15 Şubat 2004

Tiyatronun Tarantino’sundan film gibi oyun: Inishmore'lu Yüzbaşı


Inishmore’lu Yüzbaşı’da Padraic adlı teröristin başından geçenler Tarantino filmlerini aratmayacak bir kurguyla işleniyor. Bir örgüt içi hesaplaşma kesitinde, IRA ve INLA gibi örgütlerin “İrlanda bağımsızlık mücadelesi” dedikleri şeyin aslında masum insanların öldürüldüğü bir kör dövüşü olduğu anlatılıyor. Ezilenler için mücadele ettiğini söyleyen bu örgütlerin, mafya gibi pis işlere bulaştığı, insanları katlettiği mizahi bir üslupla vurgulanıyor.

Oyunun kahramanı Deli Padraic, IRA’nın bile, “fazla deli” olduğu için reddettiği, bu nedenle daha çok şiddet yanlısı olan INLA örgütüne katılmış bir militandır. En azılı teröristleri bile dehşete düşüren yöntemleriyle ünlüdür. Padraic zaman içinde INLA’yı da eleştirme noktasına gelmiş, “örgütten kopma”yı, kendi örgütünü kurmayı düşünmeye başlamıştır.

Deli Padraic’in iki büyük tutkusu vardır: kedisi Arap ve İrlanda bağımsızlık mücadelesi.

Padraic, bir dizi bombalama eylemi için köyünden ayrılırken kedisi Arap’ı her zamanki gibi babasına emanet etmiştir. Ancak, Arap bir gün yol ortasında kan revan içinde, ölü olarak bulununca, bu pek çok kişi için sonun başlangıcı olur. Çünkü kaza geçirdiği söylenen Arap’ın ölümü kuşkulu görünmektedir.

Babası, Padraic’e bu kötü haberi nasıl verecektir? Telefonda Padraic’e ancak Arap’ın hastalandığın söyleyebilir. Padraic için kedisi bir yana, dünya bir yanadır. Arap’ın hastalandığını duyar duymaz, durumunu kendi gözleriyle görmek için hemen Inishmore’a döner. Arap’ın öldüğünü öğrenince de adeta kudurur… Tabii ki bu noktadan sonra kan gövdeyi götürür. Padraic’in intikamı acı olacaktır. Oyun, hem ürkütücü hem komik sürprizlerle gelişir.

Gerilim, dolantı içinde dolantı, sürpriz, tuzak, rehin alma, sahnede patlayan silahlar, izleyicinin gözü önünde testereyle kıtır kıtır kesilen insanlar… Şiddet, kan, küfürlü konuşma gibi motiflerin tiyatroda pek rastlanmadığı kadar “yüksek dozda”, abartılı biçimde kullanıldığı oyunda, izleyici tanık olduğu korkunç manzara karşısında bir yandan ürperirken, öte yandan gülmekten kırılıyor.

Tiyatro özlemimizi gideren bu eğlenceli oyun, ele aldığı konuyu değerlendirişi bakımından ne yazık ki pek sığ. Inismore’lu Yüzbaşı’ya bir şiddet ya da terör eleştirisi demek zor. Çünkü yazar, inandırıcı ve tutarlı olma kaygısı duymadan doğrudan doğruya IRA ve INLA örgütlerini hedef almış, onları hasım olarak görmüş; karikatürize edilmiş bir dünya ve karikatürize edilmiş karakterler yaratarak söz konusu örgütlerle alay etmiş, o kadar. Bunu yaparken nesnel davranmamış. Sözgelimi Britanya ordusunun 13 sivil İrlandalıyı öldürmekle suçlandığı Kanlı Pazar olayı oyunda yasak savarcasına bir iki kelimeyle, üstü örtülü bir şekilde geçiştirilirken, idealist bir devrimci olarak çizilen Padraic, inandığı mücadele için yaptığı eylemlerden, durup dururken, “işçilere, emeklilere kurşun yağdırmak” diye söz edebiliyor. Böyle olunca da Inismore’lu Yüzbaşı bütün başarısına rağmen inandırıcı ve derin bir oyun olamıyor. Oysa bir oyunun komedi olması ya da karikatürize edilmiş bir dünyayı yansıtması, inandırıcı ve tutarlı olmasını engellememeli.

Inismore’lu Yüzbaşı’nın yönetmeni, aynı zamanda çevirmeni olan Mehmet Ergen, oyun ile izleyiciyi başarıyla buluşturuyor. Ergen, oyunla, yazarla didişmemiş. Oyunu da, yazarı da karşısına almamış. “Yönetmen tiyatrosu” olarak adlandırdığımız, reji yapmayı bir “yönetmenlik şovu” fırsatı, “kuş kondurma” şansı olarak gören anlayışa pabuç bırakmamış. Mehmet Ergen, ülkemizde moda olduğu şekliyle işin kolayına kaçıp tiyatroyu sirke çevirmemiş, cambazlık yapmamış. İzleyiciyle oyun arasında sahici, etkileyici bir ilgi, bir bağ kurmayı başarmış. Oyuna sadık kalarak oyunun, oyuncuların var olan zenginliklerini ortaya çıkarmaya çalışmış. Absürd diyebileceğimiz kadar abartılı bir uslubu olan bu oyunu, izleyiciye “hadi or’dan sen de, bu saçmalık” dedirtmeden, işi sululuğa dökmeden iki saat boyunca izletmeyi başarmak hiç de göründüğü kadar kolay değil. Mehmet Ergen zor olanı seçmiş, bu zorluğun üstesinden gelmeyi de başarmış.

Inismore’lu Yüzbaşı, oyuncular için de keyifli bir oyun. Bu keyfin oyunculuk performansını olumlu etkilediği görülüyor. Tüm oyuncular rollerini sevmiş, rollerine yakışmış. Mehmet Birkiye’yi, Engin Hepileri’yi, Yeşim Koçak’ı çok kısa bir süre önce yine Kent Oyuncuları tarafından sahnelenen Aşk Çemberi isimli oyunda izlediğimiz halde, bu oyunda Donny, Davey, Mairead olarak hiç yadırgamıyoruz. Çünkü gerçekten de karşımıza bambaşka karakterler olarak çıkıyorlar. Bu onların başarısın gösteriyor. Deli Padraic olarak başrolde Hakan Gerçek, Christy rolünde Cengiz Bozkurt, Joey rolünde Bartu Küçükçağlayan, Brendan rolünde Okan Yalabık, James rolünde Bülent Şakrak bu unutulmayacak oyunda başarılı oyunculuklar sergiliyorlar.

Zeki Sarayoğlu mütevazı dekor tasarımıyla, Yüksel Aymaz ışık tasarımıyla, Cüneyt Yamaner de özgün müziğiyle, oyunun atmosferini yansıtan, aksiyonu destekleyen çözümler üreterek oyunun başarısında pay sahibi olmuşlar.

Inismore’lu Yüzbaşı izlemeye değer, kaçırılmaması gereken bir oyun. Emeği geçenlere, izleyenlere ne mutlu!

(NOT: Bu yazı daha önce, Cumhuriyet gazetesinin eki olan Pazar Dergi’de kısaltılarak yayımlanmıştır.)