27 Ekim 2008

Hülya Karakaş: "Genel Sanat Yöneticisi Orhan Alkaya'ya Sorularımdır"



Bildiriler okuduğu,hamasi nutuklar attığı,kendince oluşturduğu muhalif kişiliğiyle! en ön saflarda yer tuttuğu alanları terk ederek iktidar koltuğuna oturan tiyatro yöneticisi Orhan Alkaya yeni sezonun açılış toplantısında (Eylül 2008 Cemal Reşit Rey Konser salonunda)”Şehir Tiyatrolarındaki değişimde çok iyi bir noktaya gelindiğini,İstanbul’un dört bir yanında tiyatro şantiyesi kurulduğunu,bu gelişmelerin de bu dönemde yaşandığını…”muştulayarak siyasi iktidara güzellemeler yapmıştı.Tiyatro tarihinde ilk kez bir yönetici iktidarı kollayarak tiyatro açılışı yapmıştı ve bu gözden kaçmıştı.Çünkü üstüne oturduğu koltuk kendine “bu dönemde” ihsan olmuştu.Olacaktı o kadar,ne önemi vardı ki bu minik ayrıntının…Koltuğun büyüsünden olsa gerek bahsi geçen “bu dönemde” tiyatroların,dozerlerle,kepçelerle yıkıldığını unutmuştu.Hatta tiyatroların yıkılmaması için koltuktan önce nasıl da kahramanca!mücadele ettiğini de…Unutuyoruz.Belleğimiz mi zayıf nedir…Ama benim gibi unutmayanların görevi de zamanı geldiğinde ortaya çıkıp gerçekleri hatırlatmak,meslektaşlarının ve sanat çevrelerinin vicdanlarını eşelemektir.

Her yıl Sinan Cemgil’in (bilenler bilir diyelim) mezarının başında okuduğu şiirleri okuma görevini,”konumu gereği”başkalarına devretti,”sevgili can arkadaşı” Hrant Dink’in mahkemelerine katılmayı unuttu…Bari her Cuma günü Moda semtinde yapılan muhalif gösterilere katılsa…Direnen insanlar salt sizin için bu hafta yapılacak eylemin başlığını “koltuğunu al da gel” olarak belirlediler ondan ayrılmamanız için.Hiç değilse meydanlarla olan ilişkiniz sürsün,sizi oralarda görmek isteyen birkaç kişi kaldıysa eğer mutlu olsunlar.

Muhsin Ertuğrul’un suretine denk düşen afilli fotoğrafınız pek etkileyici.(Milliyet Sanat dergisi –Ekim 2008)Bu poz verme,poz alma becerinizi keşke sahne üzerinde de gösterebilseydiniz.Ben özellikle görmek isterdim,ancak yönetim kurulu üyeliği yaptığım dönemde sizin “yönetmen” kadrosuna alınmanızın altına imza atarak kendimi bundan mahrum bıraktım.Bir kaç ay önce odanızın baş köşesinde İstanbul Belediye Başkanı Kadir Topbaş ile bir fotoğrafınızı görmüştüm,sahi ona ne oldu?Birileri sizi uyarmış olsa gerek ki acilen Muhsin Ertuğrul çerçevesi astınız odanıza.Ah Muhsin Ertuğrul,siz olmasaydınız nice olurdu bu tiyatronun hali?Sizin siyasi iktidarlara karşı dimdik duruşunuzu,şapkanızı alıp süzülerek çıkıp gidişinizi örnek almadılar,almayacaklar da,ancak gelecek kuşaklara masalcı ağabey kıvamında anlatıp duracaklar.

2010 yılına kadar ölmez sağ kalırsak,hala iktidar koltuklarında oturuyorsanız eğer,size bugün 17. sahnemizi açıyor muyuz sorusunu soracağımdan emin olabilirsiniz.Var olan tiyatrolar yerinde kalsın,tadilattan geçsin ben razıyım.Sayın yönetici sallamanın da bir raconu,adabı vardır,ayıp oluyor.Şehir Tiyatroların da “bugün söyleyecek sözü olan oyunlar oynanıyor” öyle mi?Peki bugüne kadar oynayan oyunların hepsi de haybeye oyunlar mıydı?Siz neredeydiniz Allah aşkına,bu kurumun en sıkı muhalifiydiniz,yöneticilik yaptınız,o oyunlara gidip beğendiniz ya da nefret ettiniz…Neden ses etmediniz diye sormazlar mı adama.Ya kendi yaptığınız oyunların bir sözü yok muydu,onlar sizin projeleriniz değil miydi?Şu anda sahnelenen oyunların çoğunluğu eski repertuvara aittir,sizin buyurduğunuz gibi “yeni,yeniden” gerçeğiyle örtüşmüyor hatırlatmak isterim.”Yine,yeni,yeniden…” güzel bir şarkı nağmesiyle canlanan şarkı sözleridir.

Olur da “Küçük Kemal Çocuk tiyatrosu” adı altında bir tiyatro açmayı düşünüyorsanız derhal vazgeçin derim size çünkü bu size yakışan bir şey değildir bir,ikincisi bu isim “büyük önder” e hakarettir,üçüncüsü de çocukları Mustafa Kemal Atatürk’ten soğutacaksınız.Kimsenin arkasına sığınmadan kendi doğrularınızı söylemeye başlasanız daha iyi değil mi?

Takdir edersiniz ki yöneticiler sağ duyulu olmak zorundadır.Duygusal,kişisel,ikili ilişkilerin girdabına düşerek yönetemezler tiyatroyu.Bunun örneklerini çok yaşadık.Bu örnekleri daha da yaşayacağımızı söylüyorsanız eğer,muhalefetin olmasını da sineye çekeceksiniz.

Şehir Tiyatroları zaaflı,ama sağlam bir kurumdur.Kesicilerin gücü ancak betonları delmeye yarar.Ancak sahnenin gücünü kırmak kolay değildir.Bu tiyatronun çalışanları susuyorsa eğer öğrendikleri terbiyeden,ya da kişisel korkulardandır.Kişisel korkularla işim olmaz,ancak tiyatro terbiyesi beni bile dize getirir.Biliriz ki,bugüne kadar hiçbir siyasi iktidar,sanat yöneticileri bu köklü kurumu yıkamamıştır.Zarar vermişlerdir belki ama,yıkamamışlardır.Siz madem bu kadar isteklisiniz işinizi iyi yapın,objektif olun,aynada bu kadar kendinizi seyretmeyin,düşmanlıkları bırakın,sanat icra eyleyin,tiyatroya hizmet edin…2010 yılını beklemeyin.2010,2020 yıllarında ne olacağı bilinmez.Hele belirsizliklerle kuşatılmış bu ülkede geleceğe dair fikirler oluşturmak hayalden öteye geçmemiştir.Bu tiyatronun tarihi görevde bir yıl bile kalamamış yöneticilerle doludur.Keşke böyle olmasa ama ne yazık ki böyledir.Bu gerçeği hatırlatıp sizi üzmekte hiçbir beis görmüyorum.Tam tersine bir gerçekle sizi yüz yüze getiriyorum.Ama siz zaten eğitimli bir kişisiniz,bu türden densizliklerle uğraşmazsınız.”birazcık hukuk” bilirsiniz,”birazcık da mimariden” anlarsınız.E bu kadar az bilgi yan yana geldiğinde bir bütünlük oluşturur ve o bütünlükle de benim ağzımın payını verirsiniz.Belki de “çocuk ne diyorsun…”diye başlayan o bildik aforizmalarınızla boğmak istersiniz beni;ama biliyor musunuz ben artık büyüdüğüm için sığ sulara girmemeyi çoktan öğrendim.

Gelelim sorularıma:

1-Şehir Tiyatroları belki de tarihinde ilk kez 1 Ekim’de tek tiyatroda perde açtı,neden?
2-Elektriğinin bile kaçak kullanıldığı,aylardır kirasının ödendiği bilinen Halaskar Gazi caddesinde açılacağı duyurulan “Harbiye Sahnesi” neden açılamıyor?Buraya bir çivi çakıldı mı,çivi çakılmayan bir tiyatronun neresinde prova yapılıyor?Açılacak 17 tiyatronun ilkini açmak için ne zaman harekete geçmeyi düşünüyorsunuz?
3-63 münhal kordonun 43 tanesini neden stajyere dönüştürüyorsunuz,bunun yasal dayanağını oluşturdunuz mu?Oluşturduysanız eğer kadro bekleyen bunca sanatçının geleceğini hiç düşünmediniz mi?Kalan A kadrolarına kimleri aldınız,tiyatro çalışanlarını mı,tiyatrocuları mı,yoksa başka isimleri mi..?
4-“Hizmet Bedeli” adı altında tiyatroya sanatçılar dışında kaç kişi alındı,bu alınan kişiler kendi alanlarında ehliyetli mi,yeterlilik durumları nedir?Halkla ilişkiler ve basın bürosuna en az beş kişinin alındığı gerçeği doğru mudur?Eğer bu alınan kişiler ehliyetliyse bu yıl tiyatronun tanıtımında,seyirciye ulaşmasında bir patlama yaşanacak mıdır?
5-Bu soruya bağlı olarak “sözü olan oyunlar”a kaç seyirci gelmiştir Ekim ayı içerisinde,seyirci sayısında bir artış var mıdır?
6-Macit Koper’in yönettiği “Kırmızı Pazartesi” adlı oyun için özel bir telif anlaşması mı yapıldı,eğer yapıldıysa bunun yasal dayanağı nasıl oluşturuldu?
7-Sanatçı İbrahim Can için,sezon açılış toplantısında verdiğiniz sözü yerine getirmek için bir çabanız var mı,İbrahim Can tekrar tiyatroya dönebilecek mi?
8-Yıllardır bu tiyatroya hizmet etmiş bir isim olan,yaptığı işi en iyi şekilde yapmaya çalışan Muhsin Kayar’ı basın bürosunun başından hangi gerekçeyle aldınız?Performansından memnun olmadığınız bir kişiyle neden uzun zaman çalışmayı sürdürdünüz?
9-“Genç Günler” başlığı altında sahnelenen “Leonca Lena”adlı oyunu 2008 repertuvarına koymanız ve sahnelemeniz doğru mudur?Yönetmeliğin 19-B maddesini size hatırlatmam için bir neden bulamıyorum,çünkü siz zaten biliyorsunuz.
10-Din konusunun tartışıldığı ve teması din olan bu oyunda (Leonca Lena)sansür yoluna gittiniz mi?Siz sansüre karşı bir sanatçı değil miydiniz?
11-2008-2009 repertuvarına aldığınız Ragıp Yavuz’un “Deli Dumrul” hikayesinden yola çıkarak yazmış olduğunu beyan ettiği “Mecbur Adam” oyunu yerine,neden Türk tiyatrosunun en önemli yazarı Güngör Dilmen’in “Deli Dumrul” oyununu oynatmadınız?Telif hakkı içerde mi kalsın istediniz?Orijinali ve daha iyisi varken neden dramaturginin bile tartıştığı ve raporunu böyle yazdığı bir oyunu sahnelemekte ısrar ediyorsunuz?
12-Yine repertuvara aldığınız Corialanus adlı oyunun neden Ali Taygun çevirisinde ısrar ettiniz?Oysa ki Şehir Tiyatroları tarihinde bu oyunun hep Edebiyat Fakültesi İngilizce semineri sonucu oluşturulmuş çevirisini tercih etmiştir.Bu çeviriyi isteyen ve yapan da dilinizden düşürmediğiniz Muhsin Ertuğrul’dur.1945 ve 1963 yıllarında hep bu çeviriyle sahnelenmiştir Corialanus.Kaldı ki Yılmaz Onay çevirisi de mevcuttur.
Şehir Tiyatroları sanatçılarının çeviri yapması,oyun yazması son derece olumlu bir gelişmedir.Ancak teliflerin çoğunu tiyatro çalışanlarının paylaşmasının bu dönemde olmasını nasıl açıklıyorsunuz?Bunun özel bir nedeni var mıdır?
13-25 oyun oynayan Geçmişten Gelen Kadın adlı oyununun neden oynamadığı ve programda yer almadığı konusunda bir açıklamanız var mı?Size muhalif kişilerin projelendirdiği bir oyun olması gerçeği mi sizin bu oyunu programa koymanıza engel oluyor?
14-Bu ve benzeri bir çok soruyu Şehir Tiyatroları çalışanlarının sorduğunu,olanı biteni sorguladığını ben biliyorum da bilmem siz biliyor musunuz?
15-Ama siz Nisan ayında sanatçıların ve sivil toplum kuruluşlarının şu anda olmayan Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu önünde sizi yuhalamasını da duymamıştınız değil mi?
...

Not:Ben bu sorularımı yasanın bana tanımış olduğu vatandaşlık hakkım olan “(” 27.04.2004 tarih 25445 sayılı resmi gazetede yayınlanan 2004\7189 Bakanlar Kurulu kararı ile yürürlüğe giren,4982 sayılı bilgi edinme hakkı) na dayanarak soruyorum.Çok kısa bir süre önce yine bu yasaya dayanarak aynı soruları ve başka sorularımı da İstanbul Valiliği ve Büyük Şehir Belediyesi üzerinden de sordum Genel Sanat Yöneticisi Orhan Alkaya’ya.Cevap bekliyorum.Ancak yönetim kuruluna sunduğum dilekçenin cevabının dilekçemin konusuyla hiç örtüşmemesi,bu sorularımı kamu oyu ile paylaşmama neden olmuştur.Eğer kendi yönetim kurulumda dilekçelerim değerlendirilmeyecekse,ben de vatandaşlık hakkımı
kullanacağımı beyan ediyorum.

Hülya Karakaş
27 Ekim 2008