiştim size. Sizden herhangi bir talepte bulunmadığım halde, siz bunun üzerine gönderdiğiniz mesajda kendi kendinize aynen şöyle bir beyanda bulunmuştunuz:

"Ama bu paparazzi diyalogu beni hiç ilgilendirmediği için,
imza vermem. Nasıl imzacı olduğumu inanın bilmiyorum. Konuyu araştıracağım ve imzamı, gerekçeleriyle 20 Mayıs'ya geri çekeceğim."

Ama bugün görüyorum ki, sırf yekten, açıkça ve kolay anlaşılır bir şekilde, "ben imza atmadım, imzam benim iradem dışında kullanılmış" dememek için, sizin bilginiz ve inisiyatifiniz dışında ortaya çıktığını söylediğiniz bu nahoş vaziyeti kurtarmak amacıyla, karmakarışık ve tümüyle inandırıcılıktan uzak, son derece anlamsız ve kötü bir yazı kaleme almışsınız.

(Böyle bir yazıyı, 20 gündür imzanız orada durmadan önce, hatırladığım kadarıyla ilk beş ya da on imzacı arasında sizin ve tiyatronunuzun adı geçmeden/yem olarak "kullanılmadan" önce yazmış ve yayımlamış olsaydınız, belki ancak o zaman bir nebze de olsa inandırıcı ve anlamlı olabilirdi. Ayrıca, günlerdir internet sitelerinin manşetinden inmeyen bu kampanyada sizin ve tiyatronuzun imzasının olduğunu bilmemeniz de, bundan haberinizin olmamasını da hiç inandırıcı bulmadığımı eklemeliyim.)

***

Gördüğüm kadarıyla yazınızda, haksızlık edildiğini düşündüğünüz, ("Fransızca'da 16. yüzyılda yazılmış Theope diye bir oyun var" diyerek tiyatro yazarı Coşkun Büktel ve oyunu Theope hakkında şaibe yaratmak amacıyla ortaya bir iddia atan ve CD kaydıyla belgelenen bu iddiasını 5 yıldır belgeleyemediği, kanıtlayamadığı halde herhangi bir biçimde Büktel'den özür dilemeye de yanaşmayan) Özdemir Nutku'yu bile araya sıkıştırıp tenzih etmeye, savunmaya mesai ayırırken (tiyatro yazarı Coşkun Büktel'e iftira mı edilmiş? Boşver canım Büktel'i, değil mi Coşkun, değil mi Büktel? Haşa, Özdemir Nutku'nun Büktel'e ve yapıtına açıkça iftira etmesi mesele değildir, mutlaka bir "yanlış anlaşılma" olmuştur, sadece ve olsa olsa bu konunun açıkça konuşulması tartışılması suçtur[?] Tiyatro da hakikat de bu demek değil midir zaten!) aynı zamanda beni de Timur'un çirkin saldırılarının bir mağduru olarak değil sanki bu tartışmanın bir tarafıymışım gibi araya sıkıştırmış, sanki siz polemiğe dahil olursanız nedense ben de "yıpranması" muhtemel bir kişi olacakmışım gibi bir izlenim yaratmışsınız.

Belki farkındasınız, belki de değilsiniz ama: Ben, bugüne dek ne
bu tümüyle haksız "linç kampanyası"nı tertipleyenler ne de bu kampanyayı imzalarıyla destekleyenler arasında yer aldım, ne de bu konuda bir Büktel ve Bulunmaz "taraftarı" olarak hareket ettim.

Demirkanlı-Timur ve Büktel-Bulunmaz arasındaki, kendimce en doğru şekilde "Özdemir Nutku Skandalı ve Burak Caney Kirliliği Üzerine Bir Polemik" olarak tanımlayabileceğim ipe sapa gelmez tartışmanın sapa sapa geldiği bu linç, bu toplumsal histeri noktasında, kampanya düzenleyicileri ve destekçilerinden (örneğin Can Törtop'tan ve sizden bile) daha tarafsız bir konumda bulunuyorum. (Coşkun Büktel'in yakın bir dostu olmam, sizin son derece saygı duyduğunuz Demirkanlı ve Timur'un deyimleriyle, Büktel'in "müridi", "adamı", "uşağı" olmamın konuyla ilgisi dışında.)

Bu durumda, sizin bu polemiğe girmeniz beni neden yıpratsın ki? Bunu anlayamadım...

Beni yazınızda, neden tıpkı Ertuğrul Timur'un uzun bir süredir yapmaya uğraştığı gibi bu polemiğin "bir tarafı" imişim gibi göstermeye çalıştınız ve herhangi bir şekilde "yıpranmam" kaygısını duydunuz acaba...

Ortada benim yıpranmamı gerektirecek herhangi bir durum mu var?

Zaten sizin zahmet etmenize de, çok geç kalmış bir kaygı duymanıza da gerek yok, son derece saygı duyduğunuzu söylediğiniz Ertuğrul Timur, bu konuda beni son derece çirkin yöntemlerle yıpratmak ve bu pisliğe çekmek için bugüne dek yapmadığını bırakmadı. Elinden geleni ardına komadı. Bu tavrını hâlâ bugün de sürdürüyor.

Ben size, sadece Büktel'i destekleyen yazılar yazdığım için, fotoğrafımın üzerine soru işaretleri konularak bu tartışmaya çekilmeye çalışıldığımdan, Büktel'i kirli yayıncılıkla itham edenlerin bizatihi kendilerinin Büktel'in gamalı haçlı fotomontajlarını imal edip sitelerinin anasayfasında yayınladıklarından vb. ilk mesajımda söz etmiştim. Ama siz (Coşkun Büktel'in size selam vermemesinden ve Hilmi Bulunmaz'ın hiçbir zaman tasvip etmediğimi açıkça kendisine ifade ettiğim ve yüzüne karşı sert bir şekilde eleştirdiğim çanak-köpek resimlerinden "haklı olarak" açıkça isim vererek söz ettiğiniz halde, Büktel ve Bulunmaz'ı açıkça adlarıyla sanlarıyla mahkûm etmekten kaçınmadığınız halde) Demirkanlı ve Timur'un fotomontaj rezaletlerinden (şu gamalı haçlı Büktel fotomontajı mesela ya da şu en yenisinden ampül içindeki Ulvi Alacakaptan fotomontajından) bir tek kelimeyle dahi olsun (yine özenle) açıkça söz etmeden, bu kirli yayıncılığı adıyla sanıyla anmaktan kaçınmışsınız. FAŞİSTLER ve KANALİZASYONDAN adlı siteler kurup açıkça insanlara çirkin saldırılar yapan A. Ertuğrul Timur'u hâlâ önemli bir insan diye lanse etmeye çalışmışsınız.

Bununla da kalmamış, bir de beni bu pisliğe bulaştırarak, ne alâkası varsa "yıpranmamı" istemediğinizi söylemişsiniz.

*****

Sayın Nedim Saban, aşağıdaki yazınızdan doğru dürüst anlaşılan tek şey sizin Büktel ve Bulunmaz'ı açıkça mahkûm ettiğiniz.

Onun dışında, imzanız bu kirli linç kampanyasına sizin bilginiz dışında mı "alet edildi", söz konusu kirli kampanyadan imzanızı çektiniz mi çekmediniz mi, bunlar dahi açıkça anlaşılmıyor.

Şayet imzanız gerçekten de sizin bilginiz dışında bu işe "alet edildiyse" bile bundan hiçbir rahatsızlık duymamış görünüyorsunuz. Bu durumdan hiç şikâyet eder gibi bir haliniz yok.

Sayın Nedim Saban, hepimiz yetişkin insanlarız, hepimizin bir görüşü, hayat karşısında bir duruşu var.

Görüşlerimiz, üsluplarımız farklı olabilir.

Ama kanımca hayatımızda olmazsa olmaz, eksikliği yokluk demek olan, çok önemli bir şey var: Samimiyet, içtenlik.

Açıkça söylemeliyim ki, ne "Temiz Tiyatro" başlıklı yazınızda ne de bu konuyla ilgili tavrınızda bu samimiyeti herhangi bir şekilde görebildiğimi, bulabildiğimi söylemem mümkün değil.

Yazınızı okuduktan sonraki düşüncelerim, çok daha önemlisi "duygularım" bunlar.


İyi günler.

Feridun Çetinkaya


-------------------------------------------------------------------------------------
8. Mesaj
-------------------------------------------------------------------------------------


----- Original Message -----
From: Nedim Saban
To: Feridun Cetinkaya
Sent: Thursday, May 21, 2009 8:12:33 PM
Subject: Re: katılımınız bizi onurlandıracaktır



Sayın Çetinkaya,

Bu polemiğe girmeyeceğim için, yanıtım çok kısa olacak.

Ben bu paparazzi diyalogunda akademik değeri olan kişilerin yıpranacağını düşünüyorum. Bunlardan biri de doğal olarak sizsiniz. (Yazılarınızdan okuduğum kadarıyla)

Aynı biçimde Theope'nin yazarı da böyledir. Özdemir Hoca da yadsınamaz.

Samimi bulmak ya da bulmamak tabi ki hakkınız. Bir gün tanışırsak samimiyetime inanırsınız ya da inanmazsanız. Bu en doğal hakkınızdır.

Sanırım yazımda son derece açık. İmza vermedim ama yanlış anlaşılmışsa ve verdim sanıldıysa, geri çektim.

28 Nisan'da yurtdışına çıktım, 11 Mayıs'ta döndüm. Günün 9 saatini yürüyüş eylemini organize etmek, 6 saatini prova yapmak, kalanını da uyumak ve yemek yemekle geçirdim. Kınıyoruz linkine tıklayıp imzacılara bakmak hiç aklıma gelmedi doğrusu!

Ama imzamı geri çekerek kahraman olacaksam, kalsın. Çünkü polemik olması gereksiz ve aptalca.

Sanırım Burak Caney ve o iğrenç fotomontaj konusu da gayet açık. O işi yapanları, o haltı karıştıranları da kınadığım net ve ortada.
"Burak Caney diye kusmuktan bir sanal kahraman yaratılması, insanların özeline girilmesi, aptal saptal fotomontajlarla zaman harcayarak yetenek köreltmeler konusunda mutlaka iki tarafın da söyleyecekleri vardır.
“Düşmana, düşmanın teknikleriyle saldırıyoruz!” cümlesi....


Yazıyı kötü bulma hakkınız var. Zaten sizi bu yüzden önemsiyorum.
Akademik kariyeriniz var, daha iyisini yazın. Analitik zekanız var. Daha önemli yazılara imza atın.

Türkiye zor bir dönemden geçiyor.
Lütfen geçmişe değil, geleceğe bakalım.


Nedim

Dostlukla...


-------------------------------------------------------------------------------------
9. Mesaj
-------------------------------------------------------------------------------------


----- Original Message -----
From: Feridun Cetinkaya
To:
Nedim Saban
Sent: Friday, May 22, 2009 10:03 AM
Subject: Re: katılımınız bizi onurlandıracaktır

Sayın Nedim Saban,

Maruz kaldığım çirkin saldırılardan sonra, her şeyin çarpıtıldığı ve iğrenç bir şekilde malzeme yapıldığı, kirli ve şaibeli olduğu son derece açık bu linç kampanyası konusunda, adımın geçtiği durumlarda, kendi adıma düzeltme ya da tekzip yapmak dışında herhangi bir yazı yazma gereği duymuyorum.

Bu açıdan baktığımda da, aşağıdaki yazışmamızı yayımlamak bile benim bu konuda yazacağım herhangi bir yazıdan çok daha yararlı olacaktır.

Çünkü bana yazdıklarınız, en azından kamuoyu önündeki beyanınız olan "Temiz Tiyatro" yazınızdaki belirsizliği giderecek nitelikte.

Eğer bu yazışmanın yayımlanmasının sizin için bir mahsuru yoksa, siz de isterseniz, izin verirseniz tabii.

Feridun Çetinkaya



-------------------------------------------------------------------------------------
10. Mesaj
-------------------------------------------------------------------------------------


----- Original Message -----
From: Nedim Saban
To: Feridun Cetinkaya
Sent: Friday, May 22, 2009 11:15:56 AM
Subject: Re: katılımınız bizi onurlandıracaktır



Demirkanlı dün imzayı geri çekmiş.
İstediğiniz yazıyı yayınlamak konusunda serbestsiniz.



-------------------------------------------------------------------------------------
11. Mesaj
-------------------------------------------------------------------------------------




----- Original Message -----
From: Feridun Cetinkaya
To:
Nedim Saban
Sent: Friday, May 22, 2009 11:58:16 AM
Subject: Re: katılımınız bizi onurlandıracaktır




Nedim Bey,

İlginiz için tekrar teşekkür ederim.

Çalışmalarınızda başarılar diliyorum.
Sağlıcakla kalın.

İyi günler.

Feridun Çetinkaya