1 Mart 2001

Doğrusu [BİLGE KARASU ÜNLÜ “türk kadın hikâyecisi”(*) DEĞİLDİR] olacak

Bilge Karasu’nun “Sevilmek” adlı radyo oyununun, sanki Bilge Karasu yapıtını radyo oyunu olarak tanımlamamış gibi, Aksanat Prodüksiyon Tiyatrosu tarafından sahne oyunu olarak sergilenmesinin, sonucu ne kadar “başarılı” ve “faydalı” olursa olsun, Bilge Karasu’ya, yapıtına ve okurlarına karşı yapılmış bir haksızlık olduğu ana düşüncesini işlediğim, Tiyatro... Tiyatro... Dergisi’nin Ocak-Şubat 2001 sayısında yer alan eleştiri yazımın yukarıdaki gibi BİLGE KARASU ÜNLÜ “türk kadın hikâyecisi” (*) DEĞİLDİR olması gereken başlığı, tamamen benim dışımdaki nedenlerle hatalı olarak yayımlanmıştır.

Bu durumda önce, yazının başlığının düzeltilerek tamamının tekrar yayımlanmasının en doğrusu olacağını düşündüm. Ancak okuyucuların, içinde dört sayfalık bir tekrar yazısı olan dergiye para vermelerinin de haksızlık olacağını düşünerek bundan vazgeçtim. Öte yandan yazıyı o haliyle, hatalı başlıkla okumuş olanlara ve o sayıyı hatalı başlıkla alanlara da haksızlık etmek istemedim. Hem bu okuyuculara haksızlık etmemek için, hem de yazının başlığı içeriği ile doğrudan ilişkili olduğundan sadece bir “başlık düzeltmesi” yeterli olamayacağı için, o yazıdaki düşüncelerimi kısaca özetlediğim bu açıklamayı yazmayı uygun buldum.

BİLGE KARASU ÜNLÜ “türk kadın hikâyecisi” (*) DEĞİLDİR şeklindeki başlığı Sabah Gazetesi’nin verdiği Meydan Larousse Büyük Lugat ve Ansiklopedi’de yer alan, çok önemli, benim “çok anlamlı” olarak nitelediğim bir “gaf”a dikkat çekmek için özellikle kullanmıştım. Çünkü, hazırlanmasında önemli kültür insanlarımızın görev aldığı, Sabah Gazetesi’nin verdiği Meydan Larousse Büyük Lugat ve Ansiklopedi’de Bilge Karasu’nun “türk kadın hikâyecisi.” olduğu yazıyordu. Bu korkunç bir hataydı. Kötü bir hataydı. Talihsiz bir hataydı. “Çok anlamlı” bir gaf’tı.

Aslına bakarsanız bu, Bilge Karasu isminin ne yazık ki muhatap olduğu “çok anlamlı” olarak nitelediğim “gaf”ların ilki de değildi. Daha önce Cumhuriyet Gazetesi Kültür Sanat sayfasında yayımlanan -evet, hem de Cumhuriyet Gazetesi’nde, evet, hem de Kültür Sanat sayfasında- Barış Pirhasan’la yapılan, Cumhur Canbazoğlu imzalı bir söyleşide de defalarca, Bilge Karasu yerine Bilge Olgaç yazılmıştı. Dahası bu “gaf” hemen ertesi gün düzeltilmemiş, yazı yayımlandıktan ancak iki gün sonra bir “özür” yayımlanmıştı.

Bilge Karasu’nun “Sevilmek” isimli radyo oyununun Aksanat Prodüksiyon Tiyatrosu’ndaki yapımı üzerine yazdığım, sahnelemek ve üzerine yazı yazmak için, Bilge Karasu gibi “ne yaptığını çok iyi bilen” bir yazarın radyo oyununu seçen insanların daha titiz olmaları gerektiğini vurguladığım eleştiri yazımın başlığını özellikle BİLGE KARASU ÜNLÜ “türk kadın hikâyecisi” (*) DEĞİLDİR olarak seçmiştim. Çünkü hem Işıl Kasapoğlu’nun sahnelemesi, hem de bu sahnelemeyi yücelten, yüceltme dozunu fazla kaçıran değerli hocalarım Sevda Şener ve Ayşegül Yüksel imzalı eleştiri yazıları bana bu “gaf”ları çağrıştırmıştı. Üstelik bu başlığı kullanarak bir yanlışı da düzeltmiş olacaktım.

Bilge Karasu’nun radyo oyunu olarak yazdığı, Aksanat Prodüksiyon Tiyatrosu’nun sahne oyunu olarak gerçekleştirdiği “Sevilmek” ve bu prodüksiyonu başarılı bulan ve yücelten eleştiri yazılarının bana bu “gaf”ları çağrıştırmasının birkaç nedeni özetle şunlardı.

- Oyun “başarılı” bulunmuştu ama Bilge Karasu gibi “ne yaptığını çok iyi bilen” bir yazarın, bu yapıtını neden radyo oyunu olarak tanımlama gereği duymuş olduğu üzerinde kimse durmamıştı.

- Bilge Karasu’nun ne yapmak istediği yanlış anlaşılmıştı.. Galiba eleştirmenler bile oyun metnine bakma gereği duymamışlardı. Ya da değerli hocalarım Sevda Şener ve Ayşegül Yüksel’in müzik kulakları oyundan oda müziği tadı alacak kadar gelişmişti, ama alto ile soprano’yu, bas ile bariton’u ayırt edecek yetkinliğe ulaşmamıştı.

- Işıl Kasapoğlu için her yazar aynıydı. Yani Bilge Karasu gibi “ne yaptığını çok iyi bilen” bir yazarın bile kendi yapıtını radyo oyunu olarak tanımlamış olmasının hiçbir önemi yoktu. Bu nedenle oyunun prodüksiyon bilgilerinde seyredeceğimiz/seyrettiğimiz oyunun yazarı olarak Bilge Karasu’yu göstermekte bir sakınca yoktu. Çünkü Işıl Kasapoğlu her yazara aynı muameleyi yapmayı yönetmenlik anlayışı sayıyordu.

Burada içeriğine çok az değindiğim, derginin bir önceki sayısında yayımlanan yazımın başlığı ile ilgili bu hatanın bir katlama olduğunu sanıyorum. Okuyucularına ve bana karşı olan sorumluluğunu yerine getirerek, bir yanlış anlamayı ortadan kaldırdığı için Tiyatro... Tiyatro... Dergisi’ne, teşekkür ederim.


(
Mart 2001'de Tiyatro... Tiyatro... Dergisi'nde yayımlandı.)